Translate

9 Nisan 2013 Salı

CENNET İLE İLGİLİ AYET-İ KERİMELER - 7

C E N N E T
CENNET İLE İLGİLİ AYET-İ KERİMELER - 7
"Ancak Rablerinden korkup-sakınanlar ise;
onlara yüksek köşkler vardır,
onların üstünde de yüksek köşkler bina edilmiştir.
Onların altında ırmaklar akmaktadır.
(Bu) Allah'ın va'didir. Allah va'dinden dönmez."
(Zümer Suresi / 20)
"Rablerinden korkup-sakınanlar da cennete bölük bölük sevkedildiler.
Sonunda oraya geldikleri zaman kapıları açıldı ve
onlara (cennetin) bekçileri dedi ki:
"Selam üzerinizde olsun, hoş ve temiz geldiniz.
Ebedi kalıcılar olarak ona girin.
(Onlar da) Dediler ki: "Bize olan va'dinde sadık kalan ve
bizi bu yere mirasçı kılan Allah'a hamd olsun ki;
cennetten dilediğimiz yerde konaklayabiliriz.
(Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir."
(Zümer Suresi / 73, 74)
"Rabbimiz onları Adn cennetlerine sok ki onlara (bunu) va'dettin;
babalarından eşlerinden ve soylarından salih olanları da.
Gerçekten Sen üstün ve güçlü olansın hüküm ve hikmet sahibisin."
(Mü'min Suresi / 8)
"Kim bir kötülük işlerse kendi mislinden başkasıyla ceza görmez;
kim de -erkek olsun dişi olsun- bir mü'min olarak
salih bir amelde bulunursa
işte onlar içinde hesapsız olarak rızıklandırılmak üzere
cennete girerler.
(Mü'min Suresi / 40)
"Şüphesiz: "Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip
sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu);
onların üzerine melekler iner (ve der ki:)
"Korkmayın ve hüzne kapılmayın size vadolunan cennetle sevinin."
(Fussilet Suresi / 30)
"(O gün) Zalimleri kazandıkları dolayısıyla korkuyla titrerlerken görürsün;
o (yaptıkları) da üstlerine çöküvermiştir.
İman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet bahçelerindedirler.
Rableri katında her diledikleri onlarındır.
İşte büyük fazl (nimet ve üstünlük) budur."
(Şûrâ / 22)
"Siz ve eşleriniz cennete girin; ‘sevinç içinde ağırlanacaksınız.
Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolaşılır;
orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı herşey var.
Ve siz orada süresiz kalacaksınız.
İşte yaptıklarınız dolayısıyla mirasçı kılındığınız cennet budur.
Orda sizin için birçok meyveler vardır; onlardan yiyeceksiniz.
(Zuhruf / 70-73)
"Muttakilere gelince; muhakkak onlar güvenli bir makamdadırlar.
Cennetlerde ve pınarlarda.
Hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler,
karşılıklı (otururlar).
İşte böyle; ve biz onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
Orda güvenlik içinde her türlü meyveyi istiyorlar;
Orda ilk ölümün dışında başka ölüm tadmazlar.
Ve (Allah da) onları cehennem azabından korumuştur."
(Duhân / 51-56)
"Takva sahiplerine va'dedilen cennetin misali (şudur):
İçinde bozulmayan sudan ırmaklar,
tadı değişmeyen sütten ırmaklar içenler için
lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve
orda onlar için meyvelerin her türlüsünden ve
Rablerinden bir mağfiret vardır.
Hiç (böyle mükafaatlanan bir kişi) ateşin içinde ebedi olarak kalan ve
bağırsaklarını ‘parça parça koparan'
kaynar sudan içirilen kimseler gibi olur mu?"
(Muhammed / 15)
"Cennet de muttakiler için uzakta değildir (o gün) yakınlaştırılmıştır."
(50/31)
"Ona ‘esenlik ve barış (selam)la' girin. Bu ebedilik günüdür.
Orda diledikleri herşey onlarındır;
katımızda daha fazlası da var."
(Kâf Suresi / 34-35)
"Şüphesiz muttaki olanlar cennetlerde ve pınarlardadırlar;
Rablerinin kendilerine verdiğini alanlar olarak.
Çünkü onlar bundan önce ihsanda (güzel davranışta) bulunanlardı."
(Zariyât Suresi / 15-16)
"Hiç şüphesiz muttakiler cennetlerde ve nimet içindedirler;
Rablerinin verdikleriyle ‘sevinçli ve mutludurlar'.
Rableri kendilerini ‘çılgınca yanan cehennemin' azabından korumuştur.
Yaptıklarınızdan dolayı afiyetle yiyin ve için.
Özenle dizilmiş tahtlar üzerinde yaslanmışlardır.
Ve Biz onları iri-ceylan gözlü hurilerle evlendirmişiz.
Onlara istek duyup-arzuladıkları meyvelerden ve etten bol bol verdik.
Orada bir kadeh kapışır-çekişirler ki
onda ne ‘boş ve saçma bir söz' ne günaha sokma yoktur.
Kendileri için (hizmet eden) civanlar etrafında dönüp dolaşırlar;
sanki (her biri) ‘sedefte saklı inci gibi tertemiz pırıl pırıl.'
Kimi kimine dönüp sorarlar;
Dediler ki: "Biz doğrusu daha önce ailemiz (yakın akrabalarımız) içinde
endişe edip-korkardık."
Şimdi Allah bize lütufta bulundu ve
‘hücrelere kadar işleyen kavurucu' azabdan korudu."
(Tûr Suresi / 17. ayetden, 27. ayete kadar.)

Bu Siteyi Kaç Kişi Ziyaret Etti?

Gönül Erleri Blogu'na Üye Olabilirsiniz...