Translate

Gönül Erleri Bloğunda Ara

29 Eylül 2011 Perşembe

KELİMELER - KAVRAMLAR ... MÜCÂHEDE

 KELİMELER - KAVRAMLAR
MÜCÂHEDE
     Gayretle çalışma, çaba gösterme, nefs ile savaşma, Allah yolunda düşmanla karşı karşıya savaşma. "Ce.he.de" fiilinin mastarı. Diğer adı da cihad'dır. Allah yolunda savaşana da mücahid denir.
     Cihad, Hz. Peygamber'in ifadesiyle şu şekilde vasıflandırılır:
     "Allah'a en sevimli gelen ve en faziletli amellerden birisidir" (Bûhâri, Edeb, I, Cihâd I; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 32);
     "İnsanların en faziletlisi de Allah yolunda malıyla ve canıyla mücâhede eden mü'mindir" (Buhari, Cihâd, 2).
     "Allah yolunda savaşın (mücahede) esas gayesi, Allah'ın dinini yaymak ve onu yüceltmektir" (Buhâri, Tevhid, 28).
     Bu özelliğinden dolayıdır ki Kur'an-ı Kerim'in pek çok yerinde cihada teşvik edilmiş ve şöyle buyurulmuştur:
     "Ey inananlar! Sizi can yakıcı bir azabdan kurtaracak, kazançlı bir yolu size göstereyim mi? Allah'a ve peygamberine inanırsanız; Allah yolunda canlarınızla, mallarınızla cihad edersiniz; bilesiniz, bu sizin için en iyi yoldur. Böyle yaparsanız, Allah günahlarınızı bağışlar; sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerinde hoş yerlere koyar. Büyük kurtuluş budur" (es-Saff, 61/10-12. Ayrıca bk. Mâide, 5/35; Hacc, 22/77-78).
     Hz. Peygamber (sav.)' de konu ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur:
     "Allah yolunda savaşan kimse -Allah kendi yolunda savaşanları daha iyi bilir- Gündüzlerini oruçla gecelerini namazla geçiren kimse gibidir. Allah, kendi uğrunda savaşa çıkan kimseye, şayet ölürse Cennete koymayı ve eğer geri dönerse ganimetle beraber sevap vermeyi garanti eder" (Buhâri, Cihâd, 2, Tevhid, 28).
     Mücahede; kâfirlere, münafıklara, din düşmanlarına ve dinden dönenlere karşı yapılır (Furkan, 25/52; Mümtehine, 60/1; Tahrim, 66/9; Mâlik b. Enes, Muvatta', Zekât, 30). Allah yolunda mücahedenin ilk şartı ise, inanmış olmaktır. Çünkü ayette "İnananlar Allah yolunda savaşırlar, inkâr edenler de tâğut yolunda savaşırlar" (en-Nisa, 4/76) buyurulmuştur.
     Allah yolunda savaşanlar ise gerçekten inanmış olanlardır (bk. el-Hucurât, 49/15). Aynı zamanda onlar birbirlerinin dostudurlar (bk. el-Enfâl, 8/74-75), Allah düşmanlarını dost edinmezler (bk.el-Mümtehıne, 60/1).
     Mücahede, gerçekten inanmış olanların karakteristik özelliğidir. Gerektiğinde Allah yolunda ölmek, onlar için bir şereftir. Çünkü Kur'an-ı Kerim'de "Allah, mü'minlerden mallarını ve canlarını, Cennet kendilerinin olmak üzere satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Bu, Allah'ın üzerine bir borçtur. Gerek Tevrat'ta, gerek İncil'de, gerek Kur'ân'da (Allah, yolunda çarpışanlara cennet vereceğini vadetmiştir)" (et-Tevbe, 9/111) buyurulmuştur. Allah onlardan yanadır" (bk. en-Nahl, 16/110).
     Allah yolunda savaş (mücahede), insanlar için aynı zamanda bir imtihan vesilesidir (Âlu İmrân, 3/142-143; Muhammed, 47/31; et-Tevbe, 9/16). İnanarak Allah yolunda mücadele edenlerle, özürsüz olarak cihada katılmayanlar Allah katında bir sayılmayacak; canlarıyla, mallarıyla cihad edenler mertebece daha üstün tutulacaklardır. Onlar Allah'ın rahmetini ve dolayısıyla Cennetini de umabilirler. Onlar doğru yoldadır. Gerçek mutluluğa erişenler de onlar olacaktır (el-Bakara, 2/218; en-Nisa,4/95-96; et-Tevbe, 9/20, 88; el-Ankebût, 29/69).
     Allah uğrunda savaşanlar netice itibâriyle kendileri için savaşmış olurlar. Çünkü Allah, âlemlerden müstağnidir (el-Ankebût, 29/6) ve "Şüphesiz, inkâr edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine doğru yol belli olduktan sonra Peygambere karşı gelenler, Allah'a hiç bir zarar veremezler. O, onların işlerini boşa çıkaracaktır (Muhammed, 47/32).
     Peygamber Efendimiz, "Mekke'nin fethinden sonra artık hicret yoktur, fakat cihad ve niyet vardır..." (Buhâri, Cihâd, 1) buyurmak suretiyle cihâdın her devirde yapılması gerektiğine işaret etmiştir.
     Kahramanlık olsun diye, ne cesur adammış desinler diye veya gösteriş olsun diye savaşanlardan hangisi Allah yolundadır, sorusuna cevaben de: "Kim Allah'ın şânını yüceltmek için savaşırsa, o Allah yolundadır" (Buhârî, Tevhid, 28) buyurmuştur.
     Şu halde Allah yolunda mücâhede eden kişi niyetinde samimi ve amelinde ihlâslı olmalıdır. Aksi takdirde çabaları boşa çıkabilir.
     İnanan insanın hayatta en çok değer vereceği iki şey Allah ve Rasûlü olmalıdır. Onlar uğrunda yapılacak mücâhedeye hiç bir şey engel olmamalıdır. Yoksa bir gün Allah'ın azâbını beklemek muhtemel olabilir. Bu gerçek, Kur'an-ı Kerim'de şöyle dile getirilmiştir:
"De ki; babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabanız, elde ettiğiniz mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden evler sizce Allah'tan; Peygamberinden ve Allah yolunda savaşmaktan daha sevimli ise, Allah'ın buyruğu gelene kadar bekleyin. Allah fâsık kimseleri doğru yola eriştirmez" (et-Tevbe, 9/24).
     Konuyla ilgili âyet ve hadislerden de anlaşılacağı gibi cihâd, canla ve malla yapılır. Fakat en önemlisi insanın önce kendi nefsiyle mücâhede etmesidir. Çünkü nefsine hâkim olamayan kimse, düşman karşısındaki mağlubiyeti peşinen kabul etmiş demektir. İşte bunun içindir ki "İnananlardan özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile, mal ve canlarıyla Allah yolunda cihâd edenler birbirine eşit değildir." (en-Nisa, 4/95) buyurulmuştur.
     Tasavvufta ise, mücahede nefsi zorluklarla yormak ve onun arzu ve isteklerine karşı çıkmaktır. Daha geniş olarak, makam ve servete, bünyeyi semirtip ruhu öldüren lezzetli nimetlere karşı nefsin tutku haline gelen meylini dizginleyip yavaş yavaş ona karşı çıkmak ve onun varlığını yok etmeye çalışmaktır.
     Kuşeyri: "Tasavvufta, hal ve makam sahibi olmak için harcanan sürekli ve düzenli çabalara mücâhade ve rıyâzât adı verilir" demiştir.
     Allah Teâlâ: "Uğrumuzda mücahede edenlere, mutlaka yollarımızı göstereceğiz" buyurmuştur (İbrahim, 14/12).
     Rasulûllah (s.a.s)'de: "Nefsinin senin üzerinde hakları vardır" buyurarak mücâhade de ölçünün kaçırılmamasını istemiştir. Nefsin haklarını çiğnemek, sebepsiz yere onu zorluklara sürüklemek mücâhade değildir.
     Şeyh Tehânevî, Takrir'inde: "Nefsin istekleri ikidir. Birisi hakları, diğeri duyduğu hazlarıdır. Vücudu ayakta tutabilmek için nefsin hakları korunmalıdır. Nefsin hazları ise, yaşamak için gerekli olmayan fazlalıklarıdır. Mücâhedenin gayesi hazları yok etmek, hakları bırakmaktır" demiştir.
     Nefse karşı çıkmanın bir gayesi olmalıdır. Aksi halde zarar doğurur, mücâhede de sayılmaz. Üzüntü ve kedere tahammül, mücâhedenin yüksek derecelerindendir. İnsan mücahide ile huylarını kökünden söküp atamaz. Onları faydalı hale getirir.
     Nitekim Rasulüllah (s.a.s): "Birinin tamamen huyundan vazgeçtiğini duyarsanız inanmayınız" buyurmuştur. Bununla birlikte, ruhi hayat, mücâhede ve riyazatla elde edilir. Fakat mücâhede, varılması istenen bir gaye değil, bir tedbir ve tesellidir.
   Mücâhide ve riyazat üç maksatla yapılır.  
   1-  Takva ve vera sahibi olarak Cehennem'den kurtulmak.
   2-  Kur'an ve Sünnet ahlâkını huy haline getirerek Cennet'e girmek ve mutlu olmak.
   3-  Gayba engel olan perdeleri kaldırarak, manevi alemi seyretmek ve ilâhi tecelliyi 
        müşahede etmek.
Şamil İslam Ansiklopedisi
Ahmet GÜÇ

