26 Ocak 2012 Perşembe

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI İL PLANLAMA UZMAN YARDIMCISI 40 PERSONEL ALACAK

T.C
İÇİŞLERİ BAKANLIĞI
İL PLANLAMA UZMAN YARDIMCILIĞI
GİRİŞ (SÖZLÜ) SINAV DUYURUSU

     İçişleri Bakanlığı taşra teşkilatında Genel İdare Hizmetleri Sınıfından boş bulunan 40 adet İl Planlama Uzman Yardımcı; kadrolarına giriş (sözlü) sınavı ile eleman alınacaktır.


BAŞVURU ŞARTLARI
1- 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 48 inci maddesinin (A) fıkrasında sayılan şartları taşımak,
2- Ekonomi. Maliye. Hukuk, İdari Bilimler. İşletme ve İstatistik alanlarında dört yıl süreli fakülte veya yüksekokullardan veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurt dışındaki en az dört yıl süreli fakültelerden mezun olmak,
3- Giriş(sözlu) Sınavın yapıldığı tarihte 35 yaşını doldurmamış olmak (06/04/1977 tarihinden sonra doğanlar),
4- ÖSYM tarafından 10-11 Temmuz 2010 ve 09-10 Temmuz 2011 tarihlerinde yapılan "Kamu Personel Seçme Sınavı KPSSP31" bölümünde en az 70 ve üzerinde KPSS puanı almış olmak kaydıyla başvuruda bulunanlardan en yüksek puanlı 160 kişi içerisinde bulunmak (160 ncı aday ile aynı puana sahip diğer adaylar da giriş sınavına alınır).

SINAV BAŞVURU ŞEKLİ VE YERİ
1- Adaylar; Bakanlığımızın (www.icisleri.gov.tr) adresli internet sitesinde yer alan İş Talep Formunu elektronik ortamda doldurarak, 20 - 24 Şubat 2012 tarihleri arasında elektronik ortamda müracaat edeceklerdir.
2- II Planlama Uzman Yardımcısı İş Talep Formu, adaylar tarafından elektronik ortamda hatasız ve eksiksiz doldurularak formun çıktısı alınacaktır.
3- Giriş sınavına katılmaya hak kazanan adaylar, bu ilanda belirtilen ve daha sonra belirlenecek tarihler arasında istenilecek diğer belgeler ile birlikte İş Talep Formu çıktısını imzalayarak ve resim yapıştırılmış olarak ilgili sınav bürosuna teslim edeceklerdir.
4- Adaylar başvuru formuna bir defa giriş yapabileceğinden, başvuru formunu dikkatli doldurmaları gerekmektedir
5- Sistemde başvuru formunu doldurup çıktısını aldıktan sonra hatalı giriş yaptığını fark eden adaylar; bir dilekçe ile Personel Genel Müdürlüğü İşlemler Şube Müdürlüğüne (Faks; 0 312 425 61 30, Tel: 0 312 422 41 60-61) müracaat ederek, yeniden giriş yapabilmek için sistemdeki başvurusunun iptal edilmesini talep edebileceklerdir.
6- İlgili sınav bürosunca, hatalı giriş nedeni ile başvurusunun iptal edilerek, yeniden giriş yapmak isteyen adaylara, 24 Şubat 2012 Cuma günü saat 17:30'a kadar elektronik başvuru formuna yeniden giriş yapabilme imkanı verilecektir. 24 Şubat 2012 Cuma günü saat 16:00'dan sonra adayların düzeltme talepleri işleme alınmayacaktır. Sistemden müracaatlar aynı gün saat 17:30 itibari ile sona erecektir.
7- Müracaatlar tamamlandıktan sonra adayların İş Talep Formundaki beyanları kontrol edilecektir.
8- KPSSP31 başarı puan sıralamasına göre kesin olmayan değerlendirme sonuç listesi 27 Şubat 2012 tarihinde Bakanlığımız (www.icisleri.gov.tr) adresli internet sitesinde ilan edilerek duyurulacaktır.
9- KPSSP31 başarı puan sıralamasına göre ilan edilen kesin olmayan değerlendirme sonuç listesine itirazlar 28 Şubat 2012 tarihinde ilgili sınav kuruluna yazılı olarak, itirazda bulunulan hususun belgelendirilmesi şartı ile kabul edilecektir. 28 Şubat 2012 tarihinden sonra Bakanlığımız evrak kaydına veya faksına iletilen itiraz dilekçeleri işleme alınmayacaktır.
10- Sınav kurulunca itiraz üzerine yeniden yapılan inceleme sonucu, ilgili adaya yazılı olarak bildirilecektir, itiraz üzerine sınav kurulunca verilecek kararlar kesindir.
11- 01 Mart 2012 tarihinde giriş(sözlü) sınavına katılacaklara ait kesin sonuç listesi Bakanlığımız (www.icisleri.gov.tr) adresli ınternet sitesinde ilan edilerek duyurulacaktır.
12- KPSSP31 başarı puan sıralamasına göre ilan edilen boş kadro sayısının dört katı aday(160), 12-16 Mart 2012 tarihleri arasında istenilen belgeleri ilgili sınav bürosuna elden teslim edeceklerdir. İstenilen belgeleri süresi içerisinde ilgili sınav bürosuna teslim etmeyen adaylar giriş(sözlu) sınavına alınmayacak olup, bu adaylar herhangi bir hak talebinde bulunamayacaklardır.
13- Gerçeğe aykırı beyanda bulunanlar il Planlama Uzman Yardımcılığı giriş(sözlü) sınavını kazanmış olsalar dahi sınavları geçersiz sayılarak atamaları yapılmayacak, ataması yapılmış olanların ise atamaları iptal edilecektir. Bu adaylar hakkında. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun ilgili hükümleri uygulanmak üzere Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulacaktır.
14- Müracaatlar; elektronik ortamdaki iş talep formu ile alınacağından, posta ile veya bizzat müracaatlar kabul edilmeyecektir.

SINAVIN ŞEKLİ VE KONULARI
Giriş Sınavı; Ekonomi. Maliye, istatistik, Hukuk, idari Bilimler, Türkçe, inkılap Tarihi ve Yabancı dil konularında sözlü olarak tek aşamada yapılacaktır. Sözlü sınav günü. saati ve yeri Bakanlığımızın www.icisleri.gov.tr adresli internet sitesinde ve sözlü sınava alınacak adayların İş Talep Formunda belirttikleri yazışma adreslerine tebligat yapılarak ayrıca bildirilecektir.

SÖZLÜ SINAV SONUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ
Sözlü sınavda adaylara, sınav kurulu başkan ve üyelerinin her biri tarafından ayrı ayrı 100 üzerinden puan verilir. Verilen bu puanların aritmetik ortalaması sözlü sınav notunu teşkil eder. Sözlü sınavda başarılı olabilmek için alınan notun 70'den aşağı olmaması gerekir Sınav kurulu tarafından, adaylar en yüksek puandan başlamak üzere sıralanarak, giriş(sözlü) sınav kesin başarı listesi oluşturulur. 70 ve üzeri puan alan adaylar arasından, kesin başarı puan sıralaması, kadro durumu ve ihtiyaca göre asıl ve yeteri kadar yedek liste düzenlenecektir. Asil olarak sözlü sınavı kazanan adayların atamaları, adayların tercihleri ve başarı sırası esas alınarak Bakanlıkça yapılacaktır.

GİRİŞ SINAV SONUÇLARININ DUYURULMASI
Giriş(sözlu) Sınavını kazananlar, başarı puanı en yüksek olan adaydan başlanmak suretiyle ilanda yer alan boş kadro sayısı kadar asil ve yeteri kadar yedek olmak üzere açıklanır. Başarılı olan adayların listesi, sınav kurulunca Bakanlığın www.icisleri.gov.tr adresli internet sitesinde ve Bakanlığımızın doğu ve batı kapılarında bulunan ilan panolarında asılarak duyurulacaktır.

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI
PERSONEL GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

24 Ocak 2012 Salı

HADİS-İ ŞERİFLER ... İSTİĞFAR, TESBİH, TEHLİL, TEKBİR, TAHMİD VE HAVKALE


HADİS-İ ŞERİFLER
ÜÇÜNCÜ BÂB: DUA YERİNE GEÇEN ZİKİRLER

İKİNCİ FASIL: İSTİĞFAR, TESBİH, TEHLİL, TEKBİR, TAHMİD VE HAVKALE

1. (1880)- Abdullah İbnu Amr İbni'l-Âs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "İki haslet -veya iki hallet-(6) vardır ki onları Müslüman bir kimse (devam üzere) söyleyecek olursa mutlaka cennete girer. Bu iki şey kolaydır. Kim onlarla amel ederse, azdır da... Her (farz) namazdan sonra on kere tesbih (sübhânallah), on kere tahmid (elhamdülillah), on kere tekbir (Allahu ekber) söylemekten ibarettir."
     (Abdullah der ki:) "Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın bunları söylerken parmaklarıyla saydığını gördüm. Resûlullah devamla buyurdular: "Bunlar beş vakit itibariyle toplam olarak dilde yüzellidir. Mizanda bin beş yüzdür. "İkinci haslet" ise yatağa girince Allah'a yüz kere tesbih, tekbir ve tahmid'de bulunmanızdır. Bu da lisanda yüzdür, mizanda bindir. (Her ikisi toplam iki bin beş yüz eder.)"
______________
(6) Hallet de haslet demektir. Râvî hangi kelimenin kullanıldığında şüphe etmiştir.

