8 Şubat 2013 Cuma

RİYÂZÜ’S-SÂLİHÎN - GİRİŞ - III. Bölüm

III
RİYÂZÜ’S-SÂLİHÎN

     A. Yazılış Gayesi
     Tam adı Riyâzü’s-sâlihîn min hadîsi seyyidi’l-mürselîn olan eser, İmam Nevevî’nin yukarıda tanıttığımız çalışmaları arasında önemli bir yer tutar. Nevevî bu kitabını, 45 yıllık kısa fakat çok verimli hayatının en olgun ve bereketli dönemleri kabul edilen bir yaşta, 40 yaşlarında yazdı. Bundan üç sene önce de, bir başka önemli eseri el-Ezkâr’ ı telif etmişti. Riyâzü’s-sâlihîn’in telifi, 14 Ramazan 670 (1271) tarihinde bir pazartesi günü tamamlandı.
     Kendi alanlarında büyük önemi olan bu kitapların peşpeşe yazılmasının bazı mühim sebepleri olmalıdır. Bunu anlayabilmek için, o günün genel görüntüsünü ve şartlarını gözden geçirmek bize bazı ipuçları verebilir. İslâm ümmeti, Nevevî’nin yaşadığı VII. (XIII.) yüzyılda birtakım karışıklıkların ve fitnelerin içine düşmüştü. İslâm düşmanları, ümmet coğrafyasını dört bir yandan kuşatmış, içte ve dışta olumsuz bir ortam hüküm sürmeye başlamıştı. Bir taraftan müslümanlara vahşice saldıran Haçlı orduları, öte yandan Tatar akınları İslâm dünyasını kasıp kavurmaktaydı. Müslümanların bir kısmı servet ve şehvet peşine düşmüş, farzları, vâcipleri ve İslâm’ın prensiplerini yerine getirmekten uzaklaşmış, yapmaları gereken vazifeleri ihmal etmiş bir haldeydi. Diğer bir kısmı ise tasavvufa ve zühde yöneldikleri iddiasıyla, dünyadan yüz çevirmiş, sanki dünyada hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi hareket ediyorlardı. Bir başka grup da çeşitli yörelerde düşmanlara karşı cihadı sürdürme azim ve gayreti içindeydi.
     İmam Nevevî, gerçek ilim ehlinin önde gelenlerinden biri olarak, böyle bir zamanda ve bu şartlarda ne yapılması gerektiğini, âlimlerin mesuliyetinin büyüklüğünü iyi biliyordu. İçinde yaşadığı topluma ve İslâm ümmetine karşı sorumluluğunu yerine getirme şuuruyla hareket ediyordu. Ona göre, dünyanın en uyanık kişileri, Allah’a karşı ibadetlerini ve kulluk vazifelerini yapmanın bilincine varmış kimseler olmalıydı. O halde yolun en doğru olanını bulmak ve hakikate ulaşmak için, Allah’ın Kitab’ını ve Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini iyice bilmek ve bu iki kaynağa sımsıkı sarılmak gerekmekteydi.
     Nevevî, kendi zamanında gerçek ilim adamı haysiyetiyle İslâm’ın sancaktarlığını yaparak, dinin hakikatini ve güzelliklerini ortaya koymayı, İslâm’ın hayat, cihad, şefkat, merhamet ve müsâmaha dini oluşunu bir kere daha gözler önüne sermeyi, tasavvuf ve zühdü Kur’an ve Sünnet’teki gerçek yerine oturtmayı kendisi için vazife bildi. Bunu yaparken, her türlü eziyete katlanmayı, karşısına çıkacak engelleri aşmayı, kötülerin kınamasına aldırmamayı da hayat düsturu edindi. İnandığı hakikatleri bizzat hayatında uygulayarak, insanlara en güzel örnek oldu.
     İmam Nevevî, Riyâzü’s-sâlihîn’i, dindarlık iddia eden bazılarının yaptığı gibi, insanları yanlış yorumlanan bir tasavvuf ve zühd anlayışına, cihadı terketmeye, dünyadan yüz çevirmeye davet etmek için yazmadı. Bunun tam aksine Allah Teâlâ’nın hoşnut olduğu bir hayatı bütün unsurlarıyla bilip yaşamaya, düşmanlar ve sapıklarla cihada, hakkı ve adaleti toplumda hakim kılmaya, kişiyi Allah’a yakınlık derecelerinin en yükseğine çıkarmaya, iyilikleri emir ve kötülüklerden nehiy konusundaki naslara ve bu nasların gerektirdiği hayat tarzına sımsıkı bağlanmaya davet etmek için kaleme aldı. O, bu kitabıyla, Kur’an ve sünnetin ışığında yaşanması gereken bir hayatın yollarını gösterdi. Fert, aile, cemaat ve cemiyet planında uyulması gereken ana prensipleri, büyük bir maharet, üstün bir anlayış ve kavrayışla, âyet ve hadis temeline oturttu. Böylece hem dînî hayattan uzaklaşanlara, hem de tasavvuf ve zühd yoluna sülûk ettikleri iddiasıyla sapıklık ve bid’atlara düşenlere hakkı ve doğruyu gösterdi. İfrat ve tefrite düşmeksizin iddiasız, riyasız, gösterişsiz bir İslâmî yapılanmanın yol ve yönteminin nasıl olması gerektiğini, ana başlıklar, alt birimler, âyet ve hadislere dayalı bilgiler halinde bu kitapta ortaya koydu. Kur’an temeline dayalı sünneti ihya ederek, hakikatın önüne set çekmek isteyen bâtılı ve bid’atı, hatayı ve yanlışı ortadan kaldırmayı hedefledi.