T.C KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI’ndan Profesyonel Turist Rehberliği Kursu Duyurusu

T.C KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI’NDAN DUYURU
Profesyonel Turist Rehberliği Kursu
     Bakanlığımızca Edirne, İzmir ve Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlükleri bünyesinde ülkesel nitelikte Profesyonel Turist Rehberliği Kursları açılacaktır.

    

KURSLARIN NİTELİĞİ
-Edirne’de; Yunanca, Macarca, Bulgarca, Sırpça Hırvatça, Boşnakça, Makedonca ve Arapça
-İzmir’de; Norveççe, İsveççe, Romence, Fince, Danimarkaca, Slovakça, Çince, Japonca, İspanyolca, İtalyanca, Hollandaca, İbranice, Gürcüce, Lehçe, Çekçe, Korece, Portekizce ve Urduca

-Antalya’da;, Arapça, Farsça, İspanyolca, Norveççe, İsveççe, Rusça, Slovakça, Lehçe ve Çekçe  dillerinde yapılacaktır.


SINAV YERİ VE SINAV TARİHLERİ


Sınav Yapılacak İl   Sınav Tarihi

Edirne                     21-25 Kasım 2011
İzmir                       28 Kasım-02 Aralık 2011
Antalya                    05-09 Aralık 2011

(Sınav yer ve saatleri Bakanlığımız web sayfasında ayrıca duyurulacaktır)


SINAVLARIN ŞEKLİ

Sınavlar, Profesyonel Turist Rehberliği Yönetmeliğinin 15. maddesine göre yapılacaktır


SINAVLARA KATILACAK ADAYLARDA ARANACAK KOŞULLAR

-Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak
-Sınav tarihi itibari ile 18 yaşını doldurmuş olmak
-En az iki yıllık yüksekokul mezunu olmak ( Yurtdışında öğrenim görmüş olanların denkliğinin Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığınca onaylanmış olması gerekmektedir.)
-Sınava gireceği dili veya dilleri iyi derecede bilmek
-Sabıka kaydı bulunmamak


BAŞVURU İÇİN GEREKLİ BELGELER
-Sınav Başvuru Formu,
-Diplomanın, Geçici Mezuniyet Belgesinin veya öğrenimini yabancı ülkelerde yapmış olanlar için yetkili kurumlardan alınacak denklik belgesinin aslı yahut onaylı örneği,
-Son üç ay içinde çekilmiş iki adet renkli vesikalık fotoğraf,
-Varsa son beş yıl içerisinde alınmış en az (C)  seviyesinde KPDS sonuç belgesinin aslı veya bilgisayar çıktısı,
-Bakanlığımız Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğünün Ziraat Bankası Heykel Şubesi Turizm Gelirleri Kurumsal Tahsilât Kodu 60.00.09 nolu hesabına yatırılacak 120,00 TL (Yüzyirmitürklirası)’ na ait banka dekontu ( Sınavlar için yatırılmış ücretler sınava girilmese dahi iade edilmeyecektir)

BAŞVURU YERİ VE SÜRESİ
Sınava katılacak adayların, aşağıda adresleri yazılı İl Kültür ve Turizm Müdürlüklerinden veya Bakanlığımız Web sayfasından (www.kulturturizm.gov.tr) temin edecekleri Sınav Başvuru Formunu doldurarak başvuru için gerekli belgelerle birlikte, 03-14 Ekim 2011 tarihleri arasında sınava girecekleri İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne şahsen veya posta yolu ile başvurmaları gerekmektedir. (14 Ekim 2011 tarihinden sonraki başvurular ve postadaki gecikmeler kesinlikle kabul edilmeyecektir.)
*Adaylar ancak bir ilde yapılan sınava katılabilirler. Başka dilden veya dillerden olsa dahi diğer illerde açılan sınavlara katılamazlar. Katılmış olanların ikinci ilde katılmış olduğu sınav iptal edilir. Ancak, aynı ilde birden fazla dilden sınava katılabilirler, bunun için de her bir dil için ayrı ayrı ücret yatırmaları gerekir.
* Her aday sınavı girip kazandığı il’de düzenlenen kursa devam etmek zorundadır.
   Diğer illerde devam eden kurslara nakil işlemi yapılmayacaktır.
*Fakülte ve Yüksekokulların Rehberlik bölümü mezunları, sınav açılan illerden sadece birine başvuruda bulunabileceklerdir.