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sözlerine şöyle bir soru ile devam etti:
"Hanginiz bir günde, gece ve gündüz iki bin beş yüz günah işler?"
"Bunları niye söylemiyelim ey Allah'ın Resûlü?" dediler. Şu cevabı verdi:
"Şeytan, namazda iken her birinize gelir: "Şunu şunu hatırla" der ve namazdan çıkıncaya kadar devam eder. (Bu hatırlatmaların neticesi olarak)  kişi bu tesbihatı terk bile eder. Kişi yatağına girince de şeytan ona gelir (zikir yapmasına imkân vermeden), uyutmaya çalışır ve uyutur da."
[Tirmizî Daavât 25, (3407); Ebû Davud, Edeb 209, (5065); Nesâî, Sehv 90, (3, 74).]

AÇIKLAMA:
1- Bu hadis sübhânallah, elhamdülillah ve Allahü ekber zikirlerinin ehemmiyetini belirtmekte ve bunlara hergün devama teşvik etmektedir.
2- İki hasletin birincisi bu zikirleri, farz namazlardan sonra en az onar kere tekrar etmektir. Farz namaz diye kayıtlıyoruz, zîra rivâyetin bazı vecihlerinde bu kayıt mevcuttur.
İkinci haslet, yatağa girince, uyumazdan önce, tesbih ve tahmidi 33'er kere, tekbiri de 34 kere tekrar etmektir. Ebû Dâvud'un rivâyeti, bu kaydedilen teferruatı ihtivâ eder.
3- Namazlardan sonra yapılan bir günlük tesbihâtın dildeki telâffuz toplamı, 150 (yani 30x50 = 150) olmasına mukabil, kıyamet günü mizanda 1500 olması, her hasenenin -rahmet-i İlâhiye ile - en az on misli katlanacağına binâendir. Zîra âyet-i kerimede: "Kim bir iyilik (hasene) yaparsa ona on katı verilir, bir kötülük yapan ise misliyle cezalandırılır..." (En'am 160) buyurulmuştur.
4- En sonda verilen 2500 rakamı, namazlardan sonra çekilen tesbihlerle -ki 150 idi- yatınca çekilen tesbihlerin -ki 100'dür- toplamı, 250'nin 10'la çarpılmasıyla ede edilmiştir.
Resûlullah gece gündüz içerisinde kim 2500 adet günah işler? diye soruyor. Bu sorunun cevabı: "Bu kadar günah işlenmez..." dir. Öyle ise, sevaplar günahı ortadan kaldırdığına göre tesbihât yoluyla kazanılan 2500 adetlik sevap günahları affettirmiş olacak ve böylece, günahkâr olarak, affedilmemiş günahı kalmış olarak geceleyen kimse kalmayacak demektir.
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın bu hesabı küçük günah işleyenler hakkındadır. Mesela, ateşin odunu yakıp tükettiği gibi hesanâtı yiyip tüketen gıybet nev'inden büyük günahlar bu hesaba girmez.
Resûlullah (aleyhissalatu vesselâm)'ın hesaplamasını anlamada şu âyeti de hatırlamamız faydalıdır: "Muhakkak ki haseneler (sevaplar) seyyieleri (günahları) giderir" (Hûd 114).
5- Ashabın: "Bunları niye söylemiyelim?" şeklindeki sözlerini söyle anlamalıyız: "Bu kadar büyük neticesi olan 150 kadarcık, miktarı az, söylemesi kolay olan zikri mutlaka yaparız, bunu yapmamıza hiç bir şey engel olamaz." Resûlullah, bunların terki hususunda şeytanın iki oyununa dikkat çekiyor:
a) Namaz sırasında insana yanaşıp dünyevî bir kısım meşguliyetler, câzip, nefsânî meseleler hatırlatarak, bir an evvel onların peşine düşmek üzere tesbihâtı terkettirmek.
b) Yatınca da alelacele uyutmak.
Şu halde mü'min, bu iki tuzağa karşı müteyakkız olacak, namazdan sonra tesbihâtı eksiksiz yapmadan seccâdeden ayrılmayacak, yatınca da aynı zikirleri, belirtilen miktarlarda tekrar etmeden uyumayacak.
6- Hadiste açıklanması gereken son bir nokta, namazdan sonra yapılacak tesbihâtın sayısıdır. Burada tesbih, tahmid ve tekbirin 10'ar kere tekrar edileceği söylenmektedir. Halbuki bâzı başka rivâyetlerde bu rakam her biri 33 diye tesbit edilmiştir. Aradaki farkla ilgili açıklama daha önce geçtiği için burada tekrar etmeyeceğiz. (1813 numaralı hadise bakılabilir.)

2. (1881)- İbnu Ebî Evfa (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Bir adam gelerek- "Ey Allah'ın Resûlü! dedi, ben Kur'an'dan bir parça seçip alamıyorum. Bana kifâyet edecek bir şeyi siz bana öğretseniz!"
"Öyleyse, buyurdu, Sübhânallah velhamdülillah, ve lâilâhe illallah, vallâhu ekber, velâ havle velâ kuvvete illâ billâh. (Allahım seni tenzih ederim, hamdler sana mahsustur. Allah'tan başka ilah yoktur, Allah en büyüktür, güç kuvvet Allah'tandır) de."
"Ey Allah'ın Resûlü! dedi, bu zikir Allah içindir. (O'nu senâdır), kendim için dua olarak ne söyleyeyim?"
"Şöyle dua et: "Allahım bana merhamet et, afiyet ver, hidayet ver, rızık ver!"
Adam (dinleyip, kalkınca) ellerini sıkıp göstererek: "Şöyle (sımsıkı belledim!)" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), bunun üzerine:
"İşte bu adam iki elini de hayırla doldurdu!.." buyurdu."
[Ebû Dâvud, Salât 139, (832); Nesâî, İftitâh 32, (2, 143); Hadis Ebû Dâvud'da tam olarak, Nesâî'de kısmî olarak rivâyet edilmiştir.]

AÇIKLAMA:
1- Ebû Dâvud, bu hadisi "Ümmî ve Acemi Olana Kifâyet Edecek Kıraat Miktarı" adını taşıyan bir bâbta zikreder. Şârihler, Resulullah'a gelerek kifayet edecek miktarı soran kimsenin namazda kifayet edecek kıraat miktarı sorduğunu belirtirler. Nitekim hadisin bir başka vechinde: "Ben Kur'ân'dan hiçbir (parçayı henüz tam ezberlemedim) güzel okuduğum kısım yok" demiştir.
Şu halde, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın cevabı, namazda okunabilecek kifâyet miktarı göstermektedir.
Ancak, hadiste cevap olarak gelen zikirler, kıraat olarak yeterli değildir. Bu sebeple ulemâ hadisi şöyle değerlendirirler: "Bu ruhsat bütün zamanlar için muteber olamaz. Zîra bu kelimeleri öğrenmeye muktedir olan bir kimse, şüphesiz Fâtiha sûresini ezberleyebilecektir. Adamın Resulullah'a söylediği sözü, "Şu anda Kur'ân'dan bir şey öğrenmeye kâdir değilim, namaz vakti de girmiş durumda" şeklinde anlamak gerekir." Öyleyse namazı, kendisine söylenen kelimeleri kıraat ederek kılsa bile, namazdan sonra Fâtiha'yı öğrenmesi gerekir. Hattâbî der ki: "Bu meselede asıl olan şudur: Namaz, Fâtiha'sız câiz değildir. Fâtiha'yı okumak onu güzelce okuyabilen kimseye vecîbedir, tam ezberleyememiş olana değil. Bu durumda, bir kimse Fâtiha'yı henüz beceremiyor ve fakat başka sûrelerden becerdiği varsa, ona, becerdiği yerden Fâtiha uzunluğunda yedi âyetlik bir kısım okuması vâcib olur. Fâtiha'dan sonra evlâ olan zikr, Kur'an'dan ona denk olan bir kısımdır. Şâyet ezberleme kapasitesinin yokluğu veya dilinin Arapça'ya dönmemesi veya mâruz kaldığı bir âfet gibi bir sebeple Kur'an'dan bir parçayı ezberleyemeyecek olursa, Kur'an'dan sonra en uygun (evlâ) zikr, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın öğretmiş bulunduğu tesbih, tahmid ve tekbirdir. Zîra Efendimiz: "Kelâmullah'tan sonra efdal olan zikir Sübhânallâhi velhamdülillahi velâ ilâhe illallahu vallahu ekber'dir" buyurmuştur.
2- Adamın, kendisi için Allah'tan ne taleb etmesi gerektiği hususundaki sorusuna Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in cevabı, duada istenmesi gereken şeyler hususunda fevkalâde câmî bir mâhiyet taşımakta ve hatta Resûlullah'tan mervî me'sur duaları âdeta özetlemektedir. Hatırda kalması için tekrar kaydediyoruz.
* Allah'ın rahmeti: Günahları terkettirmek, affetmek.
* Afiyet: Dünya ve âhiret âfetlerinden selâmet.
* Hidâyet: İslam'da sebat ve ahkâma uyma.
* Rızık: Yeterli miktarda helal rızık.
3- Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın tâliminden sonra, adamın davranışıyla ilgili ibâre çok veciz olduğu için şârihler yorumunda bazı farklılıklara yer vermişlerdir. Biz İbnu Hacer'in anladığı tarzı tercümeye aksettirdik: Yâni adam, Resulullah'ın tâlimatını tam olarak ve sağlam bir şekilde öğrendiğini belirtmek için ellerini uzatıp avuçlarını sıkmış ve kıymetli bir şeyi sımsıkı yakalayan bir kimsenin yaptığı gibi: İşte şöyle! diye gösterip: "Sizin bana söylediğinizi ezberledim ve sımsıkı tutuyorum, artık zâyi etmem, unutmam!" demek istemiştir.
4- Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın "Bu adam iki elini de hayırla doldurdu" demesi, adamın dünya için de, âhiret için de gerekli olan hayırları câmî olan bir duaya imtisalinden kinâyedir. Nitekim bu öğretilen hususların ne kadar câmî şeyler olduğunu az yukarda gösterdik.

