15 Eylül 2013 Pazar

ONLARIN KANSER OLMA RİSKLERİ ÇOK AZ..!

ONLARIN KANSER OLMA RİSKLERİ ÇOK AZ..!
     Henüz oluşma nedeni bilinmeyen ve tedavisi bulunamayan kanser ile ışık arasında bir bağlantı bulundu. Körler neden kanser olmaz? Tevfik Dorak, İngiltere´nin Newcastle Üniversitesi´nde kanser araştırmaları yapan bir Türk doktor. Dorak´ın dünya tıp literatürüne geçmiş çarpıcı bulguları var. Bunlardan biri, karanlıkla-kanser arasındaki ilişki...

     Dorak, vücudun hücre yenileyici ve bağışıklık sistemi düzenleyici melatonin hormonunu gece karanlıkta salgıladığını hatırlayıp uyarıyor: 'Karanlıkta uzun ve düzenli uyku bu salgıyı ve kansere bağışıklığı artırıyor. Körlerde kanser riski bu yüzden az'.

     Çocukken çoğumuz anneannelerimiz ya da annelerimizin söylediği 'uyusun da büyüsün ninniiiii' ezgileriyle ´büyüdük´. Hep söylenir, 'Vücut uykuda dinlenir, yenilenir' diye.

     Gece 23.00 ila 03.00 arasında salgılanan ve vücudun savunma mekanizmasını güçlendirip, yaşlanmayı geciktiren bir hormon var: Melatonin. Ve sadece gece ve sadece teknolojinin bütün fişleri çekilince devreye giriyor.

     Yani siz, ışığı söndürüp, TV´nizi kapamış olsanız da yetmiyor, fişlerini çıkarıp, mümkünse yattığınız odanın şalterini indirmeniz gerekiyor.

     Tabii çocuklarınızın odasına da aynı şeyi yapmalısınız. Önemli araştırmalara imza atan Doktor Tevfik Dorak bu önemli hormonla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.

     Melatonin beyinde yalnızca geceleri ve karanlıkta salgılanan bir hormon. Vücudun ayarı ile ilgili iş yapıyor. Yapılan çalışmalar melatoninin gerçekten kanseri önleyici etkileri ve hücresel hasarın onarımında çok önemli rolü olduğunu, ayrıca bağışıklık sistemini destekleyici etkileri de olduğunu gösteriyor. Melatonin hormonu çocuklar üzerinde de etkili.

     ABD ve Avrupa´da lösemili ve kanserli çocuk sayılarının artmasından sonra yapılan araştırmalar sonucunda ailelerden çocuklarını kesinlikle karanlık ortamlarda yatırmaları isteniyor.

     Çünkü melatoninin güçlü salgılanmasının kansere karşı koruyucu etkisi olduğu biliniyor. Ancak bu hormon ışığa duyarlı. Yapılan deneylerde uyuyan kişinin hormon salgısı izlenirken ışığın açıldığında hormonun azaldığı, karanlıkta yoğun olarak salgılandığı tespit edilmiştir.

     Yapılan hayvan deneyleri de melatoninin kanser ile direkt ilişkisi olduğunu gösteriyor. Ayrıca körlerin daha az kansere yakalanması da bunun bir göstergesi olarak ortaya çıkıyor.

     Yanı sıra düzenli olarak gece çalışan hemşirelerde meme kanserinin arttığı tespit ediliyor. Melatonin meme tümörlerinin büyümesini de azaltıyor, kalp ve damar hastalıklarını yavaşlatıyor, üreme fonksiyonunu artırıyor. Depresyonlu kişilerde bu hormon düşük.

     Vücudumuzun yeteri kadar kendini koruma mekanizması var. Önemli olan bu mekanizmaların çalışmasına engel olmadan bu mekanizmaları destekleyici davranış biçimlerini geliştirmek.

     Akşamları çok geç kalmadan tam karanlıkta yatıp uyursak vücudumuza en yararlı işlemi yapmış oluruz.