ADAYLARIN BAŞVURACAKLARI ADRESLER
EDİRNE İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ
Devecihan Kültür Merkezi –EDİRNE
Tlf.  ( 0284) -213 02 32- 241 08 54
Faks (0284) – 213 30 76
İZMİR İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ
Akdeniz Mahallesi 1344 Sokak No.2 35210 Pasaport İZMİR
Tlf.    (0232)- 483 51 17 – 483 76 13- 483 62 16
Faks. (0232)- 441 13 98-- 483 42 70
ANTALYA İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ
Anafartalar (Güllük ) Caddesi No:31 Antalya
Tlf-    (0242) 247 76 60 – 247 91 20- 247 99 92

KÜLTÜR VE TURİZM UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAV DUYURUSU ve BAŞVURU FORMU

Kültür ve Turizm Uzman Yardımcılığı
Yarışma Sınav Duyurusu 2011
T.C.KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞINDAN:

KÜLTÜR VE TURİZM UZMAN YARDIMCILIĞI
YARIŞMA SINAV DUYURUSU
    

     Kültür ve Turizm Bakanlığı merkez teşkilatında çalıştırılmak üzere, Genel İdare Hizmetleri Sınıfında 9 uncu dereceden boş bulunan, 55 adet kültür ve turizm uzman yardımcısı kadrosuna atama yapmak amacıyla, Kültür ve Turizm Uzman Yardımcılığı ve Uzmanlığı Sınav, Görev, Yetki, Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre Kültür ve Turizm Uzman Yardımcısı Yarışma Sınavı yapılacaktır.
     Öğrenim dalları itibariyle alınacak kültür ve turizm uzman yardımcısı sayıları aşağıda belirtilmiştir.


1.Grup
     Hukuk Fakültesi mezunlarından 10 kişi
     İktisat, İşletme, Siyasal Bilgiler,
     İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri mezunlarından 40 kişi


2.Grup
İstatistik Bölümü mezunlarından 5 kişi


GENEL TOPLAM : 55 kişi


1- YARIŞMA SINAVINA KATILMA ŞARTLARI:

1.Gruptan sınava katılabilmek için;
En az dört yıllık eğitim veren Hukuk, İktisat, İşletme, Siyasal Bilgiler, İktisadi ve İdari Bilimler fakültelerinden veya buna denkliği yetkili makamlarca kabul edilen yurt dışındaki yüksek öğretim kurumlarından birisini bitirmiş olmak,

Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından 10-11 Temmuz 2010 ve 9–10 Temmuz 2011 tarihlerinde yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavından (KPSS); en az dört yıllık lisans eğitimi veren hukuk fakülteleri veya bunlara denkliği yetkili makamlarca kabul edilen yurt içi veya yurt dışındaki yüksek öğretim kurumları mezunlarının, (KPSSP103) puan türünden asgari 80 ve daha yukarı puan almak kaydıyla, en az dört yıllık lisans eğitimi veren İktisat, İşletme, Siyasal Bilgiler, İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri veya bunlara denkliği yetkili makamlarca kabul edilen yurt içi veya yurt dışındaki yüksek öğretim kurumları mezunlarının, (KPSSP53) puan türünden asgari 80 ve daha yukarı puan almak kaydıyla, müracaat edenlerin en yüksek puandan başlanarak sıralanması neticesinde; bölüm itibariyle alınacak kültür ve turizm uzman yardımcısı sayısının beş katı aday arasına girmek.

2. Gruptan sınava katılabilmek için;
En az dört yıllık eğitim veren fakülte veya yüksekokullardan veya bunlara denkliği yetkili makamlarca kabul edilen yurt dışındaki yüksek öğretim kurumlarının, İstatistik Bölümünü bitirmiş olmak,
Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından 10-11 Temmuz 2010 ve 9–10 Temmuz 2011 tarihlerinde yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavından (KPSS) Puan No: KPSSP25’den asgari 80 puan almış olmak kaydıyla; müracaat edenlerin en yüksek puandan başlanarak sıralanması neticesinde; öğrenim dalları itibariyle alınacak Kültür ve Turizm Uzman Yardımcısı sayısının 5 katı aday arasına girmek.

Son sıradaki adayla, aynı puanı almış aday/adaylar da sınava katılmaya hak kazanacaktır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin (A) bendinde yer alan genel şartları taşımak,
“Madde 48 - Devlet memurluğuna alınacaklarda aşağıdaki genel ve özel şartlar aranır.

A) Genel şartlar:
1. Türk Vatandaşı olmak,
2. Bu Kanunun 40 ncı maddesindeki yaş şartlarını taşımak,
3. Bu Kanunun 41 inci maddesindeki öğrenim şartlarını taşımak,
4. Kamu haklarından mahrum bulunmamak,
5. Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak.
6. Askerlik durumu itibariyle;
a) Askerlikle ilgisi bulunmamak,
b) Askerlik çağına gelmemiş bulunmak,
c) Askerlik çağına gelmiş ise muvazzaf askerlik hizmetini yapmış yahut ertelenmiş veya yedek sınıfa geçirilmiş olmak,
7. 53 üncü madde hükümleri saklı kalmak kaydı ile görevini devamlı yapmasına engel olabilecek akıl hastalığı bulunmamak.”
— Sınavın tarihi itibariyle otuz beş yaşını doldurmamış olmak,
— Uzman yardımcılığı sınavına bir defadan fazla katılmamış olmak, şartları aranır.
Yarışma sınavına, öğrenim dalları itibariyle alınacak her bir uzman yardımcısı kadro kontenjanı için Bakanlıkça öngörülen sayıda başvurunun olmaması halinde kadro ve ihtiyaç durumuna göre öğrenim dalları arasında sayısal belirleme ve değişiklik yapma yetkisi Bakanlığa aittir.


2- BAŞVURU ŞEKLİ VE YERİ:
Yarışma sınavına katılmak isteyen adaylar, birinci maddede belirtilen koşulları taşımaları şartıyla; Atatürk Bulvarı No:29 Opera/ANKARA adresinde bulunan Bakanlığımız Personel Dairesi Başkanlığından veya http://www.kulturturizm.gov.tr/ adresinden temin edecekleri başvuru formunu doldurarak, istenilen belgeler ile birlikte 14/10/2011 tarihi mesai saati bitimine kadar Personel Dairesi Başkanlığına bizzat veya posta yoluyla başvurmaları gerekmektedir. Ancak, posta yoluyla yapılan başvurularda istenilen belgelerin son başvuru tarihine kadar Bakanlığa ulaşmış olması, başka bir ifadeyle Bakanlık kayıtlarına girmiş olması gerekir. Postadaki gecikme nedeniyle son başvuru tarihinden sonra Bakanlığa ulaşan/kayıtlarına giren başvurular işleme alınmayacaktır.