3. (1882)- Hz. Âişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ölümünden önce şu duaları çok tekrar ederdi: "Sübhânallahi ve bihamdihi,estağfirullahe ve etûbu ileyh. (Allahım seni hamdinle tesbîh ederim, mağfiretini diler, günahlarıma tevbe ederim.)" Ben kendisinden bunun sebebini sordum. Şu açıklamayı yaptı:
"Rabbim bana bildirdi ki, ben ümmetim hakkında bir alâmet göreceğim. Ben onu görünce Sübhânallâhi ve bihamdihi, estağfirullahe ve etûbu ileyh zikrini artırdım. Bu gördüğüm, İzâ câe nasrullahi ve'lfethu... sûresidir."
[Buhârî, Tefsir, Nasr, Ezân 123, 139; Megâzî 50; Müslim, Salât 220, (484).]

AÇIKLAMA:
1- Cenab-ı Hakk'a: "Hamdinle tesbih ederim" demek, "seni tesbih etmeye şahsen muktedir değilim, bunu kendi gücümle yapamam. Şâyet tesbih ediyorsam bu senin lütfun ve hidâyetinledir" demektir. Yâni, Allah'ı tesbih edebilmenin de Allah tarafından verilen bir nimet olduğunu beyandır. Mazhar olunan nimetin "in'am" yani verilme olduğunu bilmek ve bunu, nimeti verene ifâde etmek, hamd ve şükürdür. Öyle ise Cenâb-ı Hakk'a, "Hamdinle tesbîh ediyorum" demek, tesbih edebilmenin de bir lütf-u İlahî olduğunu beyan olmaktadır.
2-Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı çok tesbih, tahmid ve istiğfâra sevkeden şey, Mekke'nin fethinden sonra, insanların fevc fevc, yani kitleler halinde İslam'a girmesidir. Nitekim Resûlullah'ın zikrettiği Nasr sûresinde, Rabbimiz Resûlüne o alâmeti şöyle haber vermiştir: "(Ey Resulüm), Allah'ın yardımı ve zaferi (feth) gelip, insanların Allah'ın dinine akın akın girdiklerini görünce, Rabbini hamd ile tesbih et, istiğfar et (bağışlanma dile). Çünkü O tevbeleri dâima kabul edendir" (Nasr 1-3).

16 Ocak 2012 Pazartesi

KELİMELER - KAVRAMLAR ... MÜŞRİK


 KELİMELER - KAVRAMLAR
MÜŞRİK

     "Ortak (şirk) koşan" kimse. Kelimenin kökünü "ortak koştu" manasını taşıyan eşreka mazi fiili meydana getirir. Bu kelime if'âl bâbındandır ve müşrik kelimesi de eşreka fiilinin ismi failidir. İslami istilahta şirk, Allah Teala (c.c.)'ya inanmakla birlikte, kudret ve kuvvette ona denk başka ilahların da var olduğunu kabul etmek demektir.
     Açıktan açığa, hiç bir engel tanımaksızın Allah(c.c.)'a ortak koşan, birkaç ilahın varlığını kabul edenler "zahirî müşrik" olarak isimlendirilirler. Mecusîler gibi. İslâm dininin esaslarını reddeden, "la ilâhe illallah" akidesini kabul etmeyen ve bunları açıkça ilan edenler de "hakiki müşrik" olarak isimlendirilirler. Yahudi ve Hristiyanlar "hakiki müşrik" grubuna dahil olmaktadırlar. Bilindiği gibi "la ilâhe illallah" akidesi, Allah (c.c.)'tan başka ilah olmadığı, O'nun ortağının, eşi ve benzerinin bulunmadığı esasına dayanır. Yahudi ve Hristiyanlar, bu esası kabul etmeyerek Allah (c.c.)'a şirk koşmuşlardır.
     Allah Teâlâ (c.c.), Yahudi ve Hristiyanların bu tutumları hakkında Kur'ân-ı Kerîm'de; "Yahudiler "Uzeyr Allah'ın oğludur", Hristiyanlar da "Mesih (İsa) Allah'ın oğludur" dediler. Bu, daha evvel kâfir olanların sözlerine benzeterek ağızlarında geveledikleri sözdür. Allah'tan bulsunlar. Nasıl da uyduruyorlar. Bunlar Allah'ı bırakıp bilginlerini, rahiplerini, Meryemoğlu İsa'yı tanrılar edindiler. Halbuki onlar da ancak bir olan Allah'a ibadet etmelerinden başkasıyla emr olunmâmışlardır. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, bunların eş tutageldikleri her şeyden münezzehtir" buyurmaktadır (et-Tevbe, 9/30-31).
     Allah'a (c.c.), şirk koşmanın küfür olduğu hususunda hiçbir şüphe yoktur. Açıkça anlaşılmaktadır ki Allah(c.c.)'a şirk koşmak O'nun ilahlık sıfatını kabul etmemek demektir. Ve Allah Teala (c.c.) Kur'an-ı Kerim'de:
     "Ey iman edenler, müşrikler necistir. Onun için bu yıllarından sonra onlar Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer fakirlikten korkarsanız, Allah dilerse kendi fazlından sizi zenginleştirir. Çünkü Allah gerçek bilicidir, tam hüküm ve hikmet sahibidir. Kendilerine kitap verilenlerden; ne Allah'a, ne ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Rasûlünün haram ettiği şeyleri haram tanımayan, hak dinini din olarak kabul etmeyen kimselerle, ta boyun eğip itaat ederek cizyeyi verinceye kadar savaşın " (et-Tevbe, 9/28-29) buyurarak, müşriklerin necis olduğuna hükmetmekte ve mü'minlerin müşriklere karşı takınmaları gereken tavrı en anlaşılır şekilde gözler önüne sermektedir.
Bu ayette geçen "müşrik"ten maksat, müfessirlerin çoğunluğuna göre, putlara tapanlardır. Zira müşrik kelimesi, Allah(c.c.)'tan başkasını ilah kabul ederek, onlara tapan kimseler için kullanılmaktadır. Kitap ehli ise, her ne kadar kâfir olsalar bile, müşrik olarak kabul edilemezler.
     Bazı âlimlere göre ise "müşrik" kelimesi ister putperest, ister kitap ehli olsun, bütün kâfirleri ifade eder. Çünkü Allah Teâlâ (c.c.) "Yahudiler "Üzeyr Allah'ın oğludur" dediler.
"Hristiyanlar da Mesih (İsa) Allah'ın oğludur" dediler..."Onlar Allah'ı bırakıp bilginlerini, rahiplerini, Meryem oğlu Mesih'i tanrı edindiler... Allah, koştukları eşlerden münezzehtir" (et-Tevbe, 9/30-31) âyeti lâfızlarında, kitap ehlinin de açıkça şirk koştuklarını beyan etmektedir. Bu âyet-i kerimedeki açıklamalardan hareket edilerek, ikinci görüşün sahih olduğu kabul edilmiştir.
     Şirk, Allah Teâlâ (c.c.)'nın bağışlamayacağı bir günahtır. Zira Allah Teala (c.c.); "Elbette Allah kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bundan başkasını dilediği kimseye bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, çok uzak bir dalâlete düşmüş olur" (en-. Nisa, 4/116) buyurmakta ve mü'min kullarını her türlü şirk günahına karşı ikaz etmektedir.
     Ebu Bekr'e (Nufey) (r.a.)'dan Rasulullah(s.a.s.)'ın şöyle dediği rivayet olunmuştur: "Rasulullah (s.a.s.) üç defa "büyük günahların en büyüğünü size bildireyim mi?" buyurdu. Ashab, "evet, bildir yâ Rasûlallah" dediler. Rasulullah (s.a.s.) "Allah'a şirk koşmak, anaya babaya eziyet etmektir" buyurdu. Sonra dayanmakta iken doğrulup oturdu. Hemen; "İyi dinleyin, bir de yalan yere şehadettir" buyurdu. Rasulullah bu sözü durmadan tekrar ediyordu. (O derece tekrarladı ki) hattâ biz "keşke sussa" diyorduk. (Sahih-i Buhârî, Tecrîd-i Sarih tercümesi, VIII, 69, Hadis No: 1148).
     Müşriklerin Kâ'be'ye yaklaşmaları yasaktır. Nitekim Kur'ân'da: "Ey iman edenler, müşrikler necistirler. Artık bu yıllarından sonra Mescid-i Harâma yaklaşmasınlar" (et-Tevbe, 9/28) buyurulur. Çünkü müşrikler İslâm'a göre temizliğe dikkat etmezler, gusletmeleri gerektiğinde yapmazlar, esâsen müşrik olmaları nedeniyle manen pistirler; maddi temizliğe ne kadar dikkat etseler de, manevi pislikten kurtulamazlar. Halbuki Mescid-i Harama girmek için maddî ve manevî temizlik şarttır... Müşriklerin Mescid-i Haram'a ibadet maksadıyla girmeleri kesinlikle yasaktır. Ancak bunun dışında, bazı sebeblerle, Mekke'ye ve Mescid-i Haram'a girmelerine -müslümanların gözetimi altında izin olup olmadığı hususunda imamlar farklı görüşler ileri sürmüşlerdir:
a) İmâm Mâlik'e göre, gerek Mescid-i Haram'a gerekse diğer mescidlere kâfirin girmesi yasaktır.
b) İmam Şafiî'ye göre kâfir özellikle Mescid-i Haram'a sokulmaz. Onun için Şafiî mezhebinde, emiru'l-mü'minin Mekke'de olsa ve müşriklerin elçisi gelse, onu Harem dışında karşılar, Hareme sokmaz. Hattâ bir müşrik gizlice Mescid-i Haram'a girse; hastalanıp ölse ve defnedilse; mümkünse, kemikleri çıkarılır.
c) İmam-ı Azâm'a göre ise, bunlara Mescid-i Haram'da Hac ve Umre yasaklanır. Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar demek, Hac ve Umreye gelmesinler demektir. Diğer mescidlere ve Hac dışında diğer maksatlarla geldiklerinde, müşriklere bazı şartlarla izin verilebilir. Nitekim Rasûlüllah, Mescid-i Nebevi'de, Sakif ve Necran kabilelerinin heyetlerini kabul etmiştir (Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, III, s. 2502).
     İslâm inancına göre müşriklere ve müşrik ataya mağfiret dilenmez. Kur'an'da şöyle buyrulur: "Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra, akraba bile olsalar, müşrikler için mağfiret dilemek Peygambere ve mü'minlere yaraşmaz"(et-Tevbe, 9/113). Çünkü en önemli mesele inançtır. İslâm'ın hareket metodu ve temel kaidesi yalnız inanç bağı çevresinde toplanma temeline dayanır. Kâfirler ve müşrikler ise cehennemliktirler. Onun için bir mü'minin cehennemlik bir müşrike mağfiret isteğinde bulunması doğru değildir. Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği bir hadiste de, Hz. İbrahim (a.s.)'ın kıyamette babası için mağfiret talebinde bulunması üzerine, Cenab-ı Hakkın: "Ya İbrahim, Ben Cenneti kâfirlere haram kıldım" buyuracağı hikâye edilmektedir (Tecrid-i Sarih Tercemesi, IX, s. 109; Ayrıca bk. Mümtehine, 60/4).