     Telif edildiği günden bu yana Riyâzü’s-sâlihîn, İslâm dünyasının her yerinde, âlimlerin, ilim tâliplerinin, vâiz ve hatiplerin ve nihayet hadis okumak isteyen hemen her müslümanın âdeta el kitabı oldu. Böylece bu güzel eser, müellifinin arzuladığı hedefe ulaştı.

     B. Nevevi’nin Riyâzü’s-sâlihîn’i Yazarken Gözettiği Prensipler
     İmam Nevevî, kitabını yazarken bazı prensipler gözettiğini eserinin önsözünde belirtir. Buna göre Riyâzü’s-sâlihîn’in başlıca özellikleri şunlardır:
     * İnsanlara dünya ve âhiret saâdetini kazanma yollarını gösterecek, zâhirî ve bâtinî edepleri elde etmelerini sağlayacak, iyiyi ve güzeli teşvik, kötüden ve çirkinden uzaklaşmayı temin edecek sahih hadislerden oluşan muhtasar bir kitap olacaktır.
     * Sahih hadis kaynakları olarak şöhret kazanmış kitaplardan seçilen, mâna ve mahiyetleri açık, delâletleri kesin hadisleri ihtiva edecektir.
     * Konuların baş tarafında ilgili âyetlere yer verilecektir.
     * Açıklanmasına ihtiyaç duyulan bazı kelime ve terimler kısaca açıklanacaktır.
     * Her hadisten sonra, o hadisin hangi kitaptan alındığı belirtilecektir.
     * Hayır ve iyilikleri özendirici, kötülük ve çirkinlikleri engelleyici nitelikte hadisler olmasına özen gösterilecektir.
     * Hadislerin senedinde sadece sahâbî ravinin adı verilecektir.
     * Gerektiğinde bazı hadislerden sonra, o hadisin sıhhat açısından durumuna, bazan da ravilerinin haline işaret edilecektir.
     * Muhtevânın dînî ve ictimâî nitelikte olmasına özen gösterilecektir.
     İmam Nevevî, kitabının başından sonuna kadar bu prensiplere bağlı kalmaya itina gösterdi.
     C. Tertibi
     Riyâzü’s-sâlihîn, 18 temel bölüm ile bunların alt birimleri diyebileceğimiz 372 babtan meydana gelir. Bazı baskılarında kitap sayısı 20’ye çıkarılırken, bazılarında da kitap adına yer verilmez; sadece bab adları zikredilir. Eserin 656 babdan oluştuğu yönündeki bilgiler doğru olmasa gerektir. Çünkü hiç bir tab’ında bu sayıya yaklaşan bir sıralama görülmez. Kitaplardan bazısı bir kaç hadisten ibaretken, bazıları yüzlerce hadisi kapsar.
     Riyâzü’s-sâlihîn’in ihtiva ettiği bölümler ve hadis sayıları şöyledir:
     1. Kitâbü Makâsidi’l-ârifîn (1-681)
     2. Kitâbü’l-Edeb (682-728)
     3. Kitâbü Edebi’t-taâm (729-779)
     4. Kitâbü’l-Libâs (780-814)
     5. Kitâbü Âdâbi’n-nevm ve’l-idticâ ve’l-kuûd ve’l-meclis ve’l-celîs ve’r-rü’yâ (815-845)
     6. Kitâbü’s-Selâm (846-895)
     7. Kitâbü İyâdeti’l-merîz ve teşyi‘i’l-meyyit ve’s-salâti aleyhi ve huzûri defnihî ve’l-mekri inde kabrihî ba’de defnihî (896-957)
     8. Kitâbü Âdâbi’s-sefer (958-992)
     9. Kitâbü’l-Fezâil (993-1270)
    10. Kitâbü’l-İ’tikâf (1271-1273)
    11. Kitâbü’l-Hac (1274-1287)
    12. Kitâbü’l-Cihâd (1288-1378)
    13. Kitâbü’l-İlm (1379-1395)
    14. Kitâbü Hamdillahi teâlâ ve şükrihi (1396-1399)
    15. Kitâbü’s-Salât alâ Resûlillahi sallallahu aleyhi ve sellem (1400-1410)
    16. Kitâbü’l-Ezkâr (1411-1467)
    17. Kitâbü’d-Deavât (1468-1513)
    18. Kitâbü’l-Umûri’l-menhiyyi anhâ (1514-1900)

     D. Hadislerin Güvenilirliği
     İmam Nevevî, Riyâzü’s-sâlihîn’e aldığı hadislerin çoğunu Kütüb-i Sitte diye bilinen ve sünnî mezheplerce en sahih hadisleri ihtiva ettikleri kabul edilen, Buhârî ve Müslim’in Sahîh’leri ile Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce’nin Sünen’lerinden seçti. Bunların dışında kalan az sayıdaki hadisleri de, Mâlik’in Muvatta’ı, Ebû Bekir el-Humeydî’nin el-Cem’ beyne’s-Sahîhayn’i, Ahmed İbni Hanbel’in Müsned’i, Hâkim’in Müstedrek’i ve Dârîmî ile Dârekutnî’nin Sünen’lerinden aldı.
