Translate

Gönül Erleri Bloğunda Ara

30 Mayıs 2012 Çarşamba

3 Haziran Pazar ÇANAKKALE GEZİSİ


     
   Kültür Turu Programı  

Gönül Erleri Mail Grubu olarak
KÜLTÜR TURLARI düzenliyoruz
Ailece, gönül rahatlığıyla katılabilirsiniz...
İSTANBUL & ÇANAKKALE
G E Z İ S İ 
2 Haziran Cumartesi 22:00 da hareket ve
3 Haziran Pazar Gecesi 21:00 da Dönüş
 ÖNEMLİ HATIRLATMA
Daha önce belirttiğimiz 90 TL olan fiyatımıza
sabah kahvaltısı, öğlen yemeği ve akşam yemeği de dahildi.
Gelecek olanlardan bazısı 3 öğün yemek yemeyeceğini,
bazısı normal menüden daha fazla yiyebileceğini,
yahut farklı şeyler yemek isteyebileceğini vs. belirtiyor.
Bu sebeple kahvaltı ve yemekleri fiyatımızdan çıkarttık.
Yine kaliteli ve uygun yemek yenilebilecek yerlere gideriz,
dileyen önereceğimiz yerlerden, dileyen başka yerlerden yer.
Kendi yiyeceğini kendisi getiren de olabilir, hiç yemek yemeyecek olan da...
Yani kahvaltı ve yemekleri fiyatımızdan çıkarttık...
 GİDİŞ- DÖNÜŞ ULAŞIM ve REHBERLİK BEDELİ:
 HAREKET NOKTALARI:
60.00 TL


Fiyatlarımıza;
46 Kişilik Lüks otobüs ile gidiş-dönüş,
Otobüste İkramlar,
Çanakkale'de gezilecek yerlere ulaşım,
Profesyonel Rehberlik dahildir.
Ödemeler seyehat esnasında nakit yapılacaktır.
Fiyatlara KDV. dahildir.
İstanbul'dan hareket noktaları ve saatleri
(Yolcu olmayan noktalarda durulmayacak, size çok daha uygun olan başka noktalar -ana arter üzerinde ve otobüsün durabileceği yerler olması kaydıyla- belirleyebiliriz...)
Tuzla (E5 Kavşağı İETT Durağı) - 22:30
İçmeler (E5 Kavşağı İETT Durağı) - 22:35
Pendik (E5 Kavşağı İETT Durağı) - 22:40
Kartal (E5 Kavşağı İETT Durağı) - 22:45
Maltepe (E5 Kavşağı İETT Durağı) - 22:50
Kozyatağı (E5 Carrefour Önü İETT Durağı) - 23:00
Kavacık (FSM Köprüsü Öncesi İETT Durağı) - 23:20
2. Levent (İETT Durağı) - 23:40
Mecidiyeköy (İETT Durağı) - 23:50
Eyüp (Haliç Köprüsü çıkışındaki Ayvansaray İETT Durağı) - 24:00
Bakırköy (İncirli Ömür Plaza önü, İETT Durağı) - 00:20
Avcılar (İÜ. Kampüsü İETT Durağı) - 00:30
Beylikdüzü (Bauhaus önü İETT Durağı) - 00:40
Tekirdağ'da İhtiyaç Molası - 03:00 - 03:30
Çanakkale - Eceabad'a varış - 04:45
 TUR PROGRAMI:
Sabah Namazı'nın ardından kahvaltı için uygun bir mekana gidilecek
(Dileyen kendi getireceği kahvaltılığını yiyecek)
Sabah 07:00 gibi de rehber eşliğinde geziye başlanacak...
Eceabat Tarihi Milli Parkı,
Kilitbahir Köyü ve Kalesi, Seyit Onbaşı Anıtı,
Morto Koyu, Alçıtepe Köyü, Yahya Çavuş Anıtı,
Helles Anıtı, Seddülbahir Köyü,
Çanakkale Şehitleri Abidesi, Sargıyeri Şehitliği,
Son Ok Anıtı, Salim Mutlu Müzesi, Mehmetçiğe Saygı Anıtı,
Kanlısırt, Lone Pine Anıtı, 57. Alay Şehitliği,
Talat Göktepe Anıtı, Conkbayırı ve Siperlerin gezilmesi.
Akşam 17:00 gibi dönüş için yola çıkılacak.
22:00 gibi İstanbul'a dönülmüş olunacak.
(21:30 - 23:00 arası alınan noktalara geri bırakılacak)

    Yerinizi Ayırtmak İçin:   
     Gezimize katılmak isterseniz, bu maile cevap olarak; adınızı - soyadınızı, sizi nerden almamızı istediğinizi (yukarıda yazılı hareket noktaları dışında, güzergahımızdaki İETT durağı olması kaydıyla başka noktalardan da alabiliriz), kaç kişi olacağınızı ve cep telefon numaranızı yazınız. Yeriniz ayrılacak ve size dönülecektir...
adresimize cevap yazınız...
Tlf.: 0216 452 60 70
mail yazdıysanız ve size "yeriniz ayrıldı" diye cevap gelmediyse, yeriniz ayrılmamıştır.
Lütfen tekrar yazın ya da tlf. ile arayın...
~~~ * ~~~ * ~~~ *~~~

29 Mayıs 2012 Salı

HADİS-İ ŞERİFLER ... KIYAMET ÖNCESİ FİTNELER

KÜTÜB-İ SİTTE
HADİS-İ ŞERİFLER
KIYAMET ALAMETLERİ
Dördüncü Fasıl:
KIYAMET ÖNCESİ FİTNELER
1. (5017)- Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Ayakkabıları kıldan bir kavimle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Siz, yüzleri kılıflı kalkanlar gibi, gözleri küçük, burunları yassı olan bir kavmle savaşmadıkça kıyamet kopmaz."