     Müşriklere Benzeme
     İslâm her bakımdan diğer dinlerden farklı ve kendine has özellikleri olan bir din olduğu için; bağlılarının şahsiyet sahibi kimseler olarak yaşamalarını ister ve onların başka din mensuplarını taklid etmelerini, onların uydusu olmalarını yasaklar. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s): "Her kim bir topluma benzemeye çalışırsa, o benzemeye çalıştığı toplumdandır" (Ebu Davud, Feyzu'l-Kadir, Hadis No: 8593) buyurur. Hadis yorumcusu Abdurrauf Münavi bu hadisi şöyle açıklar: "Kişi, içiyle dışıyla onları tasvib eder, onların gelenek ve göreneklerini benimser, onlara ait işlerle tanınır, onları yapar, kılık kıyafet ve benzeri işlerde onlarla bütünleşir, onlarla iç içe yaşarsa; onlardan sayılır. Onların düzenlerinin üstünlüklerini kabullenmek onlara benzemektir. Kişi beğendiği, takdir ettiği kimseyi taklid eder, ona uyar, uymaya çalışır."
     İslâm dini ise Yahudilik, Hristiyanlık dahil İslâm dışı bütün düzenlere benzemeyi reddeder. Hattâ Hz. Peygamber açık bir şer ve zarar görülmeyen hususlarda bile onlara benzememeği emir buyurmuşlardır: "Müşriklere (her hal ve hareketinizde) muhalefet ediniz (ve benzemeyiniz). Sakallarınızı bırakınız, bıyıklarınızı kesiniz " (Tecrid-i Sarih Tercemesi, XII, s. 110-111).

     Müşrik Çocukları
     Müşriklerin çocukları, âhirette nereye gideceklerdir"? Cennete mi, Cehenneme mi? Bu konu İslâm bilginleri arasında tartışma konusu olmuştur. Bu görüşler üç noktada toplanabilir:
1- Müşrik Çocukları babalarına tabidir.
2- Müşrik Çocuklarının cennetlik veya cehennemlik oldukları hakkında birşey söylenemez.
3- Müşrik Çocukları cennetliktir.
     Geniş araştırma ve tetkik sahibi İslâm bilginlerine göre, aklı olmayan ve bülûğ çağına erişmeyen çocuklar (müslüman olsunlar-müşrik olsunlar) cennetliktirler. Bunlar "Biz hiç bir akıllı toplumu peygamber göndermedikçe azab etmeyiz" (el-İsra, 17/15) ayetini delil gösterirler.
     Peygamber Efendimiz de bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır: "Hz. Âişe anlatır: "Hz. Hatice (r.a.), Hz. Peygamber (s.a.s)'e müşrik çocuklarının durumunu sordu. Rasulullah; "Babalarıyla beraberdir" buyurdu. Sonra bir kere daha sordu: "Allah'u Teâlâ, nasıl yaşayıp nasıl öleceklerini bilir" cevabını verdi. Sonra üçüncü bir defa daha, İslâm kuvvet kazanmaya başlarken sordu. Bu esnâda; "Yüklü bir kimse, başkasının yükünü yüklenemez; hiç bir günahkâr başkasının günahından dolayı sorguya çekilmez" (el-Fatır, 35/18) âyeti nazil oldu. Bunun üzerine Hz. Peygamber de; "Müşriklerin çocukları İslâm yaratılışındadır (yahut cennettedir) diye cevap verdi..." (Tecrid-i Sarih Tercemesi, IV, s. 593).
ŞAMİL İSLAM ANSİKLOPEDİSİ
Yalçın ÇETİNKAYA

10 Ocak 2012 Salı

Gelir İdaresi Başkanlığı 3000 Gelir Uzmanı Alım İlanı


GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
GELİR UZMANLIĞI
ÖZEL SINAVI DUYURUSU


I- SINAVA İLİŞKİN BİLGİLER
- 25 Şubat 2011 tarihli ve 27857 1’inci Mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un Geçici 9’uncu Maddesi ve Gelir Uzmanlığı Özel Sınavına İlişkin Usul ve Esaslar uyarınca 3000 Gelir Uzmanı kadrosu için özel sınav yapılacaktır.


II- SINAV TARİHİ VE YERİ


- Sınav 18 Şubat 2012 tarihinde saat 10.00’da Ankara ilinde yazılı şekilde ve test usulünde yapılacaktır.
- Sınava katılmaya hak kazanan adaylar ile sınavın yapılacağı adresler Gelir İdaresi Başkanlığı “ www.gib.gov.tr ” internet sayfalarında sınavdan en az 10 gün önce ilan edilecektir.

III- SINAVA BAŞVURU ŞARTLARI

- Gelir İdaresi Başkanlığının merkez veya taşra teşkilatı kadrolarında sınav tarihi itibariyle en az üç yıl görev yapmış olmak (başka kurumlarda geçici görevli olanlar dahil),
- ÖSYM tarafından 10-11 Temmuz 2010 ve 09-10 Temmuz 2011 tarihlerinde yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavlarının birinden, KPSS–49 puan türünde 50 ve üzeri puan almış olmak,
- Üniversitelerin en az dört yıl süreli fakültelerinden veya yüksekokullarından birini bitirmiş olmak,
- 2009 ve 2010 yıllarına ait sicil notlarının olumlu olması (bu yıllarda sicil raporunun düzenlenmemiş olması durumunda bu yıllara ilişkin sicil notları olumlu kabul edilecektir).

IV- SINAV BAŞVURUSU VE ŞEKLİ
- Başvurular, 09 Ocak 2012 tarihinde başlayıp 20 Ocak 2012 tarihinde sona erecektir.
- Başvurular, “Gelir Uzmanlığı Özel Sınavı Başvuru Formu” ile yapılacaktır.
- Başvuru, elektronik ortamda, http://esinav.gib.gov.tr/eSinav/adayGiris.jsp adresinde yer alan Gelir Uzmanlığı Özel Sınavı Başvuru Formunun doldurulması suretiyle yapılacaktır. Başvuru Formunun doldurulması ve iletilmesine ilişkin açıklamalar internet sayfasında yer
almaktadır.

V- SINAV KONULARI

a) 178 sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname,
b) 5345 sayılı Gelir İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun,
c) Vergi Hukuku,
ç) Gider Kanunları,
d) Muhasebe,
e) Vergi Dairesi Başkanlıklarının Kuruluş ve Görev Yönetmeliği,
f) Vergi Daireleri Kuruluş ve Görev Yönetmeliği,
g) Vergi Daireleri İşlem Yönergesi.

VI- DEĞERLENDİRME

- Sınavda, 100 tam puan üzerinden en az 70 puan alanlardan en yüksek puanı alan adaydan başlamak üzere sıralama yapılacak ve ilan edilen atama yapılacak kadro sayısı kadar aday başarılı olmuş sayılacaktır. Ancak, bu şekilde yapılan sıralama neticesinde, başarılı olmuş
sayılan son sıradaki adayla aynı puanı alan adayların bulunması halinde, bu adaylar da başarılı olmuş kabul edilecektir.

VII- SINAV SONUÇLARININ DUYURULMASI VE İTİRAZ
- Sınav sonuçları, İnsan Kaynakları Daire Başkanlığı tarafından sınav bitim tarihini izleyen 20 iş günü içerisinde Başkanlığın  http://www.gib.gov.tr/ internet adresinde duyurulacaktır.
- Sınava katılanlar gerekçelerini belirtmek suretiyle sınav sonuçlarının açıklanmasından itibaren en geç 7 gün içerisinde İnsan Kaynakları Daire Başkanlığına yazılı olarak itiraz edebilirler. İtirazlar, sınav kurulu tarafından incelenerek en geç 15 iş günü içerisinde karara bağlanacak ve sonuç ilgiliye yazılı olarak bildirilecektir.