     Nevevî, hadislerin metinlerini bu kaynaklardan aynen nakletmeye büyük özen gösterdi. Ancak çok uzun hadisleri bazan ihtisar etti; az da olsa bir kısmını lafzan değil mâna ile rivayet etti; ya da kendisinin elinde bulunan nüshadaki hadisi esas aldığı için, bir kelimenin yerini eş anlamlı bir başka kelimenin aldığı oldu. Onun yaptığı bu işleri, ancak hadislerin lafızlarını ve bu lafızların delâlet ettiği mâna ve maksatları iyice bilen, anlamları bozacak değişikliklerden hakkıyla haberdar, kelimeler arasındaki anlam farklılıklarının inceliklerine vâkıf, din ilimlerinde ve bilhassa dil ve hadis ilmi alanında otorite olan âlimler yapabilirdi. Ama Nevevî, kendisinden sonra yaşayan bütün büyük âlimlerin ittifakla belirttikleri üzere, bu nitelikleri kendisinde bulunduran bir kimseydi.
     Nevevî’nin kitaplarından hadis aldığı müellifler, Buhârî ve Müslim başta olmak üzere, eserlerinde pek çok mükerrer rivayete yer verirler. Özellikle Buhârî, kitabının çeşitli yerlerinde bir hadisi çoğu kere farklı lafızlar ve ayrı senedlerle zikreder. Müslim ise, bir hadisin sened ve metin farklılıklarını aynı yerde belirtmeye özen gösterir. Nevevî, Riyâzü’s-sâlihîn’e bu hadislerden herhangi birini alırken, o rivayetin ne sened ne de lafız farklarına işaret etmedi. Bu durum Nevevî ve kitabı için bir kusur sayılmaz. Çünkü o böyle yapacağını açıkça ifade etmiştir. Ancak kaynaklarına sadece ismen atıfta bulunmakla yetindiği hadislerin sonunda, bazı kere rivayet ettiği lafzın kime ait olduğunu belirtir. Fakat çok kere bunu da gösterme ihtiyacı duymaz.
     Nevevî, Ebû Dâvûd ve Tirmizî’nin Sünen’lerinden aldığı hadislerde, bu müelliflerin ilgili hadisleri değerlendirmesini aynen nakletmekle yetinir. Kendisi bunlara bir ilavede bulunmaz. Oysa, meselâ Tirmizî’nin “hasen” olarak değerlendirdiği bir hadisi, bazı kere muhaddislerin öyle saymadığı, yahut Ebû Dâvûd’un hakkında söz söylemeyip “sükût ettiği” bir rivayeti bazan delil olarak kullanmayı uygun görmedikleri bilinmektedir. Bu sebeble, Riyâzü’-sâlihîn’de bazı zayıf rivayetler bulunduğunu söyleyenler olmuştur.
     Abdülfettâh Ebû Gudde, Riyâzü’s-sâlihîn’deki hadisleri sıhhat açısından tedkik ederken değil, fakat bakarken zayıflığı kesin olan üç hadise rastladığını söyler. Bu ifade, sanki tedkik edilirse, sayının daha çok olabileceği intibaını uyandırmaktadır.
     Nâsırüddîn el-Elbânî, neşre hazırladığı Riyâzü’s-sâlihîn’e yazdığı mukaddimede, müellif Nevevî’nin sahih rivayetlerden bir kitap te’lif ettiğine dair ifadesinin, hadislerin büyük eskeriyetine işaret ettiğini, fakat bütün hadisleri kapsamadığını söyler. Riyâzü’s-sâlihîn’de bazı zayıf ve münker rivayetler bulunabileceğini önceden düşündüğünü, fakat onların bu kadar olacağını zannetmediğini, yaptığı hassas tedkik ve tahkik sonucunda tahmininin üstünde bir sayıya ulaştığını belirtir. Zayıf saydığı hadislerin numaralarını vererek bu sayıyı 64’e çıkarır. Fakat verdiği numaralardan bir kısmının mükerrer olduğunu belirtmez. Zayıf saydığı bazı hadisleri de, sahih hadislere tahsis ettiği Silsiletü ehâdîsi’s-sahîha adlı eserinde güvenilir rivayetler arasında zikreder, bu da Elbânî için bir çelişki teşkil etmektedir.
     Netice itibariyle o, 55 hadisi zayıf saymaktadır. Tabii bu durum Elbânî’nin kendi şahsî değerlendirmesi olup, bu görüşü paylaşan başka bir şahıs veya bir kitap söz konusu değildir.