Başvuru formları ve eki belgelerin incelenmesi sonucu yabancı dil sınavına katılmaya hak kazanan adayların listesi 19/10/2011 tarihindenitibaren www.kulturturizm.gov.tr internet adresinde ve Atatürk Bulvarı No:29 Opera/Ankara adresi ile İnönü Bulvarı No:5 Bahçelievler/Ankara adresinde bulunan Bakanlık hizmet binalarının girişine asılarak ilan edilecek olup, adaylara ayrıca tebligat yapılmayacaktır.
Sınava katılmaya hak kazanan adayların, 21/10/2011 tarihinde, mesai saatleri içinde Bakanlığımız Personel Dairesi Başkanlığından, fotoğraflı “Sınav Giriş Kartı”nı imza karşılığı şahsen alması gerekmektedir.


3- BAŞVURU SIRASINDA İSTENİLECEK BELGELER:
— ÖSYM tarafından yapılan Kamu Personeli Seçme sınavına ilişkin sonuç belgesi aslı veya Kurumca onaylı örneği,
— İki adet vesikalık fotoğraf (4.5x 6 cm. ebadında, son altı ay içerisinde çekilmiş olan fotoğrafın biri Başvuru Formuna yapıştırılacaktır.),
— Nüfus cüzdanının fotokopisi.
— Yüksek öğrenim diploması/çıkış belgesinin fotokopisi.
— Başvuru formu,

4- SINAVIN ŞEKLİ:
1-Adayların İngilizce, Almanca ve Fransızca dillerinin birinden, seviyelerini ölçmek üzere, test şeklinde yazılı sınav yaptırılacaktır.
2-Yapılan yabancı dil sınavından en az 70 puan alan adaylar, hizmetlerinin gerektirdiği niteliklere sahip olup olmadığı, davranışları, zekâ ve kavrayış durumları, anlatım ve temsil yetenekleri gibi hususlar da dikkate alınarak, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi, Genel Kültür ve Genel Yetenek, Bakanlığın Görev Alanına İlişkin Konular ile öğrenim dalları itibariyle mesleki bilginin alt konularından sözlü sınava tabi tutulacaklardır.


Mesleki Bilginin Alt Konuları:
1. Gruptan Sınava Girecekler için:
Mikro-Makro İktisat, Uluslararası Ekonomik İlişkiler ve Kuruluşlar, Maliye Politikası, Türk Vergi Hukuku, Anayasa Hukuku, İdare Hukuku, Medeni Hukuk (Aile ve Miras Hukuku hariç), Borçlar Hukuku (Genel Hükümler), Ceza Hukuku, Ticaret Hukuku.

2. Gruptan Sınava Girecekler için:
Genel İstatistik, Matematiksel İstatistik, Olasılık Hesapları.


5- SINAV YERİ VE TARİHİ:
1- Yabancı Dil Sınavı: Sınav tarihi, saati ve yeri daha sonra http://www.kulturturizm.gov.tr/  adresinde ve Atatürk Bulvarı No:29 Opera/Ankara adresi ile İnönü Bulvarı No:5 Bahçelievler/Ankara adresinde bulunan Bakanlık hizmet binalarının girişine asılarak ilan edilecek olup, yabancı dil sınav sonuçları da belirtilen adreslerde aynı şekilde ilan edilecektir. Ayrıca yazılı tebligat yapılmayacaktır.
2- Sözlü Sınav: 23/11/2011 tarihinde saat 10:00 da Milli Kütüphane Başkanlığı Yunus Emre Salonu 7. Cadde sonu Bahçelievler/ANKARA adresinde yapılacaktır. Aynı gün bitmemesi halinde takip eden günlerde de sözlü sınava devam edilecektir.
Adayların, sınav saatlerinden en az yarım saat önce sınava girecekleri yerde hazır bulunmaları ve yanlarında, “Sınava Giriş Kartı” ile fotoğraflı ve onaylı kimlik belgesi (nüfus cüzdanı, sürücü belgesi veya pasaport) bulundurmaları gerekmektedir.


6- SÖZLÜ SINAVA GİRECEK ADAYLARDAN İSTENİLECEK BELGELER;
Sözlü sınava katılmaya hak kazanan adayların;
a) Her bölge ve iklim şartlarında görev yapmaya engel bir hali bulunmadığına dair yazılı beyanını,
b) Erkek adayların, askerlikle ilişkisinin bulunmadığına dair beyanını,
c) Sabıka kaydının bulunmadığına dair beyanını,
ç) Aday tarafından doldurulmuş güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına ilişkin formu (4 nüsha),
d) Yüksek öğrenim kurumu diploma veya bitirme belgesinin aslı veya Kurumca onaylı suretini,
yapılan yabancı dil sınavında başarılı olduğunun bildirilmesini müteakip 10 gün içinde, Bakanlık Personel Dairesi Başkanlığına elden teslim etmeleri şarttır.
Gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit edilenlerin sınavları geçersiz sayılarak atamaları yapılmaz. Atamaları yapılmış olsa dahi iptal edilir. Bunlar hiçbir hak talep edemezler ve haklarında Türk Ceza Kanununun ilgili hükümleri uygulanmak üzere Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulur.


7- DEĞERLENDİRME:
1- Adayların yabancı dil sınavında başarılı sayılabilmeleri için en az 70 ve daha yukarı puan almaları şarttır.
2- Sözlü sınav konularının ağırlık puanları eşittir.
3- Sözlü sınavda, Sınav Kurulu üyelerince her adaya ayrı ayrı 100 puan üzerinden not verilir ve bunların aritmetik ortalaması sözlü sınav notunu belirler.
Adayların sözlü sınavda başarılı sayılabilmeleri için, konuların her birinden 100 üzerinden en az 50 almak kaydıyla ortalama 70 ve daha yukarı puan almaları şarttır.
4-Yabancı dil sınav puanı ile sözlü sınav puanının toplamının yarısı yarışma sınavı başarı notunu oluşturur. En az 70 ve üzerinde puan alanlar başarılı sayılır.
Adayların, uzman yardımcılığına atanmaları başarı derecesi sıralamasına göre ilgili mevzuat çerçevesinde yapılır.
Yarışma sınavında, öğrenim dalları itibariyle alınacak uzman yardımcısı sayısı kadar adayın başarılı olamaması halinde, kadro ve ihtiyaç durumuna göre öğrenim dalları arasındaki sayısal belirleme ve değişiklik yapma yetkisi Bakanlığa aittir.