VIII- DİĞER HUSUSLAR
Elektronik ortamda sınav başvurusunu yapan adaylar, aynı gün bulundukları İldeki ilgisine göre İnsan Kaynakları Müdürlükleri veya Personel Müdürlüklerine, Gelir İdaresi Başkanlığı Merkez Birimlerinde çalışan adaylar ise Sicil ve Mal Bildirimi Müdürlüğüne (96) bir
dilekçe ile başvuracaklar, anılan müdürlükler ise günlük olarak başvuru yapanların ekteki formata uygun şekilde, Başkanlık personeli olarak en az üç yıl görev yapıp yapmadığını (başka kurumlarda geçici görevli olanlar dahil), eğitim durumlarını, 2009 ve 2010 yıllarına ait sicil bilgilerini her gün Sınav Hizmetleri Müdürlüğünün 0312 387 33 59 numaralı faksına göndereceklerdir. Müdürlüklere başvuru yapmayan adaylar sınava kabul edilmeyecektir.
- Gelir Uzmanlığı Özel Sınavına İlişkin Usul ve Esaslar’a göre yapılacak değerlendirme sonucunda başarılı olanlar Gelir Uzmanı olarak atanacaktır. Başarılı olanlardan atanma şartlarını taşımadıkları sonradan anlaşılanların atamaları yapılmayacak, atamaları
yapılmış olsa dahi iptal edilecek ve gerçeğe aykırı beyanda bulunmaktan haklarında yasal işlem yapılacaktır. Atanmaya hak kazanmış olanlardan görevden uzaklaştırılmış olanların, göreve iade edilinceye kadar atamaları yapılmayacaktır.
- Adaylar kimlik tespitini sağlamak için kimlik numarası yazılı olan nüfus cüzdanı, sürücü belgesi veya kurum kimlik kartını sınava gelirken yanlarında bulundurmak zorundadırlar.
Bunlardan herhangi birisini yanında bulundurmayanlar sınava alınmayacaktır.

9 Ocak 2012 Pazartesi

Altıncı Bölüm: NAMAZ ... 9. Konu: CEMAATLE NAMAZ (2. Bölüm)

İ S L Â M   İ L M İ H A L İ
Altıncı Bölüm: Namaz
9. Konu: CEMAATLE NAMAZ
Yukarıdaki mavi renkli başlıklara tıklayıp bir önceki konuları da hatırlayabilirsiniz...
     d) Cemaate Gitmemek İçin Mazeret Sayılan Haller
     Cemaate katılmamak şu durumlarda mubah olur:
     1. Hastalık. Cemaatle namaza katılmamayı mubah kılan mazeretlerin başında hastalık gelir. Âlimler, cemaate katılmamayı mâzur gösteren hastalık için, teyemmümü mubah kılacak derecede olması şeklinde bir ölçü getirmişlerdir. Hastalık için getirilen bu ölçü, cemaatin önemini göstermesi bakımından oldukça yerindedir. Fakat bu ölçü, hastalığı sadece hasta olan kişi açısından, yani onun ayakta durmaya, yürümeye güç yetirip yetirememesi açısından değerlendirmektedir. Hastalık için ölçü getirilirken başkalarına verilecek rahatsızlık ve hastalığın yayılma riski de dikkate alınmalıdır. Meselâ nezle veya grip olan kişi, yukarıda getirilen ölçüye uymaz. Bununla birlikte nezle, grip gibi hastalıklara yakalanmış kişilerin bu halde cemaate katılmaları mekruhtur. Bu şekilde hasta olan kişilerin camiye, mescide gelmeleri, hastalık mikrobunun bulaşması riskini taşıması sebebiyle hem sağlık açısından sakıncalıdır, hem de bu şekilde hasta olan kişiler sürekli olarak öksürmek, burnu akmak, burnunu silmek gibi davranışlar göstereceğinden cemaate katılan öteki kişilerin namazda olması gereken kalp huzurunu ve sükûnunu bozarlar.
     Bu bakımdan, hem kendilerini hem başkalarını rahatsız edecek durumda bulunan kişilerin mescide gelmeyip, namazlarını tek başlarına kılmaları daha uygundur. Nitekim Hz. Peygamber, aynı gerekçeyle "Soğan veya sarımsak yiyen kimse evinde otursun, bizden ve mescidimizden uzak dursun" (Buhârî, "Ezân", 160; Müslim, "Mesâcid", 73) diyerek soğan ve sarımsak gibi ağzı kokutan ve başkalarını rahatsız eden şeyler yiyen kimselerin mescide gelmelerini yasaklamıştır. Bu yasak sadece soğan ve sarımsakla sınırlı olmayıp, cemaate rahatsızlık verecek her şeyi içine almaktadır.
     Cemaate katıldığı takdirde hasta olması veya mevcut hastalığının artması ihtimali bulunanlar da cemaate katılmayabilir.
     Ayrıca ilgilenmek durumunda olduğu ve yanından ayrıldığı takdirde durumunun kötüleşebileceğinden endişe ettiği bir hastasının bulunması da bir mazerettir.
     2. Korku. Mescide gittiği takdirde malına, canına veya namusuna bir zarar gelmesinden korkan kimse de cemaate gitmemelidir. Hz. Peygamber, korku ve hastalığı cemaate katılmamayı mâzur kılan sebepler arasında saymıştır.
     3. Olumsuz hava şartları. İnsanı meşakkate sokacak derecede yağmur, çamur, şiddetli soğuk, kar, ayaz, şiddetli sıcak, zifiri karanlık ve geceleyin şiddetli rüzgâr gibi hava şartları, vakit namazlarına olduğu gibi cuma namazına katılmamak için de bir mazerettir.
     4. Abdestin sıkışık durumda olması. Böyle bir kimsenin cemaate katılması uygun değildir. Bu durum namazın huşû ve huzur içinde yapılmasına engel olduğu için esasen bu durumda iken tek başına namaz kılmak da mekruhtur. İnsanı, kalp huzurundan ve huşûdan alıkoyacak başka durumlar da aynı hükümdedir.
      Yolculuk hazırlığı yapmakta olma, karnın aç olup arzu edilen bir yemeğin hazır olması gibi durumlarda da, gerekli iç huzurunun sağlanması ihtimali zayıfladığından cemaate gidilmeyebilir.
     5. Herkese veya toplum için yeterli olacak sayıda kimseye farz olan ilmî araştırma ve eğitim öğretimle meşguliyet de cemaate katılmamak için mazeret kabul edilmiştir. Fakat bilimsel çalışma yapan kişilerin, cemaati büsbütün terketmemesi ve mümkün oldukça cemaate katılması uygun olur.
     Ayrıca hazır bulunmalarını fırsat bilip, istifade etmeyi arzuladığı kimseler ile ilmî ve dinî görüş alışverişinde bulunmak da bir mazeret sayılır.
     6. Bedenî ârızalar. Gözlerin görmemesi, kötürümlük, düşkün ihtiyarlık gibi haller de cemaate gitmemeyi mubah kılar.
     e) Bir Mescidde Cemaatin Tekrarlanması
     Belli bir imamı ve cemaati bulunan mahalle mescidinde ezan ve kametle birlikte cemaatin tekrarlanması mekruhtur. Çünkü normal şartlarda bir mescidde iki ayrı cemaatin oluşturulması ve bu şekilde namaz kılınması, İslâm'ın öngördüğü genel anlamdaki birliğe aykırı olduğu gibi, özelde cemaat namazıyla sağlanmak istenen cemaat şuuruna da aykırıdır.
     Bu anlamı içermemek ve bölünme, parçalanma ve kopma izlenimi uyan-dırmamak şartıyla ve ikinci defa ezan okumaksızın yeniden cemaat oluşturulup namaz kılınabilir. Her ne kadar, iki üç kişinin bir araya gelip cemaat oluşturabilecekleri söylenmiş ise de, bu izin mazeret sahiplerinin cemaatle namazın faziletinden mahrum kalmamaları için olup aslolan büyük çoğunlukla birlikte cemaat namazını kılmaktır ve asıl cemaat budur.
     f) Cemaatle Namaz Kılmanın Âdâbı
     Camiye giderken vakarlı olunması gerekir. Hem gösteriş izlenimi vermemek için hem de vakarın bir gereği olarak koşmadan normal bir şekilde yürünmesi uygun olur. Pek hoş olmamakla birlikte acele yürünebilir. En iyisi, cemaate katılmanın hazırlığını daha önceden yapmak ve ona göre davranmaktır. Müezzin kamet getirmeye başladığı veya namaza durulduğu sırada camiye gelen kişi, vaktin sünneti de olsa hiçbir nâfile namaz kılmadan hemen cemaate katılmalıdır. Bunun istisnası sadece sabah namazının sünnetidir. İmam selâm vermeden cemaate yetişebileceğini tahmin eden kişinin, sabah namazının sünnetini kılıp sonra imama uyması uygundur.
     Öğle veya cuma namazının sünnetine başladıktan sonra cemaatin farza durması veya hatibin minbere çıkması halinde iki rek`at tamamlanınca selâm verilir. Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelîler cemaatle kılınan farzın kaçırılmasından endişe edildiği takdirde nâfile namazın hemen kesilebileceğini söylemişlerdir. Hanefîler'e göre yalnızca bir rek`at kaçıracağını tahmin eden kimse namazı kesmeyip iki rek`at kılarak selâm verir; üçüncü rek`ata başlamış olan kimse de aynı şartla dört rek`atı tamamlar.
     Dört rek`atlı bir farz namazı tek başına kılmakta olan kimse, cemaatle namaz için kamet getirildiğinde henüz bir rek`atı tamamlamamışsa hemen namazını keserek cemaate katılmalıdır; birinci rek`atın secdesini yapmışsa, bu takdirde ikinci rek`atı tamamladıktan sonra selâm vermek suretiyle namazını keserek cemaate katılır.