     Riyâzü’s-sâlihîn’in elde mevcut güzel neşirlerinden birini hazırlayan Şuayb el-Arnaût da, kendisinin şahsî tedkiki ve değerlendirmesine dayanarak, Nevevî’nin kitabına sadece sahih ve hasen hadisleri alma konusunda hassas davranmasına rağmen, 46 hadisi sened yönünden zayıf gördüğünü, bu zayıflığı herhangi bir tarik ile güçlendirme imkânı bulamadığını söyler. Bunlardan ayrı olarak sened yönünden zayıf bulduğu 51 hadisin başka tariklerle takviye edildiğini veya şâhidlerinin bulunduğunu ifade eder. Daha sonra da, “Riyâzü’s-sâlihîn’de 46 zayıf hadisin bulunması, bu büyük kitabın değerini düşürmeyeceği gibi, bu kadar çok sayıda sahih hadis rivayetini içine alan eserin şanına da halel getirmez”der. Şuayb el-Arnaût da Elbânî gibi bu şahsi iddiasına kendinden önce yaşayan hiçbir âlimden delil getirme ihtiyacı duymamıştır. Biz, burada zayıf hadisin de netice itibariyle hadis olduğunu, onun bir çok çeşidinin bulunduğunu, bunlardan bazısıyla amel edildiğini, zayıf ile mevzû (uydurma) rivayeti birbirine karıştırmamak gerektiğini bir kere daha hatırlamalıyız.
     Bu konuyu bitirirken Riyâzü’s-sâlihîn’de yer alan hadislerin, tamamına yakınının sahih ve hasen rivayetlerden meydana geldiğini, zayıf hadislerinin de kullanılamayacak derecede zayıf (merdûd) rivayetler olmadığını söyleyebiliriz.
     Esasen eserdeki hadislerin büyük çoğunluğunu “müttefekun aleyh” hadisler oluşturur. Riyâz’daki mükerrer hadislerin sayısı, bizim tesbitimize göre 265’tir. Yani 265 hadis, birden fazla, bazıları bir kaç defa olmak üzere tekrar edilmektedir. Genel olarak, bir ahlâk ve âdâb kitabı niteliği taşıyan Riyâzü’s-sâlihîn’ in, bu kadar üstün vasıflı hadisleri bir araya getirmesi, ona benzeri eserler içinde ilk sıralarda bir yer kazandırmıştır.
E. Şerhleri
     Riyazü’s-sâlihin’in, İslâm dünyasının her yerinde en çok okunan kitaplardan biri olduğuna daha önce işaret etmiştik.
     İçindeki kitap ve babların mükemmel sıralanışı, ilgili âyet ve hadislerin aynı mükemmellikle dizilişi, eserin okunmasını ve anlaşılmasını kolaylaştırmış, ona olan alâkayı artırmış ve hatta çoğu zaman tamamının ezberlenmesini sağlamıştır. Ayrıca, esere kaynaklık teşkil eden meşhur hadis kitaplarının her birine çeşitli nitelikte pek çok şerh yazılmıştır. İşte bu sebeblerle Riyâzü’s-sâlihîn’e uzun süre herhangi bir şerh yazılma ihtiyacı hissedilmemiştir. Fakat daha sonraki dönemlerde esere birkaç şerh yazılmıştır. Bunlar hakkında kısa da olsa bilgi vermek faydalı olur kanaatindeyiz.
     1. DELILÜ’L-FÂLIHÎN LI TURUKI RIYÂZÜ’S-SÂLİHÎN
     Riyâzü’s-sâlihîn’in bu önemli şerhi, Muhammed İbni Allân tarafından yapılmıştır. Bu, Riyâz’a yazılan ilk şerh olma özelliğine de sahiptir. 996 (1588) yılında Mekke’de doğan ve 1057’de (1647) yine bu mübarek beldede vefat eden İbni Allân’ın 60’ın üzerinde eseri vardır. Bu eserlerin her biri, kendi sahasında öneme sahiptir. İmam Nevevî’nin eserleri kısmında belirtildiği üzere, onun el-Ezkâr’ını da yine İbni Allân şerhetmiştir.
     İbni Allân, Riyâzü’s-sâlihîn’i şerhederken, klasik hadis şerhciliğinin bütün unsurlarını yerine getirmeye özen gösterir. Anlamlarında kapalılık bulunan kelime ve tabirleri açıklar, bunların dilde kullanılan çeşitli şekillerine işaret eder. Yer yer gramer özelliklerini de göstererek, okuyucunun hadis metinlerini anlamasını kolaylaştırır. Babların başında geçen âyetleri çoğu kere kısaca açıklayarak, onların konuyla, başka hadislerle olan ilişkilerine dikkat çeker. Her hadisi, tekrar da edilmiş olsa, kâfi miktarda şerhetmeyi ihmal etmez. İhtiyaç görülen yerde, açıkladığı hadisin rivayet farklarına işaret eder.
     Hadisin ravisi olan sahâbî hakkında ilk geçtiği yerde kısa bilgiler verir. Hadislerden elde edilebilecek hükümleri ortaya koymaya çalışır ve bunu yaparken fıkhî konularda kendi mezhebini, Şâfiîliği esas alır. Hadisleri şerhederken, onun faydalandığı eserlerin öncelikle Şâfiî âlimlerin kitapları olacağı tabiîdir.
     Nitekim, yapılacak bir karşılaştırma, İbni Allân’ın, öncelikle Sahîh-i Buhârî şârihlerinden İbni Hacer’in büyük eseri Fethu’l-bârî’den, yine Buhârî’nin eserinin bir başka şârihi Kastallânî’nin İrşâdü’s-sâri’si ile Sahîh-i Müslim’ in en kıymetli şerhlerinden biri olan İmam Nevevî’ninel-Minhâc’ ından önemli ölçüde faydalandığını ortaya koyar. İbni Allân, bu eserlerden topladığı bilgileri kendi zamanının ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak eserine aktarır.