8- YARIŞMA SINAVI SONUÇLARININ DUYURULMASI:
Yarışma sınavını kazananların listesi www.kulturturizm.gov.tr internet adresinde ve Atatürk Bulvarı No:29 Opera/Ankara adresi ile İnönü Bulvarı No:5 Bahçelievler/Ankara adresinde bulunan Bakanlık hizmet binalarının girişine asılarak ilan edilecektir. Yarışma sınavını kazanan uzman yardımcısı adaylarına ayrıca yazılı tebligat yapılacaktır.

25 Eylül 2011 Pazar

İSLAM TARİHİ ... BEDİR MUHAREBESİ (2)

 İ S L A M   T A R İ H İ
     Dua ve İbâdet ile Geçirilen Gece
     Harpten bir önceki gece idi. Peygamber Efendimiz, kendisi için yapılan gölgelikteydi. Bütün gecesini Kadîr-i Zülcelâl’e ibadetle geçirmişti. Arkasından, Rabb-i Rahîm’ine ellerini açarak, kâinatı ağlattıracak kadar hazin, arz ve semâya gözyaşı döktürecek ka­dar tesirli şu duasını yaptı:
     “Allahım! Bana yaptığın vaadini yerine getir! Allahım! Bu bir avuç Müslüman mücahit helâk olursa, artık sana yeryü­zünde ibadet edecek kimse kalmaz.” [22]     Resûl-i Kibriya Efendimiz, vakit namazlarında da aynı duayı tek­rarlıyordu. Bu duayı duyan mücahitler ise, heyecanlarından yer­lerinde duramaz hale gel­mişlerdi.

     İki Ordu Karşı Karşıya
     Resûl-i Ekrem, ordusuna âit hazırlıkları tamamlamıştı. O sırada, müşrik or­dusu da Bedir mevkiine çıkıp geldi. Manzara oldukça düşündürücü ve ibretli idi. Zira, birbirleriyle amansızca çarpışacak olanların çoğu akraba idi. Kardeş kardeşle, ba­ba oğulla, dayı ye­ğenle kıyasıya vuruşacaktı. Düşman ordusu artık saf bağlamıştı.
     Peygamber Efendimiz de, gölgeliğinden çıkarak, ordusunu son bir defa dik­katle teftişten geçirdi. Her şey istediği gibi düzgün ve intizamlı idi. Ne var ki düşman sayıca ve silahça üstündü. Zâhire bakılırsa, müsâvî bir mücadele ve­ri­le­meyeceği kanaatini uyandırıyordu. Ama mücahitler, asla ümitlerini yi­tir­mi­yor, harbin her şeye rağmen lehlerinde neticeleneceğine gönülden inanı­yor­lar­dı.

     Muhacirlerden İlk Şehit
     Harp âdeti üzere, önce her iki taraftan teke tek çarpışacaklar ortaya çıka­caktı. Fakat müşrikleri heyecana getirmek için ortaya atılan Amir b. Hadremî, harp usûlüne muhalefet ederek, mücahitlere doğru bir ok attı. Ok, muhacir Müslümanlardan Mihca Hazretlerine isabet etti ve orada İslam ordusu ilk şehi­dini verdi. Resûl-i Ekrem, “Mihca, şehitlerin efendisidir” buyurarak İslam’ın bu ilk şe­hidini tebcil etti.
     Mihca Hazretlerinin şehâdeti havayı birdenbire elektriklendirdi. Bu sırada müşrik ordusundan, Rabiaoğulları Utbe ve Şeybe ile Ut­be’­nin oğlu Velid or­taya atılarak er dilediler.
Benî Neccâr’dan Afra isminde bahtiyar İslam kadınının yedi oğlu vardı ve yedisi de Bedir’de hazır bulunuyordu. Onlardan ikisi, Mu­az ve Avf ile Re­sû­lul­lah’ın şâiri Abdullah b. Ravaha Hazretleri onlara karşı çıktılar.
     Resûl-i Kibriya Efendimiz, Müslümanlarla müşrikler arasındaki bu ilk çar­pışmada, ensarın müşriklerle karşılaşmasını arzu etmiyordu.
     Müşrikler, “Siz kimlersiniz?” diye sordular. Onlar, “Ensardan filan ve filanız” diye cevap verdiler. Müşrikler, “Bizim sizinle işimiz yok. Biz, Ab­dül­mut­ta­liboğullarından, am­ca­larımızın oğullarıyla çarpışacağız” dediler. Sonra da Peygamber Efendimize hitaben, “Yâ Muhammed! Sen, bizim karşımıza, kavmimizden den­gi­miz olanı çıkar!” diye konuştular.
     Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz, ensar gençlerine saflarına dön­me­le­rini emir buyurdu ve kendilerine dua etti. Sonra da, “Kalk yâ Ubeyde! Kalk yâ Hamza! Kalk yâ Ali!” diye emretti. [23]