[Buharî, Cihad  95, 96, Menâkıb 25; Müslim, Fiten 62, (2912); Ebu Davud, Melahim 9, (4303, 4304); Tirmizî, Fiten 40, (2216); Nesâî, Cihad 42, (6, 45).]
AÇIKLAMA:
Burada, Müslümanların  mutlaka savaşacakları bir kavmin fizyolojik tasviri yapılmakta, fakat ismi verilmemektedir. Bu tasvire göre, ayakkabıları, koyun yünü, keçi kılı veya deve yünü gibi şeylerden imal edilecektir. Yüzleri de kalkan gibi geniş ve burunları da yassı olacaktır.
Muhaddisler, bu kavmin Türkler olduğunda müttefiktirler. Buharî' nin bu hadisi verdiği bablardan birinin adı; "Türklerle Savaş Babı"dır. Hadisin burada kaydedilen vechinde Türk kelimesi geçmezse de, Buharî'nin aynı babta kaydettiği müteakip hadiste Türk kelimesi de geçer: "Küçük gözlü, kırmızı yüzlü, yassı burunlu, yüzleri kılıflı kalkanlar gibi olan, (kıldan ma'mul elbise giyen ve kıl içerisinde yürüyen) Türk(ler)le savaşmadığınız müddetçe kıyamet kopmaz.."
     Hadiste, yüzün kalkana benzetilmesi Beyzavî'ye göre yüzün geniş ve yuvarlak olmasındandır, kılıflı denmesi de sertliği ve etinin çokluğundandır. Ayakkabılarının kıldan olmasından maksad, bazı şarihlerce, saçlarının ayakkabılarına değecek kadar uzun olmasıdır. Bazıları da: "Bundan maksad onların, ayakkabılarını örülmüş (keçeleşmiş) kıl ve yünden yapmalarıdır" demiştir. Bugün çobanların ve hatta köylülerin hâlâ kullandıkları ve keçeden yapılan "kepenk"in kastedilmiş olması da muhtemeldir. Ayakkabılarının da kıldan olması, geçmiş devirlerde giyilen ve kılı yolunmamış deriden yapılan çarığa işaret de olabilir. Çarığın iç kısmı, yerin sertliğini hafifletmek maksadıyla keçe ile beslenip takviye edilmesi de hadisi te'yid eden bir durumdur.
     İbnu Hacer bu hadisin şerhi sadedinde Türklerle ilgili olarak şu açıklamayı sunar: "Sahabe zamanında şu hadis meşhur idi: "Türkler sizi bıraktıkça, siz de onları bırakın (onlarla savaşmayın)." Taberâni bunu Hz. Muaviye rivayeti olarak kaydeder. Hz. Muaviye: "Ben Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın böyle söylediğini işittim!" demiştir. Ebu Ya'la aynı hadisi bir başka vecihten olmak üzere Muaviye İbnu Hudeyc'ten rivayet eder. İbnu Hudeyc der ki: "Ben Hz. Muaviye'nin yanında idim. Ona amilinden Türklerle karşılaştıklarına ve onları hezimete uğrattıklarına dair bir mektup gelmişti. Hz. Muaviye bu habere öfkelendi. Sonra amiline: "Benden emir gelmedikçe onlarla savaşmayın, çünkü ben Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın  إنَّ التُّرْكَ تَجْلِي الْعَرَبَ حَتّى تَلْحَقَهَا بِمَنابَتِ الشّيح  "Türkler, Arapları sürecek ve yavşan otunun bittiği yerlerde onlara yetişecek" dediğini işittim. Bu sebeple onlarla savaşmaktan hoşlanmıyorum."
     Müslümanlar Emevîler zamanında Türklerle savaştılar. Müslümanlarla onlar arasında  büyük mesafe vardı, burası yavaş yavaş fethedilerek açıklık kapandı. Türklerden çok sayıda esir alındı. Türklerde büyük bir güç ve şiddet bulunduğu için melikler onlara sahip olma hususunda aralarında adeta yarış yaptılar. Öyle ki, Mu'tasım zamanına gelindiğinde askerlerin çoğunluğunu onlar teşkil etti. Zamanla Türkler Melik'e galebe çaldılar, oğlu Mütevekkil'i öldürdüler, sonra birer birer onun çocuklarını öldürdüler. Keza Samanîlerin melikleri de Türklerdendi. Böylece acem diyarlarına da galebe çaldılar. Bu diyarlara sonraları, Sebüktekin

2. (5018)- Yine Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Rumlar, A'mak ve Dâbık nam mahallere inmedikçek kıyamet kopmaz. Onlara karşı Medine'den bir ordu çıkar. Bunlar o gün arz ehlinin en hayırlılarıdır. Bu ordunun askerleri savaşmak üzere saf saf  düzen alınca,
     Rumlar: "Bizden esir edilenlerle aramızdan çekilin de onları öldürelim!" derler.
     Müslümanlar da: "Hayır! Vallahi sizinle, kardeşlerimizin arasından çekilmeyiz" derler. Bunun üzerine (Müslümanlar) onlarla harb eder. Bunlardan üçte biri inhizama uğrar. Allah ebediyen bunların tevbesini kabul etmez. Üçte biri katledilir, bunlar Allah indinde şehitlerin en faziletlileridir. Üçte biri de muzaffer olur. Bunlar ebediyen fitneye düşmezler. Bunlar İstanbul'u da fethederler. (Fetihten sonra) bunlar, kılıçlarını zeytin ağacına asmış ganimet taksim ederken, şeytan aralarında şöyle bir nida atar: "Mesih Deccal, ailelerinizde sizin yerinizi aldı!" Bunun üzerine, çıkarlar. Ancak bu haber batıldır. Şam'a geldiklerinde (Deccal) çıkar. Bunlar savaş için hazırlık yapıp safları tanzim ederken, namaz için ikamet okunur. Derken İsa İbnu Meryem iner ve onlara gitmek ister. Allah'ın düşmanı, Hz. İsa'yı görünce, tıpkı tuzun suda erimesi gibi, erir de erir. Eğer bırakacak olsa, (kendi kendine) helak oluncaya kadar eriyecekti. Ancak Allah onu kudret eliyle öldürür; öyle ki onlara, harbesindeki kanını gösterir."