8 Ocak 2012 Pazar

Adalet Bakanlığı 5544 Sözleşmeli Personel Alım İlanı

T.C. ADALET BAKANLIĞI
Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü Taşra Teşkilatına
Sözleşmeli (657 sk. 4/B) Personel Alımı Sınav İlânı

1. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 4'üncü maddesinin (B) fıkrası, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 114'üncü maddesi, 06.06.1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına Ekli Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslarda yer alan Ek 2'nci maddesi ve Adalet Bakanlığı Memur Sınav, Atama ve Nakil Yönetmeliği'nin değişik 5'inci ve devam eden maddelerine göre, EK-2 listede yeri sayısı unvanı ve niteliği belirtilen ceza infaz kurumları için sözleşmeli 4008 infaz ve koruma memuru, 285 büro personeli (ceza infaz kurumu katibi), 295 destek personeli (şoför), 108 teknisyen, 500 diğer sağlık personeli (sağlık memuru), 48 destek personeli (aşçı) 38 destek personeli (kaloriferci), Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezi Şube Müdürlükleri için sözleşmeli 184 infaz ve koruma memuru, 5 teknisyen, 38 destek personeli (şoför) olmak üzere toplam 5500 sözleşmeli pozisyonlara personel alımı yapılacaktır. Ayrıca 2009 ve 2010 yıllarına ait boş kalan 19 infaz ve koruma memuru, 3 teknisyen, 19 büro personeli (ceza infaz kurumu katibi) ve 3 destek personeli (şoför) olmak üzere toplam 44 boş sözleşmeli pozisyon için de personel alımı yapılacaktır.

2. Bu pozisyonlara ilk defa yerleşecekler merkezi sınava (KPSS) girip en az 70 puan alıp başvuranlar arasından, en yüksek puandan başlamak üzere sözleşmeli infaz ve koruma memuru, teknisyen, destek personeli (şoför, aşçı, kaloriferci) adaylarının beş katı; sözleşmeli büro personeli (ceza infaz kurumu katibi) için pozisyon katı aranmaksızın aday çağrılacaktır.

3. Başvurularda, lisans mezunları için 2010 KPSSP3, önlisans mezunları için 2010 KPSSP93, ortaöğretim mezunları için 2010 KPSSP94 puanı esas alınmak kaydıyla Kamu Personeli Seçme Sınavından 70 ve daha yukarı puan almış olma şartı aranacaktır.

4. Sözleşmeli Pozisyonlara Yerleşebilmek İçin Gereken Şartlar;
I. Genel Şartlar:
a) Türk Vatandaşı olmak,
b) Kamu haklarından mahrum bulunmamak,
Türk Ceza Kanunu'nun 53'üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak,
c) Askerlikle ilgisi bulunmamak veya askerlik çağına gelmemiş bulunmak veya askerlik çağına gelmiş ise muvazzaf askerlik hizmetini yapmış yahut ertelenmiş veya yedek sınıfa geçirilmiş olmak,
d) Güvenlik soruşturması olumlu sonuçlanmak,
e) Görevini devamlı yapmasına engel olabilecek akıl hastalığı veya bedensel özürlü olmadığını; şaşılık, körlük, topallık, işitme kaybı, çehrede sabit eser, uzuv noksanlığı, kekemelik ve benzeri engeller bulunmadığını; Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünce bölge hastaneleri olarak belirlenen Sağlık Bakanlığına bağlı tam teşekküllü Devlet hastanelerinden alacakları sağlık kurulu raporu ile belgelemek,
f) Merkezi sınavdan (KPSS) en az 70 puan almak.
g) Yapılacak sınavın son başvuru tarihi itibariyle 18 yaşını doldurmuş, merkezi sınav (KPSS) tarihi itibariyle 35 yaşını bitirmemiş olmak, (lisans mezunları için 10 Temmuz 1975 ve sonrası, önlisans ve ortaöğretim mezunları için 28 Kasım 1975 ve sonrası doğumlu olanlar sınava müracaat edebilecektir.)
h) Hizmet göreceği sınıfla ilgili özel kanun veya diğer mevzuatta aranan şartları taşımak.

II. Özel şartlar:
A- İnfaz ve Koruma Memurluğuna Sözleşmeli Yerleşebilmek İçin ;
a) En az lise veya dengi okul mezunu olmak,
b)Yapılacak sınavın son başvuru tarihi itibariyle 18 yaşını doldurmuş olmak; merkezi sınav (KPSS) tarihi itibariyle 30 yaşını bitirmemiş olmak, (lisans mezunları için 10 Temmuz 1980 ve sonrası, önlisans ve ortaöğretim mezunları için 28 Kasım 1980 ve sonrası doğumlu olanlar sınava müracaat edebilecektir.)
c) Erkeklerde 170 cm., kadınlarda 160 cm.'den kısa boylu olmamak,
d) Boy uzunluğunun santimetre cinsinden son iki rakamı ile kilosu arasındaki fark 13'ten fazla, 17'den az olmamak,

B- Sözleşmeli büro personeli (ceza infaz kurumu katipliği) pozisyonlarına yerleşebilmek için;
a. Fakülte veya yüksek okulların bilgisayar bölümü, adalet yüksekokulu, meslek yüksekokullarının adalet bölümü, adalet ön lisans programı, adalet meslek lisesi veya diğer lise ve dengi okulların ticaret veya bilgisayar bölümlerinden mezun olmak, (Bu maddede sayılan öğrenim kurumlarından mezun olanlardan veya örgün eğitim yoluyla verilen bilgisayar ya da daktilografi dersini başarıyla tamamladığını resmi olarak belgeleyenlerden daktilo ya da bilgisayar sertifikası istenmeyecektir.)
b. En az lise veya dengi okul mezunu olup, başvuru tarihinde Millî Eğitim Bakanlığınca onaylı veya kamu kurumu ve kuruluşlarınca düzenlenen kurslar sonucu verilen daktilo ya da bilgisayar sertifikasına sahip bulunmak,
c. Meslek liselerinde okutulan daktilografi ders kitabından seçilip yazılı olarak verilen bir metinden daktilo veya bilgisayar ile üç dakikada yanlışsız en az doksan kelime yazmak, (bu bend'e göre yapılacak uygulamalı sınavda başarılı sayılabilmek için;verilen metne sadık kalınıp kalınmadığı, yanlış yazılan kelime sayısı ile yazı içerisindeki kelime ve cümle tekrarları nedeniyle metnin anlam bütünlüğünün bozulup bozulmadığı göz önünde bulundurulacak.)

C- Sözleşmeli destek personeli (şoför) pozisyonlarına yerleşebilmek için;
a) En az lise veya dengi okul mezunu olmak,
b) Hizmetin özelliğine göre E sınıfı sürücü belgesine sahip olmak,
c) Araç kullanma becerisine sahip olmak.

D- Sözleşmeli teknisyen pozisyonlarına yerleşebilmek için;
a) Meslek liseleri veya teknik liselerin ilgili bölümlerinden mezun olmak,
b) Atanacağı kadronun gerektirdiği teknik bilgiye sahip olmak.

E- Sözleşmeli diğer sağlık personeli (sağlık memuru) pozisyonlarına yerleşebilmek için;
a) Meslek liselerinin hemşirelik veya toplum sağlığı bölümlerinden mezun olmak ya da bu bölümlerin lisans veya önlisans programlarından mezun olmak,

F- Sözleşmeli destek personeli (aşçı ve kaloriferci) pozisyonlarına yerleşebilmek için;
a) En az lise veya dengi okul mezunu olmak,
b) Halk eğitim müdürlüklerinin veya diğer resmî kurum veya kuruluşların ilgili branşta düzenlediği kurslardan mezun olmak veya ilgili branşta sertifika sahibi olmak,
gerekmektedir.

5. Başvuru tarihi :
Başvurular 06 Şubat 2012 günü başlayıp, 17 Şubat 2012 günü mesai saati bitiminde sona erecektir.

6. Başvuru yeri ve şekli:
Adaylar, yapılacak olan sözlü sınav ve uygulamalı sınava, adalet komisyonu başkanlıklarından veya Bakanlık internet sitesinden temin edecekleri EK-1 başvuru formunu doldurup, öğrenim belgesi ve sınav sonuç belgesinin aslı veya bilgisayar çıktısı yada komisyon başkanlığınca onaylı örneği ile birlikte en son başvuru günü mesai bitimine kadar ilgili adalet komisyonu başkanlığına veya mahalli Cumhuriyet başsavılıklarına başvuracaklardır.
Başvurulara ilişkin evrak; masrafı ilgilisinden alınmak suretiyle aynı gün acele posta servisi (APS) ile ilgili adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanlığına gönderilecektir. Usulüne uygun olarak başvuru süresi içinde mahallî Cumhuriyet Başsavcılıklarına başvuran ve APS masrafını da ödeme suretiyle evrakını teslim eden adayların başvuruları kabul edilecektir.
Adaylar bir unvan için sadece bir adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanlığının yapacağı sözlü sınava katılabileceklerdir. Aynı unvan için birden fazla komisyona başvurulması durumunda başvurular geçersiz sayılacak, bu şekilde sınava girenler kazanmış olsalar dahi yerleştirme işlemleri yapılmayacaktır.
Adaylar değişik unvanlar için aranan şartları taşımaları halinde ayrı ayrı bu unvanlar için de başvuru yapabileceklerdir.

7. Sınav yeri:
EK-2 listede belirtilen adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanlıklarıdır.

8. Sınava alınacak aday sayısı ve ilânı:
Sınava girecek adaylar bayan ve erkek olmak üzere ayrı ayrı belirlenerek sözlü sınavdan önce 02 Mart 2012 tarihinde komisyonlarda, varsa Cumhuriyet Başsavcılığı internet sayfalarında yayınlanacak olup, ayrıca yazılı bildirim yapılmayacaktır. Sınava katılma hakkını elde edemeyen başvuru sahiplerine herhangi bir bildirimde bulunulmayacaktır.