     Müşriklerin Yere Serilmeleri
     Resûl-i Kibriya Efendimizden emir alan adı geçen üç kahraman sahabe, derhal kalkıp meydana çıktılar. Miğferli oldukları için, Utbe onları tanıyamadı. “Kendinizi tanıtınız da, dengimiz olup olmadığınızı bilelim! Dengimiz ise­niz sizinle çarpışalım” diye seslendi.
Üç kahraman sahabe de isim ve şöhretlerini söyleyince, müşrikler, “Evet, sizler bizim şerefli denklerimizsiniz. Buyurun!” deyip kılıçlarını sıyırdılar.
     Ubeyde b. Hâris, Utbe b. Rabia’yla; Hz. Hamza, dengi Şeybe b. Rebîa’yla ve Hz. Ali ise, Velid b. Utbe’yle çarpışacaktı.
     Böyle Ku­reyş ileri gelenlerinden bahadırlıklarıyla meşhur olan altı büyüğün mübarezeleri, o vaktin hükmüne göre seyre değer hadiselerden sayılırdı. Buna bi­naen, iki taraf, cenge hazır, kiminin ok yayı elinde ve kiminin eli kılıcının kab­zasında olduğu halde, bu bahadırların vuruşmasına göz dikip temâşâya dur­dular.
     Teke tek vuruşma şimşek süratiyle başladı. Hz. Hamza ile Hz. Ali, birer ham­lede hasımlarını yere serip öldürdüler. Hasımlarını bir hamlede öldüren Hz. Hamza ile Hz. Ali, bu sefer dönüp Hz. Ubey­de’nin yardımına koştular. Ut­be’nin de işini bitirerek, Ubeyde Hazretlerini alıp Resûl-i Kibriya Efendimizin huzuruna getirdiler.
     Ayağından yaralı, kanlar içinde olan Hz. Ubeyde, Peygamber Efen­dimizin huzuruna geldiğinde, “Yâ Re­sû­lal­lah, ben şehit miyim?” diye sordu. Resûl-i Ekrem Efendimiz, “Evet, şehitsin” buyurdu ve yerinin Cennetü’l-Firdevs olduğunu müjdeledi. [24]
     Bu müjdeyi alan Ubeyde Hazretleri, ayağının kesilmesini hiçe saydı ve memnun olup, din-i İslam uğrunda çektiği eza ve cefalardan dolayı asla üzül­mediğine dair güzel beyitler söyledi. Yarası fazlasıyla ağır olduğundan, Be­dir’den dönülürken yolda vefat etti. Ora­ya defnedildi. [25]
     Adamlarının bir bir yere serildiğini gören müşrikleri, büyük bir dehşet sar­dı. Birdenbire ne yapacaklarını şaşırır hale geldiler. Ebû Cehil ise, onları te­selli etmeye, toparlamaya çalışıyordu.
     Allah yolunda çarpışmayı “en büyük şeref” telâkki eden Müslüman müca­hitler ise, adeta heyecanlarından yerlerinde duramaz hale gelmişlerdi. Bir an evvel muharebeye başlamak, müşriklere had­lerini bildirmek istiyorlardı.
     Resûl-i Kibriya Efendimiz, adeta mücessem iman halini almış bu bir avuç mücahidin haline bakarak, Cenab-ı Hakk’a şöyle içli niyazda bulundu:
     “Allahım! Onlar yaya ve yalın ayaktırlar; Sen, onlara binecek ver! Allahım! Onlar çıplaktırlar; Sen, onları giyindir. Allahım! Onlar açtırlar; Sen, onları doyur! Allahım! Onlar fakirdirler; Sen, onları fazlın ve keremin ile zengin eyle!” [26]
     Sonra da, dilinden düşürmediği duasını tekrarladı: “Allahım! Bana yaptığın vaadini yerine getir! Allahım! Bu bir avuç mücahidi he­lâk edersen, artık Sana yeryüzünde ibadet edecek kimse kalmaz!”
Notlar:
[22] Taberî, Tarih, c. 2, s. 269.
[23] İbn Hişam, a.g.e., c. 2, s. 277; İbn Sa’d, a.g.e., c. 2, s. 17.
[24] İbn Sa’d, a.g.e., c. 2. s. 17.
[25] İbn Abdi’l-Berr, el-İstiab, c. 3, s. 1021.
[26] İbn Sa’d, a.g.e., c. 2, s. 20.