     Delîlü’l-fâlihîn, Kahire’de, ilk defa sekiz cilt (1347/1928), sonra da dört cilt (1385/1966) halinde neşredildi. Daha sonraları bu neşirlerin pek çok ofset baskıları da yapıldı.

     2. Şerhu Riyâzü’s-sâlihîn
     Günümüz müelliflerinden el-Hüseynî Abdülmecid Hâşim’in bu eseri, Riyâzü’s-sâlihîn’in kısa bir şerhinden ibarettir. Anlaşılmasında zorluk çekilen kelimeler “el-luga” başlığı altında açıklanmakta, ikinci olarak da “el-ma‘nâ” başlığı ile hadisin mahiyeti kısaca özetlenmektedir, bazı hadislerden anlaşılabilecek hükümlere de işaret edilmektedir. Kitapta âyetlerle ilgili hiç bir açıklamaya rastlanmadığı gibi, hadislerin tahrici, rivayetlerin tahkîki veya farklılığı gibi konulara da girilmemektedir. Riyâzü’s-sâlihîn’i okuyacak talebeler düşünülerek hazırlanmış bir çalışma olduğu söylenebilir. Eser 2 cilt halinde neşredilmiştir.

     3. Nüzhetü’l-müttakîn şerhu Riyâzü’s-sâlihîn
     Bu eser, Mustafa Saîd el-Hın, Mustafa el-Buğâ, Muhyiddin Mestû, Ali eş-Şorbacı ve Muhammed Emin Lutfî’den müteşekkil beş kişilik bir komisyonca hazırlanmış olup, Riyâzü’s-sâlihîn’in kısa şerhlerinden biridir. İki cilt halindeki kitabın, ilki Beyrut’ta 1397 (1977) senesinde olmak üzere bu güne kadar yirmiye yakın tab’ı yapılmıştır.
     Kitaba yazdıkları önsözde, Riyâzü’s-sâlihîn bulunmayan bir müslüman evinin neredeyse kalmadığını, mektep, medrese ve enstitülerde bu kitabın okutulup inceleme konusu yapıldığını belirten şârihler, İbni Allân’ın şerhinin, kendi zamanının şartları gözetilerek yazılmış uzun bir şerh olduğunu ifade ederler. Kendilerinin yaptığı bu şerhin, ihtiyacı karşılayacak miktarda ve zamanın sosyal hâdiselerine cevap verici nitelikte, kısa, çağdaş eğitim tekniğine uygun, öğretim müesseselerinde okutulabilecek, öğretmen ve öğrencilerin hadisleri anlamasına yardım edecek bir eser olduğunu söylerler. Böylece onlara göre, Riyâzü’s-sâlihîn’den faydalanma imkânı sağlanacak, eser daha da yaygınlık kazanacak, sünnetin hakikatlerini öğrenip kavrayanlar çoğalacaktır.
     Nüzhetü’l-müttakîn’in bazı özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:
     * Riyâzü’s-sâlihîn’deki âyet ve hadislerde geçen bazı garîb kelime ve tabirler açıklanmıştır.
     * Hadislerin sonunda, alındığı kaynakların kitab ve bab adlarına işaret edilmiştir.
     * Her hadisin sonunda, bu hadisten anlaşılabilecek hükümlerin neler olduğuna kısaca işaret edilmiştir.
     Muhtevâsı işte bu üç nitelikten ibaret olan şerhte, müelliflerin yukarıda anılan hedefleri gerçekleştirdiklerini söylemek imkânına ne yazık ki sahip değiliz. Kanaatimizce bu eser, yaygın okuyucu kitlesi yerine, sadece belli seviyedeki kişileri ve özellikle Riyâzü’s-sâlihîn’i derslerde takrir eden talebeleri hedef almış olup, bu açıdan bakılınca faydadan hâlî olmayan bir çalışmanın ürünüdür.
     Nüzhetü’l-müttâkîn’in sonuna, hadisleri rivayet eden sahâbîlerin kısa hayat hikâyeleri alfabetik olarak yazılmıştır. Ayrıca hadislerin tahricinde faydalanılan eserlerin müellifleri hakkında özet bilgi sunulmuş, Riyâzü’s-sâlihîn’de geçen hadislerin alfabetik fihristi ilave edilmiştir.

     4. Menhelü’l-vâridin şerhu Riyâzü’s-sâlihîn
     Merhum Subhî es-Sâlih’in (ö. 1407/1986) eseridir. Bu eser, adına bakılarak Riyâzü’s-sâlihîn üzerine yazılmış bir şerh olduğu hissi uyandırıyorsa da, incelenince görüleceği gibi, şerh olmayıp, sistemli ve emek mahsulü bir neşir niteliğindedir. Kitabın başında 25 sayfadan ibaret faydalı bir mukaddime yer alır. Subhî es-Sâlih’in bu çalışmada yaptığı, sağlıklı bir metin ortaya çıkarmak, âyet ve hadislerde geçen garîb kelime ve terimlerin anlamlarını dipnotlar halinde açıklamak, şahıs ve yer isimlerinin doğru tesbitini yapmak ve kelimeleri yer yer nahiv yönünden incelemekten ibarettir. Bunlar dışında, özellikle hadislerin muhtevalarına yönelik herhangi bir açıklama, değerlendirme ve hadislerden hüküm elde etme gibi özellikler bu çalışmada görülmez.