[Müslim, Fiten 34, (2897).]
AÇIKLAMA:
1- A'mak ve Dâbık, Suriye'de Halep yakınlarında iki yerin adıdır.
2- Hadiste geçen سُبُوا kelimesi سَبَوْا şeklinde de rivayet edilmiştir.  سُبُوا مِنَّا  "Bizden esir  edilenler" demektir.  سَبَوْا مِنَّا  ise: "Bizden esir aldılar"  demektir. Nevevî her iki okunuşun da yerinde olduğunu belirtir. Çünkü Irak-Suriye-Mısır gibi fethedilen yerlerin ahalisi önce esir alınmıştır. Bu durum سُبُوا ile ifade edilmiş olmaktadır. Mağlup olarak İslam'a giren ahali, bilahare diyar-ı Rum'u fethederek oraları esir almışlardır.
3- Hadis, o devirde insanların en hayırlılarını teşkil edecek olan Medine ahalisinden çıkarılacak ordunun üçte birinin kaçıp bozguna uğrayacağını, böylece bunların Allah'ın af ve mağfiretinden mahrum kalacağını, üçte birinin sebat edip şehid olacağını, geriye kalanların da zafere ulaşacaklarını haber vermektedir.
4- Hadiste İstanbul'un fethi mevzubahis edildiği için, ihbar vukua gelmiş olarak değerlendirilebilir. Ancak ganimet elde edilmesi, bu ganimetin paylaşılması sırasında  silahların zeytin dalına asılması, Deccal'in çıkması gibi bir kısmı müteşabih unsurlar dikkat çekicidir. Silahların zeytin dalına asılması, sulh yoluyla düşülecek bir gaflet dönemini ifade edebilir. Bu dönemde Deccal'in çıkma ve ailelerde erkeklerin yerini alma şayiası mevzubahis olmaktadır. Deccal bir kişi olarak nasıl ailelerin herbirinde yer alabilir? Bu, belki de Müslümanların, bolluktan gelen bir rehavet ve gafleti sebebiyle Deccal rejiminin terbiye işlerini ailelerde üzerine almasıdır. Ancak, bu hal onun kesin galebesi olmayacak, Allah'ın lütfu ile mü'minlerin namaz(la temsil ve teşbih edilen İslam'ın) etrafında tesis edecekleri birlikle Deccal fitnesi bertaraf edilecektir. Bu hali, Hz. İsa'nın inmesi ve Müslümanlara katılma arzusu tamamlamaktadır.
     Şu halde hadis, kendisinden bazı mesajlar almaya açık bir mahiyettedir.

3. (5019)- Yine Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) (bir gün): "Bir tarafı karada bir tarafı da denizde olan bir şehir işittiniz mi?" diye sordular. Oradakiler: "Evet!" deyince, şöyle buyurdular: "İshakoğullarından yetmiş bin kişi bu şehre sefer tertiplemedikçe kıyamet kopmaz. Askerler şehre gelince konaklarlar. Ancak silahla savaşmazlar, tek bir ok dahi atmazlar. "Lailahe illallahu vallahu ekber!" derler. Bunun üzerine şehrin deniz tarafı düşer. Sonra askerleri ikinci kere, "Lailahe illallahu vallahu ekber" derler, şehrin diğer tarafı da düşer. Sonra tekrar "Lailahe illallahu vallahu ekber!" derler. Bu sefer onlara (kapılar) açılır. Oradan şehre girerler ve şehrin ganimetini toplarlar. Ganimetleri aralarında taksim ederlerken, yanlarına bir münadi gelip: "Deccal çıktı!" diye bağırır. Askerler her şeyi bırakıp geri dönerler"
[Müslim, Fiten 78, (2920).]
AÇIKLAMA:
     Burada kastedilen şehrin İstanbul olduğu, Benî İshak'la da Arapların kastedildiği belirtilmiştir. Rivayetlerin bazısında Benî İshak yerine Benî İsmail tabiri gelmiştir. Arapları kastedmede Benî İsmail tabiri daha fasihtir. Çünkü Araplar, Hz. İshak'tan ziyade Hz. İsmail'in ahfadıdır. Aliyyu'l-Kârî, bu tabirle Arap ve Arap olmayan başka Müslümanların kastedilmiş olacağını, ancak tağlib tarikiyle Arap dendiğini belirtir.

4. (5020)- İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Yahudilerle savaşacak ve onları öldüreceksiniz. Öyle ki taş dahi: "Ey Müslüman! İşte Yahudi, arkamda (saklandı), gel, öldür onu!" diyecek."
[Buharî, Cihad 94, Menakıb 25; Müslim, Fiten 79, (2921); Tirmizî, Fiten 56, (2237).]

5. (5021)- Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Müslümanlardan iki grup aralarında savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlar aralarında büyük bir savaş yaparlar, fakat davaları birdir."
[Buharî, Fiten 24, Menakıb 25, İstitabe 8; Müslim, İman 248, (157), Fiten 17, (157).]
AÇIKLAMA:
     İslam alimleri burada temas edilen iki grupla, Hz. Ali ve Hz. Muaviye (radıyallahu anhümâ)'nin gruplarını anlarlar. Her iki tarafın da "Müslüman" olarak tesmiyelerini ve "davalarının bir" olduğu tabirini değerlendiren şarihler: "Hadiste, bu gruplardan herbirini tekfir eden Haricîlere reddiye vardır" derler. Ancak bir başka hadiste تقتل عمّاراً الْفِئَةُ الْبَاغِيَة"Ammar'ı baği bir grup öldürecek" ibaresini de gözönüne alarak, Hz. Ali'nin bu savaşta haklı (musib) olduğuna hükmederler. Çünkü Ammar'ı, Hz. Muaviye'nin adamları öldürmüştür.