9. Boy kilo ölçümü:
İnfaz ve koruma memurları için ilan edilen pozisyon sayının beş katı aday içerisinden boy ve kilo şartını taşıyanlar sözlü sınava katılmaya hak kazanacaktır. Sözlü sınava katılmaya hak kazanan infaz ve koruma memuru adaylarının boy ve kilo ölçümleri 05-06 Mart 2012 tarihlerinde yapılacaktır.

10. Sözleşmeli büro personeli (ceza infaz kurumu katipliği) uygulama sınav tarihi:
07 Mart 2012 günü adayların daktilo veya bilgisayar ile vuruş hesabı yapılmadan üç dakikada yanlışsız olarak en az doksan kelime yazıp yazmadıklarının tespiti için uygulama sınavı yapılacaktır. Belirtilen günde uygulama sınavının bitirilmemesi halinde takip eden günlerde sınava devam edilecektir.

11. Sözlü sınav tarihi:
İnfaz ve Koruma Memurluğu için 12-13-14 Mart 2012, Ceza İnfaz Kurumu Katipliği için 15 Mart 2012, Teknisyen ve Şoför için 16 Mart 2012, Sağlık Memurluğu için 19 Mart 2012, Aşçı ve Kaloriferci için 20 Mart 2012 tarihlerinde sözlü sınav yapılacaktır. Belirtilen tarihlerde sınavın bitirilememesi halinde takip eden günlerde sınava devam edilecektir.

12. Sınav şekli:
Sözlü ve uygulamalı olarak yapılacaktır.

13. Sözlü sınav konuları:
a) İlgilinin atanacağı kadronun gerektirdiği mesleki bilgi (40 puan),
b) Atatürk ilkeleri ve inkılâp tarihi (20 puan),
c) Genel kültür (20 puan),
d) Bir konuyu kavrama ve ifade yeteneği (20 puan),
konularından oluşmaktadır.
Adayın sözlü sınavda başarılı sayılabilmesi için 100 tam puan üzerinden en az 70 puan alması gerekecektir.

14. Nihai Başarı Listesi:
Nihai başarı listesi adayların merkezi ve sözlü sınavda aldıkları puanların aritmetik ortalamasına göre en yüksek puandan başlayarak sıralanması suretiyle düzenlenecektir. İnfaz ve koruma memuru ve büro personeli (ceza infaz kurumu katipliği) kadrolarına atanacaklara ilişkin nihai başarı listesi düzenlenirken öncelikle hukuk fakültesi, adalet meslek yüksekokulu, yüksekokulların adalet programı ve adalet önlisans programı mezunları en yüksek puan alan adaydan başlamak suretiyle sıralanacak olup diğer adaylar bu sıralamayı takiben kendi aralarında en yüksek puandan başlayarak sıralanacaktır.

15. İlânda belirtilen nitelikleri taşımadıkları sonradan anlaşılan adaylar hakkında yapılan tüm işlemler iptal edilecektir.

16. Sınav sonucunun tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde belgelerini teslim etmeyen veya yerleştirme onayının tebliğinden sonra 15 gün içerisinde görevine başlamayan ya da aranılan şartları taşımadığı sonradan anlaşılanların sözleşmeleri iptal edilecek ve yerlerine puan sıralamasına göre yedek adayların yerleştirme işlemi yapılacaktır.

17. İlan metninde belirtilmeyen hususlar hakkında, ilgili mevzuat hükümlerine göre işlem yapılacaktır.

18. Sözleşmeli olarak istihdam edilecek personelin yerleştirilmeleri ihtiyaç durumu dikkate alınarak belirlendiğinden; söz konusu pozisyonlara müracaat edeceklerin sınava başvuru tarihinden önceki mazeretleri kurum içi istihdama esas alınmayacak olup, ilgililerin ileride mağduriyete uğramamaları açısından (eş, sağlık, öğrenim gibi mazeretler) durumlarına en uygun adalet komisyonuna başvurmaları gerekmektedir.

6 Ocak 2012 Cuma

İSLAM TARİHİ ... HİCRETİN İLK 4-5 SENESİ YAŞANANLAR

İ S L A M   T A R İ H İ
 
   Dûmetü'l-Cendel Gazâsı
     Hicret’in 5. senesi Rebiülevvel ayı / Milâdî 626)
     Birkaç Arap kabilesi, Medine’ye on beş gece uzaklıkta bulunan Şam belde­lerinden biri olan Dûmetü’l-Cendel’de toplanarak, gelen giden yolcuları rahat­sız ediyor, onlara zulmediyorlardı. Ayrıca İslam devletinin başşehri Medine üze­rine yürümeye de hazırlanıyorlardı. [1]
     Pey­gam­be­ri­miz, bu durumu haber aldı. Vakit geçirmeden bin kişilik ordu­suyla yola çıktı. Efendimiz, bu tarz gazâlarda daima düş­manı yerinde ve ânın­da bastırmak tarzını tercih ederdi. Ordusuyla adı geçen mevkiye vardı­ğında or­talıkta kimseler görünmüyordu. Düşman, İslam ordusunun üzerlerine gel­mek­te olduğunu duy­muş ve kaçmıştı! Yalnız bir kişiye rastladılar; o da da­vet üze­rine Müslüman oldu. [2]
     Resûl-i Ekrem Efendimiz, birkaç geceyi burada düşmanı beklemekle geçir­dikten sonra Medine’ye geri döndü.

   İçkinin Haram Kılınması
     İçki, Hicret’in 4. yılında, Benî Nadîr Yahudilerinin yurt­larından sürgün edi­lip çıkarıldıkları sırada haram kılınıp yasaklandı. İçki, üç safhada inen ayetlerle haram kılındı.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, Medine’ye teşrif ettikleri za­man Müslümanlar arasında da içki içiliyor, kumar oyna­nı­yor­du.
     Peygamber Efendimiz gelince, ondan içkinin ve kumarın hükmünü sordu­lar. O sırada Hz. Ömer de, “Yâ Rabbi! İçki hakkında bize, açık ve kesin bir be­yanda bulun!” diye dua etti.
Bir müddet sonra, “Sana, içkiyi ve kumarı soruyorlar. De ki: ‘Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için faydalar vardır. Günahları ise, faydalarından daha büyüktür’” [3]meâlindeki ayet-i kerime nâzil oldu.
     Bunun üzerine, Müslümanlardan bir kısmı zararından dolayı içkiyi bıraktı, bir kısmı ise içmeye devam etti.
     Ancak içenler arasında bu arada bazı nâhoş durumlar meydana geldi. Hatta ashaptan biri, akşam namazını kıldırırken, kıraati yanlış ve ters mana çıkacak şekilde karıştırdı.
Hz. Ömer tekrar, “Allahım! İçki hakkında bize açık ve ke­sin bir beyanda bu­lun!” diye dua etti.
     Çok geçmeden, “Ey iman edenler! Siz sarhoşken, ne söyleyeceğinizi bilin­ceye ve cünüb iken de yolcu olmanız müstesna gusledinceye kadar namaza yaklaşmayınız!” [4] meâlindeki ayet-i kerime nâ­zil oldu. Bu da, yasağın ikinci safhasını teşkil ediyordu.
     Bunun üzerine Müslümanlar, “Yâ Re­sû­lal­lah! Biz, namaz vakti yaklaşınca içki içmeyiz!” dediler. Peygamber Efendimiz, onlara cevap vermeyip sustu. Haliyle, Müslümanlar arasında içki içenlerin sayısı da bir hayli azaldı. Namaz kılınacağı zaman da, Resûl-i Kibriya Efendimizin emriyle, “Hiçbir sarhoş namaza yaklaşmasın!” diye nidâ edilirdi. Buna rağmen Müslümanın biri akşamleyin içki içip na­ma­za geldi. Hz. Ömer tekrar, “Allahım! İçki hakkında bize açık ve kesin bir be­yanda bu­lun!” diye dua etti. O zaman şu ayet-i kerime nâzil oldu:
     “Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları, şeytanın murdar, kötü bir işinden başka bir şey değildir. Bunun için onlardan kaçınınız ki kork­tuklarınızdan kurtulup umduklarınıza ere­bilesiniz! Şeytan, içki ve kumarda ancak aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah’ı anmaktan ve namazı kılmaktan alıkoymak ister. Artık bunlardan vaz­geçtiniz, değil mi?” [5]
     Bundan sonra Müslümanlar, “Artık içkiden, kumardan vazgeçtik Rabbi­miz!” dediler.
Bu da, içki yasağının üçüncü safhasıydı. Ve böylece, içki, bütün Müslü­manlara haram kılınıyordu.
     Bu ayetlerin nâzil olması üzerine Resûl-i Kibriya Efendimizin emriyle, mü­nâdî, “Haberiniz olsun ki içki haram kılınmıştır!” diyerek Medine sokaklarında nidâ etti.
Bu emri duyan Müslümanlar, evlerinde bulunan bütün içkileri derhal dök­tüler. Dökülen içkiler, Medine sokaklarında sel gibi aktı.
     Konuyla ilgili birkaç hadisi de nakledelim:
     “Muhakkak ki Allah, içkiye, onu yapana, yapılan yere, onu içene, içirene, taşıyana, taşıtana, satana, satın alana, onun bedelini ve kazancını yiyene lânet etmiştir.” [6]
     “Her sarhoş edici şey içkidir ve her sarhoş edici içki haramdır. Kim dün­yada devamlı içki içer ve tevbe etmeden ölürse, ahirette o kimse, ahiret şerbeti içemez!” [7]
     “İçkiden uzak durunuz; çünkü o, her kötülüğün anahtarıdır.” [8]
     “İçki, ümmü’l-hebaistir [bütün murdarlıkların, kötülüklerin ana­sıdır].” [9]
     “Çoğu sarhoş edenin azı da haramdır.” [10]

     Hz. Zeyneb bint-i Huzeyme’nin Vefatı
     Pey­gam­be­ri­mizin zevcesi Hz. Zeyneb, İslamiyetten önceki devirde, yoksul ve muhtaçlara çok acıdığı, şefkat ve merhametli davrandığı, onlara devamlı ye­mekler yedirdiği ve sadakalar verdiği için “Ümmü’l-Mesakin [Miskinler, Düş­künler Annesi]” diye bilinir ve yâd edilirdi. Resûl-i Kib­riya Efendimizle evliliği Hicret’in 3. yılı Ra­ma­zan ayın­da olmuştu. Hicret’in 4. yılı Rebiülâhir ayı so­nunda ise, otuz yaşında iken vefat etti.
Resûl-i Kibriya Efendimiz, namazını kıldırdıktan sonra onu, Bâkî Kab­ris­ta­nı’na defnetti. Efendimizin hayatında Hz. Hatice-i Küb­ra ile Hz. Zeyneb’den başka zevcesi vefat et­memiştir!