     Subhî es-Sâlih’in, Riyâzü’s-sâlihîn şerhinde yaptığı en önemli hizmetlerin başında, eserin sonunda yer alan 10 ayrı konudaki fihristler gelir. Bunlar arasında, dînî, ictimâî ve kültürel konu başlıklarını ihtiva eden ve hangi hadislerin bunlara delâlet ettiğine işaret eden fihrist, başka eserlerde pek rastlamadığımız faydalı bir çalışmadır. Eserde anlamı kapalı bulunarak açıklanmış olan kelimelerin de harf sırasına göre bir fihristinin verilmiş olması, okuyucu için büyük kolaylık sağlamaktadır. Müellif bunu yaparken, sayfa yerine hadis numaralarını vererek okuyucunun zaman kaybını da büyük ölçüde önlemiştir.
     Bunlar dışındaki fihristlerin her biri, ilgili olduğu alan açısından okuyuculara kolaylıklar sağlayıcı niteliktedir.
     Menhelü’l-vâridîn’in ilk tab’ı, Beyrut’ta 1970 senesinde gerçekleştirilmiş ve bugüne kadar pek çok defalar tab’ olunmuştur.

     F. Muhtasarları
     1. Riyâzü’s-sâlihîn’in bilinen ilk muhtasarı Yûsuf İbni İsmâîl en-Nebhâni (ö.1350/1931) tarafından yapılmış olup, Tehzîbü’n-nüfûs fî tertîbi’d-dürûs adını taşır. Bu ihtisar, Buhârî ve Müslim’in müşterek rivayetlerinden 800 kadar hadisi ihtiva etmektedir. Eser, 24 bab içinde 120 dersi kapsar. Nebhânî’nin bu ihtisarı ilk olarak 1329/1911 senesinde Mısır’da yayımlanmış, daha sonra Dımaşk ve Beyrut’ta çeşitli defalar tab’ olunmuştur.
     Bunun dışında iki çalışmaya daha işaret etmek yerinde olur.
     2. Sâlih Ahmed Rızâ, Kutûf min riyâzi’s-sünne (Dirâse tahlîliyye li ehâdîs muhtâra min kitâbi Riyâzi’s-sâlihîn) adlı eserinde, Riyâzü’s-sâlihîn’den seçtiği bazı hadisleri, ilmî araştırma metoduna uygun tarzda inceleyip değerlendirmiştir. Kitabında, önce ele aldığı her hadisin metnini vermiş, hadisin râvisi olan sahâbîyi tanıtmış, hadisin bazı kelimelerini açıklamış, i’rab vecihlerini belirtmiş, edebî özelliklerine işaret etmiş, her hadisi etraflıca açıklamış, geçtiği kaynakları göstermiş ve tahrîcini yapmıştır.
     Esasen bu kitabın tam bir ihtisar olduğu da söylenemez.
     3. Muhammed Abdülhamîd Mirdâd’ın yaptığı ihtisarın adı, İthâfül-müslimin fî teshîli ihtisâri Riyâzü’s-sâlihîn’dir. Bu ihtisarda müellif bablarda geçen âyetleri açıklamış, seçtiği hadisleri de kısaca şerhetmiştir. Eser Mısır’da neşredilmiştir.

     G. Çeşitli Neşirleri
     Riyâzü’s-sâlihîn, İslâm dünyasının birçok yerinde, farklı neşirler halinde pek çok defa tab’ olunmuştur. İlk defa 1302 (1885) senesinde Mekke’de Emîriye matbaasında tab’ olunan eserin bütün baskılarından bahsetmek hem imkânsız hem de gereksizdir. Ancak, neşirleri arasında önemli gördüğümüz bir kaçına işaret etmek faydalı olur kanaatindeyiz.
     1. Ahmed Râtib Hamûş neşri
     Riyâzü’s-sâlihîn ve şerhuhû Künûzü’l-bâhisîn adıyla Dâru’l-fikr (Dımaşk ve Beyrut, 1407/1987) tarafından yayınlanmıştır. Bu isimlendirme bir şerh intibâını veriyorsa da, eserde geçen âyet ve hadislerdeki garîb kelimelerin dipnotlarda açıklanmasının dışında bir ilâve söz konusu değildir. Eserin başında 50 sayfalık bir giriş ile, sonuna eklenen kudsî hadisler, mükerrer hadisler ve muttefekun aleyh (Buhârî ve Müslim’in müştereken rivayet ettiği) hadisler fihristleri okuyucuya kolaylık sağlamaktadır. Ahmed Râtib, daha sonra Riyâzü’s-sâlihîn için 855 sayfa tutan müstakil bir fihristler cildi hazırlamış ve eser neşredilmiştir. Bu çalışma, gerçekten bir çok açıdan faydalı ve günümüzün gelişen araştırma tekniklerine uygun, araştırıcılara büyük kolaylık sağlayan bir nitelik taşır. Bu fihrist 12 ayrı konuda yapılmış fihristlerden teşekkül etmektedir. Yukarıda sayılanlara ilâve olarak, Riyâzü’s-sâlihîn ravilerinin kısa biyografileri, el-Mu’cemü’l-müfehres sistemi üzere yapılmış Riyâzü’s-sâlihîn hadisleri kelime fihristi (mu’cemü elfâzi’l-hadîs), şahıs, müellif, kitap, kabîle, topluluk, yer isimleri fihristleri bunların en önemlileri sayılır.