6. (5022)- Hz. Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Nefsim yed-i kudretinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun! İmamınızı öldürmedikçe, kılıçlarınızı birbirinize kullanmadıkça, dünyanıza şerirleriniz varis olmadıkça kıyamet kopmaz."
[Tirmizî, Fiten 9, (2171).]
AÇIKLAMA:
     Burada Müslümanların emr-i bi'lmaruf ve nehy-i ani'lmünkeri terketmenin sonucu olarak  karşılaşacakları içtimâî bozukluk ifade edilmektedir:
* Sultanlarını öldürüp kargaşaya düşmek.
* İç kavgaya girişmek.
* Şerir kimselerin kahır ve zulümle, idarî mekanizmayı ele geçirmeleri ve zorbalıkla  maddî kazançlar temin etmeleri.

7. (5023)- Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Herc atmadıkça kıyamet kopmaz!" buyurmuşlardı. (Yanındakiler): "Herc nedir ey Allah'ın Resulü?" diye sordular. "Öldürmek! Öldürmek!" buyurdular."
[Müslim, Fiten 18, (157).]

8. (5024)- Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kıyamet kopmazdan önce gece karanlığının parçaları gibi fitneler olacak. (O vakit) kişi mü'min olarak sabaha erer de kâfir olarak akşama kavuşur. Mü'min olarak akşama erer, kâfir olarak sabaha kavuşur. Birçok kimseler azıcık bir dünyalık mukabilinde dinlerini satarlar."
[Tirmizî, Fiten 30, (2196).]
KÜTÜB-İ SİTTE
Muhtasarı ve Şerhi
Prof. Dr. İbrahim Canan

28 Mayıs 2012 Pazartesi

BİR MASAL: GÖNÜL ERLERİ...


BİR MASAL: GÖNÜL ERLERİ...
Bir istanbul masalıydı, boğazın derin sularının şahit olduğu.
Masalllar gerçeğe dönüşür mü deme.
Dinle bak sessizliğin sesini...
Rüzgar; Gönül Erleri adını fısıldıyordu.
Bir Gönül Eri olabilmek,
bir katre olarak da olsa düşmek gönül denizine...
"Yürümek istiyorum" dedi gönül, yürümek.
"Ama yol çetin yorulmak var" dedim.
Yol ise çok uzun,
okadar yolu göze alabiliyor musun? dedi:
bir adım atabilmek için,
... bin adımı göze alabilenler yolların hükümdarı değil miydi?!...
Her gönülde bir Gönül Eri olarak kalabilmek,
asıl marifet bu sırda mukimmiş.
Ülkeler fet edebilirsiniz ama
bir gönülü fet etmek ülkeler fet etmekten daha evladır...
Ey gönül; demek yola çıkmaya kararlısın.
Gönül yolunda bir Gönül Eri olarak
bu dünyadan tebdil-i mekan edebilmek...

Zaman ömrümüzü arşınlıyordu
Koşup giden zamana erişmek gerekiyordu
Elleri boş kalmış nekadar hayal varsa
Hepsini yeniden devşirmek gerekiyordu
Koskoca bir gülistan görmek istiyorsa göz
Önce tohum ekmeyi bilmek gerekiyordu
Gönlü gönle erdirmek için
Gönülden bir muhabbet vermek gerekiyordu
Ve her gönül Muhammed (sav.) den hasıl olan muhabbeti
Birbirine sunmak için yarışıyordu
Gönül yolunda yolcu olmak isteyenler...
"Gönül hanı"na uğrayan bir hancı olmak istiyordu...
Şuheda Derya Terzi

25 Mayıs 2012 Cuma

HALİÇ FORUMU'na Ailece Davetlisiniz... ŞEHİR HAYATINDA MÜSLÜMAN KADIN‏


 Tarih - Saat
26 Mayıs Cumartesi
Saat 18:00 - 20:30
Ailece Davetlisiniz, Katılım Ücretsizdir
 Programın Konusu:
ŞEHİR HAYATINDA
MÜSLÜMAN KADIN
 Oturum Başkanı
Filiz BALCI
 Konuşmacılar
Mustafa ÖZKAYA
Yıldız RAMAZANOĞLU
Dç. Dr. Ayşen GÜRCAN
Aşağıdaki alt başlıklar programda masaya yatırılacak ve
bazı güncel sorulara cevaplar aranacak. 
Bu dönemin son Haliç Forumu Programımıza
katılımınızı önemle tavsiye ediyoruz.
 İrdelenecek Konular:
* Dinimizin temel referanslarında (Kur'an, Sünnet) kadın.
* Modern ve postmodern dönemde kadın tipolojileri.
* Şehir hayatında Müslüman kadının rolü, real mi yoksa hayal mi?
* Kent yaşamı, anne olacak Müslüman kadına hangi zorlukları yaşatıyor?  
* Şehir, Müslüman kadını hangi yönlerden örseliyor.
* Modern hayatın kuşatması ve dayatması karşısında aile içinde kadının yeri.
* Üretim ve tüketim bağlamında kadın.
* Feminizm bir çıkış mı yoksa sorunun kendisi mi?
* Müslüman kadının rol modelleri günümüzde nasıl anlaşılabilir.
* Müslüman kadının siyaset-ticaret-sanat-kültür-mimari vs.  alanlardaki rolü.
* Müslüman kadının modernite ile imtihanı ve tüketim kültürünün öznesi olarak kadın.
* Karşı cinsiyle rekabet, yarış ve artan boşanmalar.
 Mekan
İNSAN ve MEDENİYET HAREKETİ
Bahariye Mevlevihanesi, Silahtarağa Cad. No:12
Haliç Kıyısı, Eyüp - İstanbul
Tlf.: 0212 501 31 71

23 Mayıs 2012 Çarşamba

ŞEHİD BAHATTİN YILDIZ'IN KİTAPLARI

17 Mayıs 2010 tarihinde
Afganistan'ın Kunduz bölgesin'den Kabile dönerken
bir uçak kazasında, çok sevdiği Hindu Kuş dağlarında
Rabbi'ne kavuşan sevgili ağabeyimiz
Şehid Bahattin Yıldız'ın yazdığı kitaplar...