22 Eylül 2011 Perşembe

İSLAM İLMİHALİ ... Altıncı Bölüm: NAMAZ ... 3) NAMAZ ÇEŞİTLERİ

İ S L Â M   İ L M İ H A L İ
Altıncı Bölüm: Namaz
3) NAMAZ ÇEŞİTLERİ
     Hanefîler dışındaki çoğunluk, vâcip hüküm kategorisini kabul etmedikleri için namazı genel olarak farz ve nâfile şeklinde iki gruba ayırmışlardır.
     Hanefîler'e göre ise namazlar:
     a) farz,
     b) vâcip,
     c) nâfile olmak üzere üç çeşittir.
     Bununla birlikte Hanefîler arasında farklı gruplamalar da bulunmaktadır. Bunlardan birine göre namazlar;
     a) Allah'ın farz kıldığı (mektûbe) namazlar,
     b) Hz. Peygamber'in sünnetiyle sabit olan (mesnûn) namazlar,
     c) nâfile namazlar olmak üzere üç çeşittir.
     Hz. Peygamber'in sünnetiyle sabit olan namazlar da vâcip olan ve vâcip olmayan kısımlarına ayrılır.
     A) FARZ NAMAZLAR
     Farz olan namazlar, aynî farz (farz-ı ayın) ve kifâî farz (farz-ı kifâye) olmak üzere ikiye ayrılır. Farz-ı ayın olan namazlar yükümlülük çağındaki her müslümana farz olup, her biri ayrı ayrı bunu yerine getirmekle mükelleftir. Farz-ı ayın olan namazlar, her gün beş vakit namaz ve her hafta cuma günleri kılınan cuma namazından ibarettir.
     Günlük farz namazlar sabah namazı 2 rek`at, öğle namazı 4 rek`at, ikindi namazı 4 rek`at, akşam namazı 3 rek`at ve yatsı namazı 4 rek`at olmak üzere toplam 17 (on yedi) rek`attır.
     Cuma namazı, cuma günü öğle namazının vaktinde cemaatle kılınan ve farz olan kısmı 2 rek`at olan bir namazdır. Cuma namazı kılınınca ayrıca öğle namazı kılınmaz.
     Farz-ı kifâye olan namaz ise, bir müslüman öldüğünde başta yakınları, komşuları ve tanıyanları olmak üzere müslümanlarca kılınması gereken cenaze namazıdır. Bu namazı birileri kılınca öteki müslümanlar cenaze namazı kılmadıkları için sorumlu olmazlar. Sevap ve fazileti ise namazı kılanlar elde etmiş olurlar.
     B) VÂCİP NAMAZLAR
     Vâcip namazlar, vâcip oluşu kulun fiiline bağlı olmayan (li-aynihî vâcip) ve vâcip oluşu kulun fiiline bağlı olan vâcip (li-gayrihî vâcip) olmak üzere iki kısımdır. Yatsı namazından sonra kılınan üç rek`atlık vitir namazı ile ramazan ve kurban bayramı namazları birinci grupta yer alır. Tilâvet secdesi de, her ne kadar namaz olmayıp bir secdeden ibaret olsa da, bu gruba sokulmaktadır. Ayrıca çoğunluk tarafından sünnet kabul edilmekle birlikte, bazı Hanefîler'in vâcip saydıkları küsûf namazı da (güneş tutulduğunda kılınan namaz) bu gruba girer.
     İkinci grupta ise nezir namazı, sehiv secdesi ve ifsat edilen nâfile namazın kazâsı yer alır. Nezir namazı, esasen gerekli ve görev olmamakla birlikte, kişi bir vesileyle namaz kılmayı adadığı zaman kendi iradesiyle kendini yükümlü kılmış olur; artık bu yükümlülüğü yerine getirmesi gerekir.
     C) NÂFİLE NAMAZLAR
     Farz veya vâcip olan namazların dışındaki namazlara nâfile namazlar denir ve farz namazların öncesinde veya sonrasında kılınan sünnet namazlar nâfile namaz kapsamında yer alır. Nâfile namazları, sünnet namazların dışında ayrı bir kategori olarak ele alan bilginler de bulunmaktadır. Buna göre namazlar;
     a) farz namazlar,
     b) vâcip namazlar,
     c) sünnet namazlar,
     d) nâfile namazlar olmak üzere dört çeşit olmaktadır.
     Sünnet namazlar, vakit namazları yanında düzenli olarak kılınan sünnetleri (revâtib) ifade etmekte, nâfile namazlar ise düzenli olmayarak çeşitli vesilelerle Allah'a yakınlaşmak ve sevap kazanmak maksadıyla ayrıca kılınan namazları (regaib) ifade etmektedir.
     Sünnet, Hz. Peygamber'in yaptığı ve bir bağlayıcılık ve gereklilik olmaksızın yapılmasını istediği ve teşvik ettiği şeylerdir. Bu anlamda sünnet, hem Hz. Peygamber'in devamlı olarak yaptığı, nâdiren terkettiği şeyleri yani Hanefîler'in ıstılahındaki sünneti hem de devamlı olarak yapmayıp, yapılmasına teşvikte bulunduğu şeyleri (mendup, müstehap) içine almaktadır. Buna göre meselâ sabah namazının farzından önce iki rek`at namaz kılmak sünnet, ikindi ve yatsıdan önce kılınan dört rek`at ise müstehap sayılmaktadır.
     Fakat en doğru ve yaygın gruplama farz ve vâcip namazların dışındaki namazları, genel olarak nâfile başlığı altında ele alıp bunları kendi içinde kısımlara ayıran gruplamadır. Nâfile kelimesinin, farz ve vâciplerin dışında fazladan yapılan işler anlamına gelmesi ve yaygın olarak mendup, müstehap ve tatavvu olarak da adlandırılması bu gruplamanın daha tutarlı olduğunu göstermektedir. Buna göre nâfile namaz ifadesi, bir vakti bulunan sünnetleri (müekked sünnet ve müstehap sünnet) ve vakte bağlı olmayan tatavvu namazları içine alır. Birincisi, sünen-i revâtib, ikincisi regaib türleri olarak adlandırılır. Revâtib, belli bir düzen ve tertip içinde, beş vakit farz namazlarla birlikte ve belli bir devamlılık içinde kılındığı için revâtib adını almıştır. Bu açıdan revâtib sünnetler, düzenli olarak kılınan sünnetler demektir. Bunlar, Hz. Peygamber'in sünnetine uyularak vakit namazlarından önce veya sonra yahut kimisinde hem önce hem sonra kılınan namazlardır. Peygamberimiz'in devam edip etmemesine göre bunların bazıları sünnet-i müekkede, bazıları sünnet-i gayr-i müekkede olarak nitelendirilir. Hanefî literatürde, sünnet-i müekkede olan namazlar kısaca "sünnet", gayr-i müekked olanlar ise "müstehap" veya "mendup" diye adlandırılmıştır. Ramazan ayında yatsı namazından sonra kılınan teravih namazı da, sünnet-i müekkede türünden bir namazdır.
     Revâtib sünnetler dışındaki nâfile namazlar ise regaib adını alır. Bunlar, Hz. Peygamber'in uygulamalarına dayanılarak belirli zamanlarda veya bazı vesilelerle kılınan ya da kişinin kendi isteğiyle herhangi bir zamanda Allah'a yakınlaşmak ve sevap kazanmak amacıyla kıldığı namazlardır. Bunlar gönüllü olarak kendiliğinden kılındığı için "gönüllü (tatavvu) namazlar veya arzuya bağlı namazlar" olarak da adlandırılır. Teheccüd namazı, kuşluk (duhâ) namazı, istihâre namazı, yağmur duası, husûf namazı, küsûf nama-zı, tahiyyetü'l-mescid, tövbe namazı, evvâbîn namazı, tesbih namazı, ihra-ma giriş namazı, yolculuğa çıkış ve yolculuktan dönüş namazı, hâcet nama-zı, abdest ve gusülden sonra namaz regaib türünden nâfile namazlardır.
     İslâm kültüründe sünnet namazlar, özellikle vakit namazlarının öncesinde-sonrasında kılınan sünnet namazlar, farz namazlara hazırlayıcı ve onları koruyucu ibadetler olarak değerlendirilmiş, ayrıca Hz. Peygamber'e bağlı olmanın da bir göstergesi kabul edilmiştir. Bunun için de, bu namazların mümkün oldukça kılınması tavsiye edilmiş ve terkedilmesi kötü bir davranış sayılmıştır. Bununla birlikte, sonuçta farz veya vâcip olmayıp sünnet olduğu için de çeşitli nedenlerle terkedilmesine müsaade ve müsamaha edilmiştir.

21 Eylül 2011 Çarşamba

HADİS-İ ŞERİFLER ... EVDEN ÇIKARKEN VE EVE GİRERKEN OKUNACAK DUALAR

İKİNCİ BÂB: DUANIN KISIMLARI (İki kısımdır)
BİRİNCİ KISIM: SEBEBE VE VAKTE BAĞLI DUALAR (Yirmi fasıldır)
ALTINCI FASIL:
EVDEN ÇIKIŞ VE EVE GİRİŞ DUÂLARI

   1. (1828) -  Ümmü Seleme (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) evinden çıktığı zaman şu duayı okurdu: "Allah'ın adıyla Allah'a tevekkül ettim. Allahım! zillete düşmekten, dalâlete düşmekten, zulme uğramaktan, cahillikten, hakkımızda cehâlete düşülmüş olmasından sana sığınırız".
[Tirmizî, Daavât 35, (3423); Ebû Dâvud, Edeb 112, (5094); Nesâî İstiâze 30, (8,268); İbnu Mâce, Dua 18, (3884).]

   2. (1829) -  Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Evinden çıkınca kim: "Allah'ın adıyla, Allah'a tevekkül ettim, güç kuvvet Allah'tandır" derse kendisine: "İşine bak, sana hidâyet verildi, kifâyet edildi ve korundun da" denir, ondan şeytan yüz çevirir".
[Tirmizî, Daavât 34, (3422); Ebû Dâvud, Edeb 112, (5095); Nesâî, İstiâze (8,268).]

   3. (1830) -  Ebû Mâlik el-Eş'arî (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kişi evine girince şu duayı okusun: "Allahım! Senden hayırlı girişler, hayırlı çıkışlar istiyorum. Allah'ın adıyla girdik, Allah'ın adıyla çıktık, Rabbimiz Allah'a tevekkül ettik". Bu duayı okuduktan sonra ailesine selam versin".
[Ebû Dâvud, Edeb, 112, (5096).]

YEDİNCİ FASIL: OTURMA-KALKMA DUALARI


    1. (1831) -  Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) hazretleri buyurdular ki: "Kim, malâyânî konuşmaların çok olduğu bir yere oturur da, oradan kalkmazdan önce şu duayı okursa bu yerde oturmaktan hasıl olan günahından arınmış olur:
Allahım! Seni hamdinle tesbih ederim. Senden başka ilah olmadığına şehâdet ederim. Senden mağfiret diliyorum, Sana tevbe ediyor (af taleb ediyorum)".
[Tirmizî, Daavât 39, (2329).]