     2. Muhammed Nâsıruddîn el-Elbânî neşri
     Riyâzü’s-sâlihîn’in emek mahsulü neşirlerinden biridir. Elbânî, esere yazdığı mukaddimede, Riyâzü’s-sâlihîn’de bulunan zayıf hadislerden bahseder ve bunların numaralarını verir. Bunu yaparken, kendi şahsî incelemelerine ve değerlendirmelerine dayanır. Bu şekildeki hadislerin sayısı ona göre 55’tir. Elbânî ve Şuayb el-Arnaût’un bu yöndeki değerlendirmelerine daha önce işaret edilmişti (bk. s. 72-73).
     3. Şuayb el-Arnaut neşri
     Bugüne kadar 20’den fazla tab’ı yapılmış, önemli neşirlerden biridir. Hadislerin tahkik, tahric ve ta’liki yapılmıştır. Bu eserin mukaddimesinde de, Riyâzü’s-sâlihîn’deki zayıf hadislerle ilgili şahsi değerlendirmelerden yukarıda söz edilmişti.
     4. Abdülazîz Rebâh ve Ahmed Yûsuf ed-Dekkâk neşri
     Şuayb el-Arnaût’un kontrolünden geçen ve bugüne kadar 15’in üstünde baskısı yapılan bu neşirde, hadislerin kaynakları sadece cilt ve sayfa numaralarıyla verildiği için, atıf yapılan baskılara sahip olmayanların istifadesi zordur. Çok yerde rivayet farklılıklarına işaret edilmiş olması, garîb lafızların dipnotlarda açıklanması, sûre ve âyet numaralarının metin içinde verilmesi, bu neşrin faydalı yönleridir.
     5. Dârü’l-hayr neşri
     Bir ilim heyeti tarafından hazırlandığı belirtilen bu neşrin en önemli özelliği, İbni Allân’ın Delîlül-fâlihîn adlı yukarıda tanıttığımız şerhinin son derece kısaltılmış bir özetinin, dipnotlar halinde verilmiş olmasıdır. Bu yönüyle oldukça faydalı bir neşir sayılabilir.
     6. Fâruk Hamâde neşri
     Riyâzü’s-sâlihîn’in son zamanlarda hazırlanmış güzel neşirlerinden biridir. Neşre hazırlayan Fâruk Hamâde, Rabat’taki V. Muhammed Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Sünnet ve İlimleri Kürsüsü profesörlerindendir. Eserin ilk baskısı 1409/1988 senesinde yapılmıştır.
     Bu neşirde, âyet ve hadislerin tahkik, tahric ve ta’liki yapılmış ve her biri dipnotlar halinde gösterilmiştir. Hadislerin kaynaklarına işaret edilirken, önce cilt ve sayfa numaraları verilmiş, sonra da parantez içerisinde alındığı kaynaktaki kitap ve bab adı gösterilmek suretiyle, herkesin kolaylıkla faydalanabileceği bir sistem geliştirilmiştir.
     Anlamları kapalı olan kelime ve tabirler açıklanmış, hadislerin delâlet ettiği önemli hükümlere de zaman zaman yer verilmiştir. Bu özellikleriyle eser, istifadesi kolay ve yaygın olan neşirlerin ön sıralarında yer alır. Bütün bu iyi özellikleri yanında, ne yazık ki imlâ hatalarının çokluğu eser için bir kusur teşkil etmektedir.
     Biz, sistematiği açısından tercümemizde bu baskıyı esas aldık.
     Riyâzü’s-sâlihîn’in bunlar dışında da neşirleri olduğu şüphesizdir. Başta da ifade ettiğimiz gibi, biz görebildiklerimiz arasında önemli bulduklarımıza işaret etmekle yetindik.
     H. Tercümeleri
     Riyâzü’s-sâlihîn’in, Türkçe’ye bir kaç ayrı tercümesi yapılmıştır. Bunların ilki, Hasan Hüsnü Erdem (1 ve 2. ciltler Kıvamüddin Burslan ile birlikte) tarafından yapılan ve Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları arasında 3 cilt olarak neşredilen tercümedir. Eser, daha sonra Mehmet Emre, Sıtkı Gülle, Salih Uçan ve İhsan Özkes tarafından da tercüme edilmiş ve çeşitli yayınevleri tarafından neşredilmiştir. İhsan Özkes’in tercümesi hadislerin kısa açıklamalarını da ihtiva etmektedir. Diğer tercümelerin hepsi sadece hadis metinlerinin Türkçeleştirilmesinden ibarettir.
     Riyâzü’s-sâlihîn, başka dillere de tercüme edilmiştir. Bizim tesbit edebildiğimiz kadarıyla, İngilizce’ye iki ayrı tercümesi yapılmıştır. Bunlardan biri Abdur Rehman Shad tarafından iki cilt halinde yapılan tercüme olup, (Lahore – Pakistan l988) neşredilmiştir. Diğeri de S.M. Madni Abbasi tarafından yapılan yine iki cilt halindeki tercüme olup, (Riyadh bty.) o da yayınlanmıştır.