      "Ölüme meydan okumayı, ölümden korkmamayı, ölümü ölümsüzlük bilmeyi yeniden yaşayacağım ve tadacağım."
     Şarjörünü takmadığı silahın kurma kolunu birkaç defa çekip bıraktı. Şakırtılar çıkaran mekanik ses, saat tıkırtısı gibi ahenkle kulaklarına doldu. Bilal tahrip kalıbını tutuşturmuş ve tekrar ayağa kalkmıştı.
    İşte yüz yüze, göz gözeydiler ve işte makinalı tüfeğin ağzı Bilal'in göğsündeydi. Havaya kalkan sağ kolu tahrip kalıbını olanca hızıyla fırlattı. Kalıp, hedefine bir kuş olup uçtu. Bu onun son arzusuydu. Keleşi tekrar sağ eline aldı. Tam gediğin ağzında durdu.
    Bilal, dimdik durdu, dağ gibi durdu.
     Bozdağın görkemli duruşu gibiydi...
     Ayrılık saati gelmişti. Tek tek sarıldım, Paçator'a, Şirbeççe'ye. Yunus ağlamaya başladı. Yeşil gözlerinden inciler dökülüyordu. Bir anda ayrılmaktan vazgeçip kalmak isteğiyle zorlandım. Boğazıma acı bir düğüm oturdu.
     Yunus'un o yeşil gözlerini ve inci tanesi yaşlarını bir sevgiyle, bir acıyla, bir hasretle gönlüme unutulmaz anılarla gömüp onlara sırtını döndüm. Her adım, onlardan bir ayrılık adımıydı.
     Hoda Hafız Afganistan! Hoda Hafız Biraderanı Mücahidan!
(Arka Kapak)
  
     Erzurum, her yönü bir başka güzellikler şehri. Destansı gizemleş şehri. Kasım ayından sonra, beyaz karın düştüğü, karakışın başladığı, hayatın bir başka yaşandığı, karın, buzun, soğuğun işgal ettiği şehirdir Erzurum. Karın tadını çıplak ayaklı çocuklar ve dağlarda kayanlar çıkarır Erzurumda.
     Palandöken dağları bütün ihtişamıyla kıble tarafında. Palandöken, bir simgedir Erzurumda. Kayakçılar ve dağcılar, bir de gurbetteki Erzurumlular için bir aşktır Palandöken.
(Arka Kapak)
     "Bu kitapta Bahattin Yıldız hakkında şehadet günü olan 17 Mayıs 2010 tarihinden bugüne kadar çeşitli basın-yayın organlarında yayınlanmış yazı, şiir ve bazı haberlerle internet ortamında yapılmış kimi yorumları bulacaksınız.
     İlk kez burada yayınlanan bir kaç yazı da yer almaktadır. Bizler, Bahattin Yıldız'ın İzmirli dostları olarak, bunları bir kitap haline getirmeyi, ona karşı vir vefa borcu olarak gördük. Bu çalışma aynı zamanda Bahattin Yıldız hakkında yazılan yazı, şiir ve yorumların en doğal, en samimi haliyle bir araya gelmesi açısından da önemliydi.
     Sevenlerine, dostlarına bunları ikram etmek istedik. Bu kitapta yer alan ürünlerin tek bir özelliği var: Bahattin Yıldız'ı anlatıyor olmak." (Arka Kapak)
     Dağların başındayız. Ayrı bir güzellikler dünyası burası. Dağların üzerinden görünen dünya, aşağıda görünenden çok farklı. Ufkunuzu dağlar kesmiyor. Baktığınız tarafta dağlar dağlara ekleniyor.
     Bütün iniş çıkışlar, derinlikler, vadiler, kanyonlar, uçurumlar kayboluyor burada. Kendinizi düz bir platoda hissediyorsunuz. Bir başka tarafta bulutları görüyorsunuz. Yürürseniz içine girecek veya üzerine çıkıp oturacak gibisiniz. İleride bir görüntü dağ yekpareliğini bozuyor.
(Arka Kapak)

22 Mayıs 2012 Salı

HADİS-İ ŞERİFLER ... İBNU SAYYAD HAKKINDA


KÜTÜB-İ SİTTE
HADİS-İ ŞERİFLER
KIYAMET ALAMETLERİ
ÜÇÜNCÜ FASIL: İBNU SAYYAD HAKKINDA


1. (5014)-  Muhammed İbnu'l-Münkedir anlatıyor: "Cabir İbnu Abdillah (radıyallahu anhümâ), İbnu Sayyad'ın Deccal olduğu hususunda yemin ederdi. Ben:
"Sen Allah'a yemin de ediyorsun ha!" dedim. Bana şu cevabı verdi:
"(Nasıl etmeyeyim?) Ömer İbnu'l-Hattab (radıyallahu anh)'ın, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanında İbnu Sayyad'ın Deccal olduğu hususunda yemin ettiğini işittim. Buna rağmen Aleyhissalâtu vesselâm kendisini reddetmemişti."
[Buhârî, İ'tisam 23; Müslim, Fiten 94, (4929); Ebu Davud, Melâhim 16, (4331).]


2. (5015)- İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Ömer İbnu'l-Hattab (radıyallahu anh), Ashab'tan bir grup içerisinde Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'la birlikte İbnu Sayyad'a doğru  gittiler, Onu, Benî Megâle şatosunun yanında çocuklarla oynar buldular. O sıralarda büluğa yaklaşmış durumdaydı. İbnu Sayyad, Aleyhissalâtu vesselâm, eliyle sırtına vuruncaya kadar (onların geldiğini) hissetmedi. Aleyhissalâtu vesselâm, omuzuna vurup:
"Benim Allah'ın resulü olduğuma şehadet ediyor musun?" diye sordu. İbnu Sayyad ona bakıp:
"Şehadet ederim ki, sen ümmilerin peygamberisin!" dedi. İbnu Sayyad da Resulullah'a:
"Sen, benim Allah'ın resulü olduğuma şehadet eder misin?" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm onu reddetti ve:
"Ben Allah'a ve O'nun resullerine iman ettim!" buyurdu ve sonra sordu:
"Pekiyi, ne görüyorsun?"