     Eskilerin dediği gibi erken yatıp erken kalkmak dışarıdan melatonin almaya veya antioksidan almaya gerek bırakmayacak bir durum.

     Dr. Tevfik Dorak melatonin salgısını azaltacak davranışlardan (ışık açık yatmak, televizyon karşısında uyumamak gibi) kaçınmanın, akla gelen bazı basit tedbirlerden olduğunu belirtiyor.

     Dorak: 'Geceleri uyurken hiçbir şekilde yattığınız odada ışık bulunmaması gerekir.'

     Melatonin özellikle Amerika´da ilaç olarak bulunan ve de en çok ´jetlag´ için kullanılan bir madde. Bilinçsiz ve düzensiz kullanımı hiçbir şekilde tavsiye edilmiyor.

     Nedeni sadece geceleri yükselen bir hormon olması nedeniyle yüksek olmaması gereken gündüz saatlerinde kan düzeylerini yükseltecek şekilde ilaç alımının yarar yerine zarar vermesi.

     Vişne, lahana, badem, fındık türü besinler melatoninden zengin. Ayrıca papatya çayı ve John´s Wort gibi bitkisel ürünler de öyle. Gıdaların akşam saatlerinde alınması daha uygun.

     Deneylerde uyuyan kişinin hormon salgısı izlenirken ışığın açıldığında hormonun azaldığı, karanlıkta yoğun olarak salgılandığı tesbit edilmiş. Bu bilimsel bir gerçek! Lütfen karanlıkta yatın ve çocuklarınız uyurken ışığı kapatın... Unutmayın körlerde kanser olma oranı sıfıra yakındır.

11 Eylül 2013 Çarşamba

HADİS-İ ŞERİFLER / RİYÂZÜ’S-SÂLİHÎN / SABIR - 1

HADİS-İ ŞERİFLER / RİYÂZÜ’S-SÂLİHÎN
S A B I R - 1

     ÂYETLER


     1. “Ey iman edenler! Sabredin, sabır yarışında (düşmanlarınızı) geçin!” Âl-i İmrân sûresi (3), 200
     Felah ve kurtuluşun temel şartlarını açıklayan âyet-i kerîme, ilk olarak, sabırlı olmayı sabır yarışında düşmanları geçecek bir dayanıklılık göstermeyi istemektedir. Devamında da sürekli uyanık bir şekilde sınır bekçiliği yapmayı ve Allah’a karşı daima saygılı bulunmayı tavsiye etmektedir.
     Âyet-i kerîme, kurtuluş ve mutluluğun en başta gelen şartının sabır olduğunu, imtihan ve sıkıntılara sabırla göğüs germesini bilmeyenlerin başarıya ulaşamayacaklarını açıklamaktadır.
     Kısaca “Zafer ve başarı, gösterilecek sabra bağlıdır” mesajını vermektedir. Elmalılı merhum Âl-i İmrân sûresinin son âyetinde, Allah’tan, kâfirlere karşı yardım ve zafer isteyen mü’minlere Allah Teâlâ’nın bu âyetle cevap verdiğini belirtmektedir.

     2. “Sizi korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz eksiltmekle elbette deneriz. Sabredenleri müjdele!” Bakara sûresi (2), 155
     Bu âyette, korku, açlık, mal, can ve ürün kaybı gibi müslümanların tâbi tutulacağı imtihan çeşitleri sayılmaktadır. Bütün bunlar karşısında sabırlı davranan ve Allah’a karşı güvenini kaybetmeyen, teslimiyetini bozmayan mü’min kazanacaktır. Bu kazancın niteliğini aşağıdaki âyet haber vermektedir.

     3. “Sabredenlere, felâketlere karşı dişlerini sıkıp göğüs gerenlere, mükâfatları hesapsız ödenecektir.” Zümer sûresi (39), 10
     Ödülün hesapsız olması, sabrın ehemmiyetini göstermektedir. Felâketler karşısında gösterilecek sabır, pek büyük bir meziyet olmasaydı, hesapsız mükâfat vadedilmezdi.