   Hz. Ali’nin Validesi Fâtıma Hâtun’un Vefatı
     Fâtıma bint-i Esed, Nebiyy-i Muhterem Efendimizin amcası Ebû Tâlib’in zev­cesi idi. İlk sıralarda Müslüman olmuş ve Medine’­ye hicret etmişti. Pey­gam­ber Efendimize çocukluğunda büyük hizmetlerde bulunmuştu. Onu ço­cuk­larından daha çok sever ve ihtimam gösterirdi. Peygamber Efendimiz de her zaman onu saygıyla anar, hal ha­tırını sorar, onu ziyaret ederdi.
     İşte, yüksek ahlâk sahibi bu İslam kadını, Hicret’in 4. yılında Medine’de Hakk’ın rahmetine kavuştu. Resûl-i Kibriya Efendimiz ona olan sevgi ve say­gısından dolayı, “Bugün, annem vefat etti” dedi.
     Hz. Ali (r.a.), “Annem Fâtıma bint-i Esed vefat ettiği zaman, Re­sû­lul­lah (a.s.m.), kendi gömleğini sırtından çıkarıp ona kefen olarak sardırdı ve cenaze namazını kıldırdı” demiştir.
Resûl-i Kibriya Efendimiz, bu mübarek ve muhterem kadının kabrine de indi ve bir müddet kabrin içinde uzandı. Sonra kabirden çıktı. Gözleri yaşlarla doluydu. Müslümanlar, “Yâ Re­sû­lal­lah!, biz, senin buna yapmış ol­duğun şeyi, başkasına yaptığını görmemiştik” dediler.
     Nebiyy-i Muhterem Efendimiz, şu cevabı verdi:
     “Ebû Tâlib’ten sonra bu kadıncağız kadar bana iyiliği dokunan bir başka kimse olmamıştır. Ona, cennet elbiselerinden giydirilsin diye gömleğimi kefen olarak giydirdim! Kabir hayatı kendisine mülâyim ve kolay gelsin diye de ka­birde yanına uzandım.” [11]
     Bundan sonra da Resûl-i Zîşan Efendimiz, şu duayı yaptı: “Allah, sana merhamet etsin ve hayırla mükâfatlandırsın! Allah, sana rahmet etsin, ey annem! Sen, benim annemden sonra annem idin! Kendin aç durur, beni doyururdun! Kendin giymez, beni giydirirdin! En iyi nimetlerden nefsini alıkoyar, bana tattırırdın! Bunu da ancak Allah rızâsını ve ahiret yurdunu umarak yapardın. Allah ki diriltendir, öldürendir; Hayy ve Kayyûm’dur O! Allahım! Annem Fâtıma bint-i Esed’i af ve mağrifet et; ona hüccet ve deli­lini anlat; onun kabrini genişlet! Ben Resûlünün ve benden önceki peygamberlerinin hakkı için, duamı ka­bul buyur, ey merhametlilerin en merhametlisi olan Yüce Allah!”

   Pey­gam­be­ri­mizin Torunu
   Hz. Hüseyin’in Dünyaya Gelişi
     Hicret’in 4. yılı Şâban ayında, Resûl-i Ekrem Efendimizin torunu, Hz. Ali’nin ikinci oğlu Hz. Hüseyin, Hz. Fâ­tı­ma’­dan dünyaya geldi. Doğumunun yedinci gününde, Peygamber Efendimiz, bu nurtopu torunu için akîka kurbanı olarak iki koç kestirdi; kulağına ezan okuyup ismini koydu ve saçını kestirdi. Torunu Hz. Hasan gibi, Hz. Hüseyin de Nebiyy-i Muhterem Efendimize ben­zerdi. Bu her iki torunu için Efendimiz, “Allahım! Ben, bunları seviyorum; sen de sev bunları...” [12] diyerek dua etmiştir.
     Bir gün, Ebû Eyyûb el-Ensarî (r.a.), Resûl-i Kibriya Efendimizin huzuruna girerken, Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’i, önünde oynuyorlar görmüştü: “Yâ Re­sû­lal­lah, sen onları çok mu seversin?” diye sorun­ca, Peygamber Efendimiz şu karşılığı vermişti: “Nasıl sevmiyeyim ki? Bunlar, benim, dünyada kokladığım iki reyhanım­dır!” [13]

   Zeyd b. Sâbit Hazretlerinin
   Arap, İbranî ve Süryanî Yazısını Öğrenmesi
     Zeyd b. Sâbit (r.a.), Hicret’ten önce Evs ve Hazreç kabileleri arasında Buas Günü vuku bulan çarpışmalarda ba­ba­sının ölmesiyle yetim kalmıştı. O sırada altı yaşında idi.
Resûl-i Kibriya Efendimiz, Bedir’de esir alınan Ku­reyş müşriklerinden malî durumu fidye-i necat ödemeye müsait olmayan her birisinin, ensar çocukla­rından on çocuğa iyice okuma yazma öğrettiği takdirde serbest bırakılacakla­rını bildirmişti. İşte, Zeyd b. Sâbit de, o zaman okuma yazma öğrenmiş olan ensar çocuklarındandı.
     Hz. Zeyd b. Sâbit, son derece zeki idi. Hicret’in 4. senesinde Resûl-i Ekrem Efendimiz, kendisine Yahudi yazısını, yani İbranîceyi öğrenmesini emretti ve “Ben, yazılarımı, onların değiştirmeye­ceklerinden emin değilim!” [14] buyurdu. Bunun üzerine, Hz. Zeyd, on beş gün içinde İbraniceyi öğrendi; hatta onda maharet sahibi oldu. Resûl-i Kibriya Efendimiz, bundan sonra Yahudilere bir şey yazacağı zaman, onu Hz. Zeyd’e yazdırır, Yahudilerden gelen yazıları da ona okuturdu. [15]
     Yine bir gün, Resûl-i Kibriya Efendimiz, Hz. Zeyd’e, “Süryanîce güzelce okuyup yazabilir misin? Çünkü bana, Süryanîce yazılar geliyor” dedi. Hz. Zeyd cevaben, “Hayır, iyi okuyup yazamam” deyince, Peygamber Efen­dimiz, “O halde, sen onu iyice öğren” buyurdu. Bu emir üzerine Hz. Zeyd b. Sâbit, on yedi günde Süryanîceyi öğrendi. [16]

   Hz. Osman’ın Oğlu Abdullah’ın Vefatı
     Hz. Osman, Habeşistan’a hanımı Hz. Rukiyye ile birlikte hicret etmişti. Orada bir çocukları dünyaya gelmiş ve ismini Abdullah koymuşlardı. Abdullah altı yaşında bulunduğu sırada bir horoz yüzünü gözünü gaga­ladı. Yüzü gözü şişti. Fena halde hastalandı. Bu hastalıktan kurtulamayarak da Hicret’in 4. senesi Cemaziyelevvel ayında vefat etti.
Bu torununun cenaze namazını bizzat Peygamber Efen­dimiz kıl­dır­dı. Kab­rine ise, onu, babası Hz. Osman in­dirdi. [17]
     Abdullah’ın mezar taşını diken Resûl-i Kibriya Efendimizin gözlerinden yaşlar döküldü. Şöyle buyurdular: “Allah Teâlâ, kullarından, merhametli ve yufka yürekli olanlara rahmet eder!” [18]
[1] İbn Sa’d, Tabakat, c. 2, s. 62.
[2] İbn Sa’d, a.g.e., c. 2, s. 62.
[3] Bakara, 219.
[4] Nisâ, 43.
[5] Mâide, 90-91.
[6] Ebû Dâvûd, Sünen, c. 2, s. 292.
[7] Müslim, Sahih, c. 6, s. 100.
[8] Hakim, el-Müstedrek, c. 4, s. 145.
[9] Dare Kutni, Sünen, c. 4, s. 247.
[10] Ebû Dâvûd, Sünen, c. 2, s. 294.
[11] İbn Abdi’l-Berr, el-İstiab, c. 4. s. 1891.
[12] Tirmizî, Sünen, c. 5. s. 661.
[13] Tirmizî, a.g.e., c. 5. s. 657.
[14] Taberî, Tarih, c. 3, s. 42; Ahmed İbn Hanbel, Müsned, c. 5. s. 186.
[15] Ebû Dâvûd, Sünen, c. 2, s. 286; Tirmizî, Sünen, c. 5. s. 67-68.
[16] Ahmed İbn Hanbel, Müsned, c. 5. s. 182.
[17] İbn Sa’d, Tabakat, c. 3, s. 53-54.
[18] Belâzurî, Ensab, c. 1, s. 401.
Salih SURUÇ

Bu Siteyi Kaç Kişi Ziyaret Etti?

Gönül Erleri Blogu'na Üye Olabilirsiniz...