"Bana bir doğru sözlü (sadık), bir de yalancı (kazib) gelmektedir"  diye cevap verdi. Bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm:
"Sana bu iş karıştırıldı! (Sıdkı kizb; kizbi sıdk ile karıştırıyorsun)" buyurdular.Sonra da Aleyhissalâtu vesselâm ona:
"Ben senin için (içimde) bir şey sakladım (bil bakalım!)" dedi. İbnu Sayyad:
"O dumandır!" diye cevap verdi. Aleyhissalâtu vesselâm:
"Sus, sen kendi kadrini hiçbir vakit aşamayacaksın!" buyurdular. Bunun üzerine Hz. Ömer (radıyallahu anh):
"Ey Allah'ın Resulü! Bana müsaade buyurun şunun boynunu vurayım!" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm da:
"Eğer (Deccal) bu ise, sen ona musallat edilecek değilsin, eğer bu Deccal değilse onu öldürmekte sana bir hayır yok!" buyurdular." 
[Buharî, Cenaiz 80, Şehadat 3, Cihad 178, Edeb 97; Müslim, Fiten 85, 95, (2924, 2930); Ebu Davud, Mehahim 16, (4329); Tirmizî, Fiten 63, (2250), 56, (2236).]
Tirmizî, "Ben senin için (içimde) bir şey sakladım (bil bakalım!)"  sözünden sonra şu ibareyi ilave etti: "Onun için (içinde) "O halde semanın ap aşikâr bir duman getireceği günü gözetle (Habibim)" (Duhan 10) ayetini gizlemişti."

3. (5016)- Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: "İbnu Sayyad, Harre Savaşı sırasında kaybedildi." [Ebu Davud, Melahim 16, (4332).]
AÇIKLAMA:
1- Kaydedilen rivayetlerden de anlaşılacağı üzere İbnu Sayyad -ki bazı rivayetlerde İbnu Said diye de geçer- Aleyhissalâtu vesselâm'ın devrinde yaşamış bir Yahudidir. Yaşça küçüktür. Ancak Resulullah'tan sonra da yaşamıştır. Aleyhissalâtu vesselâm onun Deccal olmasından kuşkulanmış ve bunu tahkik etmek istemiştir. Resulullah'ın onun Deccal olduğuna dair kuşku ve araştırmaları, bazı sahabilerde "İbnu Sayyad, Deccal'dir" kanaatini hasıl etmiştir. Öyle ki, İbnu Sayyad, hakkında yaygınlık kazanan bu kuşkulu durumdan rahatsızlık duyarak, Mekke'ye giderken Ebu Said'e şikayetlenir: "Halk beni Deccal biliyor. Sen Aleyhissalâtu vesselâm'ın "Deccal'in çocuğu olmayacak" dediğini duymadın mı?" der. "Evet!" cevabını alınca: "Halbuki benim çocuğum var" der ve "Resulullah'ın "Deccal, Mekke'ye ve Medine'ye girmeyecek!" buyurduğunu işitmedin mi?" diye sorar. Ebu Said "Evet!" deyince "Ben Medine'de dünyaya geldim. İşte şimdi de Mekke'ye gidiyorum" der. Bazı rivayetler, İbnu Sayyad'ın bu sadedde; "Resulullah'ın "Deccal Yahudiden olacak, ben ise Müslümanım" dediğini  de kaydeder.
2- İbnu Sayyad meselesi şarihleri çokça meşgul eden bir bahis olmuştur. İbnu Hacer, Kitabu'l-İ'tisam'da bu hususu etraflıca işler. Teferruata girmeyeceğiz. Bahsi daha veciz olarak işleyen Nevevî, ulemanın şöyle söylediğini kaydeder: "Onun kıssası müşkil, durumu ise müştebih (karmaşık)dir: Bu kimse meşhur olan Mesih Deccal midir, yoksa başkası mıdır? Şurası muhakkak ki, deccallerden bir deccaldir.
Alimler şu hususu da belirtmişlerdir: Bu hususta gelen hadislerin zahirine göre Aleyhissalâtu vesselâm'a onun veya bir başkasının Deccal olduğuna dair vahiy gelmemiştir. Ama Resulullah'a Deccal'ın evsafı vahyen bildirilmiştir. İbnu Sayyad'da ise bu sıfatlarla ilgili bazı muhtemel karineler mevcuttu. Bu sebeple Aleyhissalâtu vesselâm, ne onun ne de başkasının Deccal olduğu hususunda kesin hükme gitmemiştir. Hz. Ömer'e: "Eğer o, Deccal olsaydı, sen onu öldürmeye asla muktedir olamayacaktın" demesi de bundandır. İbnu Sayyad'ın: "Ben Müslüman oldum, Deccal ise kâfirdir. Deccal'in çocuğu olmayacak, benim ise çocuğum olmuştur. Deccal Mekke ve Medine'ye girmeyecektir, ben ise Mekke'ye de Medine'ye de girdim" şeklindeki ihticacına gelince, bu sözlerinde onun Deccal olmayacağına delil yoktur. Zira Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), Deccal'in fitnesi ve yeryüzüne çıkışı vaktindeki sıfatlarını haber vermiştir."
3- Şato diye çevirdiğimiz kelimenin aslı "ütüm"dür. Medine'deki, yüksek ve müstahkem binalara denmektedir. Umumiyetle dış duvarları sağlamdır. Eskiden kalma müstahkem yapılardır.
4- "Benî Megâle"yi el-Kâdı şöyle açıklar: "Balat'ın nihayetinde Mescid-i Nebevi'yi karşına alarak durdun mu, sol tarafında kalanlar hep Benî Megâle'dir."