     Riyâzü’s-sâlihîn’in Fransızca’ya yapılan tercümeleri de vardır. Bunlardan biri Saîd Al-Laham tarafından yapılmış olup (Dar el-Fiker, Beyrouth - Liban, l991) neşredilmiştir. Bir başka tercüme de Fawzi Chaban tarafından yapılanı olup, o da (Dar al-Kutub al-Ilmiyah, Beyrouth - Liban bty.) iki cilt halinde neşredilmiştir.
     Riyâzü’s-sâlihîn’in daha başka dillere yapılmış tercümelerinden söz edilmekte ise de biz bu konuda herhangi bir bilgi ve belgeye rastlayabilmiş değiliz.

     Kaynaklar
     - Abdülmevcûd Muhammed Abdüllatîf, Keşfu’l-lisâm an esrâri tahrîci hadîsi Seyyidi’l-enâm, I-II, Kahire 1404/1984.
     - Abdülganî Dakr, el-İmâm en-Nevevî, Dımaşk 1407/1987.
     - Abdülganî Abdülhâlık, Hücciyyetü’s-sünne, Beyrut 1407 (l986).
     - Abdülkâdir en-Nuaymî, ed-Dâris fî târîhi’l-medâris (nşr. Ca`fer el-Hasenî), Kahire 1988.
     - Ahmed Abdülazîz Kasım el-Haddâd, el-İmâm en-Nevevî ve eseruhû fi’l-hadîs ve `ulûmihî, Beyrut 1413/1992.
     - Bağdatlı İsmail Paşa, Îzâhu’l-meknûn (nşr. Kilisli Muallim Rifat - Şerefeddin Yaltkaya), İstanbul 1945-47.
     - Brockelmann, GAL, Suppl. Leiden 1937-1943.
     - Cemâleddin el-Kâsımî, Kavâidü’t-tahdîs, Dımaşk l935(1353).
     - Çakan İsmail.L., Anahatlarıyla Hadis, İstanbul l982,
     - İbn Aşûr, Makâsıdu’ş-şerî’a (trc. Mehmet Erdoğan-Vecdi Akyüz), İstanbul 1988.
     - İbn Kâdî Şühbe, Tabakâtü’ş-Şâfi`iyye (nşr. Abdülalîm Han), Beyrut 1407/1987).
     - İmam eş-Şâfiî, er-Risâle (nşr. A. M. Şâkir), Kahire 1940/1358.
     - İsnevî, Tabakâtü’ş-Şâfi`iyye (nşr. Abdullah el-Cübûrî), Riyad 1400/1980.
     - Karâfî, el-İhkâm (nşr. Ebû Gudde), Halep 1967.
     - Kâtip Çelebi, Keşfü’z-zünûn (nşr. Kilisli Muallim Rifat - Şerefeddin Yaltkaya), İstanbul 1360-62/1941-43.
     - Kehhâle, Mu’cemü’l-müellifîn, Dımaşk 1376-81/1957-81.
     - Kurtubî, el-Câmi’ li ahkâmi’l-Kur’ân, I-XX, Kahire 1387.
     - Kütübî, Fevâtü’l-Vefeyât (nşr. İhsan Abbas) Beyrut 1973-74.
     - M. Lokman es-Selefî, İhtimâmü’l-muhaddisîn bi nakdi’l-hadîs seneden ve metnen, Riyad 1487/1987.
     - Mübârekfûrî, Tuhfetü’l-ahvezî, I-X, Kahire 1359.
     - Muhammed Zekeriyyâ Kândehlevî, Evcezü’l-mesâlik ilâ Muvattai Mâlik, Beyrut 1410-1989.
     - Mustafa es-Sibâî, es-Sünne ve mekânetühâ fi’t-teşrî’i’l-İslâmî, Kahire 1961.
     - Müneccid, Mu`cemü’l-müerrihîne’d-Dımaşkıyyîn, Beyrut 1978.
     - Serkis, Mu`cemü’l-matbû`âti’l-arabiyye ve’l-mu`arrebe, Kahire 1928-30.
     - Sübkî, Tabakâtü’ş-Şâfi`iyyeti’l-kübrâ (nşr. Mahmûd Muhammed et-Tanâhî ve Abdülfettâh Muhammed el-Hulv), Kahire 1383-96/1964-75.
     - Süyûtî, el-Minhâcü’s-sevî fî tercemeti’l-imâm en-Nevevî (nşr. Ahmed Şefîk Demc), Beyrut 1408/1988.
     - Süyûtî, Miftâhu’l-cenne fi’l-ihticâc bi’s-sünne, 1402 (baskı yeri yok),
     - Shad, Abdur Rehman, Riyâd as-sâlihin, Lohore-Pakistan, 1988 (Muhammed İkbal Sıddîkî’nin önsözü, s. IX-XIV).
     - Tâhir el-Cezâirî, Tevcîhü’n-nazar ilâ usûli’l-eser, Kahire 1910/1328.
     - W. Heffening, “Nevevî”, İslam Ansiklopedisi, IX, 222-223.
     - Zebîdî, Tâcü’l-`arûs, nvy maddesi.
     - Zehebî, Tezkiretü’l-huffâz, Haydarâbâd 1375-77/1955-58.
     - Ziriklî, el-A`lâm Beyrut 1984.
Yorum Gönder

Bu Siteyi Kaç Kişi Ziyaret Etti?

Gönül Erleri Blogu'na Üye Olabilirsiniz...