  2. (1832) -  İbnu Ömer hazretleri (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir cemaatte oturduğu zaman, ashâbı için şu duayı okumadan nadiren kalkardı:
     "Allahım! Bize korkundan öyle bir pay ayır ki, bu, sana karşı işlenecek günahlarla bizim aramızda bir engel olsun. İtaatinden öyle bir nasib ver ki, o bizi cennete ulaştırsın. Yakîninden öyle bir hisse lutfet ki dünyevî musibetlere tahammül kolaylaşsın.
     Allahım! Sağ olduğumuz müddetçe kulaklarımızdan, gözlerimizden, kuvvetimizden istifade etmemizi nasib et. Aynı şeyi bizden sonra gelecek olan neslimize de nasib et. İntikamımızı, bize zulmedenlerden almışlardan kıl (mazlumlardan değil). Bize tecavüz edenlere karşı bizi muzaffer kıl. Bize, dinî musibet verme. Dünyayı, ne asıl gayemiz kıl, ne de ilmimizin son hedefi. Bize merhametli olmayanı bize musallat etme."
[Tirmizî. Daavât 73, (3497).]

AÇIKLAMALAR:
1- Korku diye tercüme ettiğimiz kelimenin aslı haşyet'dir. Korku kelimesi haşyeti tam karşılamaz. Çünkü haşyet, ta'zîm beraberinde getiren bir korkudur. Sözgelimi, Allah'a karşı haşyet duyulur, bâbaya karşı da haşyet duyulur ama, düşmana karşı haşret duyulmaz, düşmandan havf edilir. Yani düşmana karşı duyulan korkuda saygı yoktur.

2- Hadiste, Allah'a karşı hissedilecek korkunun farklı derecelerde olacağına dikkat çekiliyor. Aşağı derecelerdeki korku, bir kısım günahların işlenmesine mâni olamamaktadır. Öyle ise kalbte Allah korkusu öyle bir mertebede olmalıdır ki; bu, kalbe bağlı olan bütün uzuvları, Allah'a isyan olan günahlardan durdurabilsin.
     Münavî der ki: "Kalbteki korkunun azlığı nisbetinde meâsiye hücum olur. Korku pek az olur, gaflet istila ederse bu, helâketin alâmetidir. Bu sebepledir ki: "Günahlar (Meâsi), küfrün habercisidir, tıpkı öpme cimanın habercisi, müzik zinanın habercisi, nazar aşkın habercisi, hastalık ölümün habercisi olduğu gibi. Meâsinin (günahların) akılda, bedende, dünya ve ahiret işlerinde, Allah'tan başka kimsenin sayamayacağı kadar pek çok çirkin, kötü ve zararlı eserleri vardır."
3- Hadiste ifâde edilen diğer bir noktaya göre, dünyevî musibetlere tahammül işi, herşeyden önce bir inanç işidir. Kuvvetli bir inanç, bunları kolayca geçiştirmeye yardımcıdır. İstenen yakîn Allah inancıyla ilgilidir. Yâni kişi, Allah'ın varlığı, gelen müsibetlerin Allah'ın takdiriyle olduğu ve bu İlâhî takdiri geri çevirebilecek hiçbir gücün bulunmadığı ve keza Allah'ın takdir ettiği şeylerin bir maslahata, bir hikmete binâen olduğu, kişiye mutlaka bir sevap ve bir salâh getireceği hususlarında yakîn denen kesin inanca ulaşabilirse dünyevî musibetler hafifler ve daha kolay geçiştirilebilir.
4- "İntikamı zulmedenlerden almış kılmak"tan maksad, cahiliye devrinde olduğu gibi zâlimin, suçsuz olan yakınlarından intikam almış olmamayı temennidir. Bilindiği üzere İslam'dan önce Araplar arasındaki âdete göre bir kabileden herhangi bir kimse diğer bir kabileden birini öldürecek olsa, câninin mensup olduğu kabilenin bütün ferdleri suçlu durumuna düşerlerdi. Öldürülen kişinin intikamını almak için kâtilini cezâlandırılması şart değildi. Onun bir yakını veya kabilesinden herhangi birisi öldürülebilirdi. İşte Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) burada "Cahiliyede yapıldığı gibi, bana zulmeden dışında, birisinden, yâni bir mâsumdan intikam almama meydan verme" mânâsında Cenab-ı Hakk'a niyazda bulunmaktadır. Bu davranış bir zulümdür. Allah'ın haram kıldığı bir fiildir. Çünkü âyet-i kerîme'de   وََتَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرَى   "Günah işleyen hiçbir nefs başkasının günahını çekemez" (Fâtır 18) buyurulmuştur.
5- Dinî musibet: Uhrevî sorumluluğa sebep olacak hallerdir ki haramı yemek, ibadetleri terketmek, dinin yasakladığı kumar, zina, içki, faiz gibi haramları işlemek, bâtıl ve sapık inançlara saplanmak, dini yaşamayı engelleyen şartlar v.s. hepsi buraya girer. Allah'a kulluğumuzu zayıflatan, mâneviyatımızı gerileten herşey -büyük olsun, küçük olsun- dinî bir musibettir.
6- Dünyanın asıl hedef olmaması, kişinin yaşamaktaki gâyesinin Allah'ın rızasını kazanmak olmasıdır. Bu maksadla yaşamak için zarurî olan ihtiyaçları te'min etmek gayesiyle çalışmak, dünyanın asıl gâye kılınması değildir. Bu çeşit çalışmak müstehabtır.
Keza, bildiklerimizin hepsi dünyayı kazanma yollarıyla alâkalı olmamalı, âhireti kazandıracak bilgiler de elde etmeliyiz, Resûlullah bunu da talep etmiştir.
7- Son olarak zâlimlere ve kâfirlere karşı mağlup kılınmamamız Cenâb-ı Hakk'tan istenmektedir. Mamafih burada, "zâlimlerin başımızda hâkim olmamaları" da istenmiş olmaktadır. Hatta bu son duayı "kabirde, bize merhamet etmeyerek azap meleklerini musallat etme" mânâsında anlayanlar da olmuştur.
Kütüb-i Sitte . İbrahim Canan

RİYÂZÜ'S SÂLİHÎN'DEN HADİS-İ ŞERİFLER ♥ ✿ܓ ♥ EMÂNETİ YERİNE GETİRMEK - 1

RİYÂZÜ'S SÂLİHÎN'DEN HADİS-İ ŞERİFLER 25- باب الأمر بأداء الأمانة EMÂNETİ YERİNE GETİRMEK - 1 Âyet-i Kerimeler:      1. “...

Gönül Erleri Blogu'na Üye Olabilirsiniz...

Gönül Erleri Blogumuza Email Abonesi Olmak İster misiniz?