5- Rivayette, İbnu Sayyad'ın nübüvvet iddiası mevzubahistir. Buna rağmen Aleyhissalâtu vesselâm onu cezalandırma cihetine gitmemiştir. Halbuki peygamberlik iddiası İslamiyet'i inkar manasına gelen bir suçtur; cezası ölümdür. Buna iki ayrı sebep zikredilmiştir:
* İbnu Sayyad, o sıralarda henüz çocuktu, cezaya ehil değildi.
* Yahudilerle Müslümanların sulh yaptıkları bir döneme rastlamıştır.
     Bu sulhtan maksad, Resulullah'ın hicretten sonra Medine'deki Yahudi ve diğer müşrik kabilelerle Müslümanların arasındaki münasebetleri tanzim eden antlaşmadır. Bu antlaşma bir metin halinde yazılı olarak tesbit edilmiştir. Bir kısım müellifler buna "İslam'ın ilk anayasası" demiştir.
     Hattâbî'ye göre, "İbnu Sayyad, bu antlaşma mucibince sulh yapılmış olan Yahudilerin bir ferdi idi. Onun kehanet nev'inden yaptığı bir kısım iddiaları Resulullah'a ulaşıyordu. Bu sebeple onun hakkında bir tahkik ve ankette bulunmak istemiş ve bunu yapmıştır: "Ona haber vermeden yaklaşmış, sarfettiği bazı sözleri bizzat işitip tahlil etmeye ehemmiyet vermiştir.
     Nitekim bunda muvaffak olmuş, bizzat konuşmuş ve görmüş ki, batıl bir yoldadır ve sihirbazlardan bir sihirbaz veya bir kahin veya kendisine cinlerin veya şeytanların gelip, bazı kelamları lisanına koydukları bir tiptir."
6- Aliyyu'l-Kârî, Resulullah, İbnu Sayyad'a: "Sana gelenler ne söylüyorlar?" şeklinde soru sormuş olmalıdır. Cevabın da: "Bana getirdikleri haber bazan doğrudur, bazan da yalandan ibarettir" şeklinde olması gerektiğini belirtir.
     Keza "Sana bu iş karıştırıldı" ifadesinin altında: "Sana bazan doğru, bazan yanlış haber getirdikleri için sen kizbi sıdk, sıdkı da kizb zannedip bu zıtları birbirine karıştırır hale gelmişsin" manasının yattığını şarihler belirtir.
7- Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), İbnu Sayyad'ın gaybı bilip bilmediğini isbat etmek için, içinden   فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبينٍ  ayetini tutar ve ona: "Ne tuttum?" diye sorar. İbnu Sayyad "ed-Duh!" der. Bazı alimler ed-Duh kelimesinin ed-Duhan'dan gelme bir kelime olduğunu söylemiş ise de, el-Kâdı: "İbnu Sayyad ayetten sadece bu eksik kelimeyi söyleyebildi. Zaten kahinlerin adeti de budur. Zaten şeytan semaya haber hırsızlamak için çıkınca, Kur'an'ın haber verdiği şahab atılmazdan önce ne kapabildiyse onu getirebilmektedir" der.
8- Hz. Ömer'in "İbnu Seyyad Deccal'dir" şeklindeki kesin iddiasına rağmen, Resulullah'ın sükût etmiş olmasını Beyhakî şöyle yorumlar: "Muhtemelen, Aleyhissalâtu vesselâm onun hakkında mütevakkıftı, yani "Deccal" veya "değil" diye hükme gitmekten geri duruyordu. Ama sonradan kendisine onun değil, başkasının Deccal olduğu hususunda İlahî açıklama gelmiştir. Temîm hadisesinde olduğu üzere." Nevevî, bu ifade ile Beyhakî'nin "İbnu Sayyad'ın değil, başkasının Deccal olduğu"  görüşünü tercih etmiş bulunduğunu belirtir.
______________
9- 5016 numaralı hadiste, İbnu Sayyad'ın Harra Savaşı'nda kaybolduğu belirtilir. Bu savaş, Hz. Muaviye'nin oğlu Yezid'in, Medinelilere karşı savaşıp galebe çaldığı savaştır. İbnu Sayyad'ın bu savaşta ölme hadisesi ihtilaflıdır. Çünkü, onun Medine'de öldüğü de rivayetlerde gelmiştir. Ancak bazı alimler "Harra Savaşı'nda kaybolma" ifadesinin Medine'de veya bir başka yerde de ölmüş olma manasını da muhtemil olduğunu belirterek, arada ihtilaf görmemiştir.
Prof.Dr. İbrahim Canan
Kütüb-i Sitte Muhtasarı ve Şerhi

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Feth-i Mübin ... ÜmmüGülsüm Bostan

FETH-İ MÜBİN

29 Mayıs 1453 gününde
Mübarek ordu Rumeli önlerinde
Gök kubbe altında bir ordu var ki;
Tekbir sesleriyle titretti Konstantin'i


Fethetti İstanbul'u bir büyük, ulu han
"İstanbul'u fetheden, ne güzel bir kumandan"
Denizler yol vermiyorsa o büyük hükümdara
Gemiler karadan yürür, büyük emel uğruna

Çağ kapatıp çağ açtı şahlanan atıyla
Aydınlattı Bizans'ı İslam'ın nuruyla
Fatih'in ellerinde Dersaadet çiçek çiçek
Uhud ve Hendek kadar mübarektir bu cenk

Yirmisinde delikanlı kuşandı kılıcını
Bunu gören şehirler İstanbul'u kıskandı
Görür gibi olurum ummana sürdüğü atı
Bir yüce komutan ki; İstanbul'dur sevdası

Söyleyin! O koca fetih sığar mı hiç tarihe?
Fatih gibi sende İstanbul'u seyreyle
Gör bak neler söylüyor yeditepe bizlere
Sesleniyor bu zamanın Fatih'lerine


Uyan Sultan'ım uyan, uyan Hakk aşkına
İstanbul bugün yine muhtaçtır sana
Fetih uğruna çektin bolca çile ve zahmet
Bastığın her toprak, her sözün bize servet

Sultan Mehmet ayırdı hak ile batılı
Bir devlet, bir ordu ki; kudretli ve şanlı
Bir daha çalmayacak İstanbul'umda çanlar
Bu topraklarda var oldukça Ulubatlı Hasan'lar...

ÜmmüGülsüm Bostan
05.05.2012 - İstanbul

İstanbul-Ataşehir İlçesi Lise öğrencileri arası
İSTANBUL'UN FETHİ Konulu Şiir Yarışması Birincisi

16 Mayıs 2012 Çarşamba

İSLAM İLMİHALİ ... Altıncı Bölüm: NAMAZ ... 11. Konu: VİTİR NAMAZI

İ S L A M    İ L M İ H A L İ
Altıncı Bölüm: Namaz
Onbirinci Konu: VİTİR NAMAZI

     Vitir (vitr) Arapça'da çiftin karşıtı olan "tek" anlamındadır. Hz. Peygamber, günün kılınan son namazının tek (vitr) olmasını tavsiye ve teşvik etmiş (Müslim, "Salâtü'l-müsâfirîn", 53) ve kılınma vaktine ilişkin olarak da sabah namazının sünnetinden biraz önceki vakti, yani sabah namazı vaktinin girmesine yakın bir vakti önermiş (Tirmizî, "Vitr", 12; Ebû Dâvûd, "Vitr", 8), bununla birlikte gece uyanamayacağından endişe edenlerin yatmadan önce kılabileceklerini belirtmiştir (Müslim, "Salâtü'l-müsâfirîn", 21).
     Ebû Hanîfe vitir namazının vâcip olduğunu söylerken, Ebû Yûsuf ve Muhammed ile diğer üç mezhep imamı bunun müekked sünnet olduğunu söylemişlerdir. Vitir namazının vakti, yatsı namazının sonrasından fecrin doğmasına kadardır. Ebû Yûsuf ve Muhammed'e göre, fecirden sonra kılınmaz. Mâlik, Şâfiî ve Ahmed'e göre ise, sabah namazını kılmadığı müddetçe, fecirden sonra da vitir namazı kılınabilir.
     Vitir namazı Hanefîler'e göre akşam namazı gibi bir selâmla kılınan üç rek`attan ibaret olup akşam namazından farkı, bunun her rek`atında Fâtiha ve ardından bir sûre ve son rek`atta rükûdan önce tekbir alınarak Kunut duası okunmasıdır. Bu tekbiri almak ve Kunut duasını okumak Ebû Hanîfe'ye göre vâciptir ve hangisi terkedilse sehiv secdesi gerekir. Ebû Yûsuf ve Muhammed'e göre Kunut duası okumak sünnettir.
     Mâlik, üç rek`at vitir namazı kılmayı müstehap görmüştür. Bu üç rek`atın arası selâmla ayrılmalıdır, yani her birinde selâm verilmelidir. Mâlikîler'e göre vitir bir rek`at olarak da kılınabilir.
     Vitir namazı binek üzerinde kılınabilir, binek nereye yönelirse yönelsin, sakınca yoktur. Çünkü Hz. Peygamber bunu binek üzerinde kılmıştır. Bu husus, vitir namazının farz olmadığına da gerekçe yapılmaktadır. Şöyle ki; Hz. Peygamber hiçbir farz namazı binek üzerinde kılmadığı halde, vitiri binek üzerinde kılmıştır. Öyleyse vitir namazı farz değildir.
     Hanefîler'e göre Kunut duası sadece vitir namazında okunur. Şâfiî ve Mâlik'e göre, her zaman sabah namazının farzında rükûdan sonra ayakta Kunut duası okunabilir. Bu Kunut duası, Mâlikîler'e göre müstehap, Şâfiîler'e göre sünnettir. Sabah namazında Kunut duasını okuyan bir Şâfiî veya Mâlikî imama uyan Hanefî, susup bekleyebileceği gibi içinden Kunut duasını da okuyabilir.
     Vitir namazı, müstakil bir namaz olduğu için yatsı namazıyla birlikte kazâya kaldığı vakit kazâ edilmesi gerekir.

     Kunut duası:
     Allâhümme! İnnâ nesteînüke ve nestağfiruke ve nestehdîk; ve nü'minü bike ve netûbü ileyke ve netevekkelü aleyke ve nüsnî aleyke'l-hayra kullehü neşkuruke, velâ nekfüruk; ve nahleu ve netrukü men yefcüruk.
     Allâhümme! İyyâke na`büdü ve leke nüsallî ve nescüdü ve ileyke nes`â ve nahfidü nercû rahmeteke ve nahşâ azâbek. İnne azâbeke bi'l-küffâri mülhık.

     Bu duayı okuyamayan kimse "Rabbenâ âtinâ" duasını okur veya üç kere "Allahümmağfir lî" veya üç kere "Yâ Rabbi" der.

     Vitir namazı tek kılınır. Cemaatle kılınması sadece ramazan ayına mahsustur. Diğer günlerde vitir namazını, yatsı namazını kılıp uyuduktan sonra gecenin sonuna doğru kılmak daha faziletli olmakla birlikte ramazanda cemaatle kılmak gecenin sonuna bırakmaktan evlâdır.

RİYÂZÜ'S SÂLİHÎN'DEN HADİS-İ ŞERİFLER ♥ ✿ܓ ♥ EMÂNETİ YERİNE GETİRMEK - 1

RİYÂZÜ'S SÂLİHÎN'DEN HADİS-İ ŞERİFLER 25- باب الأمر بأداء الأمانة EMÂNETİ YERİNE GETİRMEK - 1 Âyet-i Kerimeler:      1. “...

Gönül Erleri Blogu'na Üye Olabilirsiniz...

Gönül Erleri Blogumuza Email Abonesi Olmak İster misiniz?