     4. “Fakat sabredip (kendisine yapılan kötülüğü) bağışlayanın işi, işte bu, benimsenmeye değer işlerdendir.” Şûrâ sûresi (42), 43
     Sabretmek ve affedici olmak kolay bir iş değildir. Kendilerine benzemeye ve yaptıklarını izlemeye değer kişiler böyle insanlardır. Çünkü onlar gerçekten zoru başarmış, güzeli ortaya koymuşlardır.
     Sıkıntılara sabretmek ve başkalarının hatalarını bağışlamak gerçekten önemli ve sebep-sonuç açısından birbiriyle yakından ilgili iki tavırdır. Bu iki davranışta bulunan kişi örnek alınmaya lâyıktır.

     5. “Ey iman edenler! Başınıza gelecek her şeye sabretmekle ve namaz kılmakla Allah’tan yardım isteyin. Allah sabredenlerle beraberdir.” Bakara sûresi (2), 153
     Güçlükler ve zorluklar karşısında yardım isteme durumunda kalan müslümanlar, sabırlı davranmak ve dua etmek suretiyle Allahtan yardım dileyeceklerdir. Dayanmadan, göğüs germeden hemen başarılı olmayı beklemeyeceklerdir. Namaz, nasıl öteki ibadetlerin başı ise, sabır da bütün ahlâkî davranışların başıdır. Bu sebeple Allah’ın yardımı ancak bu iki üstün halde istenmelidir. İslâmî hedeflere, devamlı kulluk yapmakla ve bu uğurda karşılaşılacak güçlük ve felâketlere göğüs germekle varılabilir. Çünkü kulluk ve sabırla Allah’tan yardım dilemek, başarının iki önemli şartıdır.

     6. “İçinizdeki mücâhidlerle sabredenleri ortaya çıkarıncaya kadar elbette sizi deneyeceğiz.”
Muhammed sûresi (47), 31
     Bu âyet, mücâhidler ile sabırlı davrananların birbirlerine çok yakın olduklarını, yani sabrın da bir nevi cihad demek olduğunu anlatmaktadır. O halde cihad ne ölçüde babayiğit işi ise, sabır da aynı şekilde yiğitçe bir tavırdır. Hele cihadın güçlüklerine sabretmek ise, başlı başına ayrıca bir cihad anlamındadır. Hayattaki imtihanların hikmeti de bu mücâhidler ile sabredenlerin ötekilerden ayrılıp ortaya çıkarılması, belirlenmesidir.
     HADİS-İ ŞERİFLER

     26. Ebû Mâlik Hâris İbni Âsım el-Eş’arî radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

     “Temizlik imanın yarısıdır. Elhamdülillah duası mizânı, sübhânellah ve elhamdülillah sözleri ise yer ile gökler arasını sevap ile doldurur. Namaz nurdur; sadaka burhandır; sabır ziyâdır. Kur’an senin ya lehinde ya da aleyhinde delildir. Herkes sabahtan (pazara çıkar) nefsini satar; kimi onu âzâd kimi de helâk eder.” Müslim,Tahâret 1. Ayrıca bk.Tirmizî, Daavât 86
     Ebû Mâlik Hâris İbni Âsım el-Eş’arî
     Hadisimizin râvisi Hâris İbni Âsım el-Eş’arî, Ebû Mâlik künyesiyle meşhur bir sahâbîdir. Uhud harbi gazilerinden olup Hz. Peygamber’in duasını almıştır. Peygamberimiz’den 27 hadîs rivâyet etmiştir. Ebû Mâlik, Hz. Ömer devrinde tâûn hastalığından vefat etmiştir.
     Allah ondan razı olsun.

     Açıklamalar
     1033 ve 1416 numaralarda da gelecek olan bu hadîs-i şerîf, her biri önemli bir gerçeğe işaret eden bir çok konuyu ihtivâ etmektedir. Sırasıyla bunları ele alalım:
     Temizlik diye tercüme ettiğimiz tuhûr kelimesi, hadisin bazı rivâyetlerinde abdest anlamında vudû’ olarak geçmektedir. Bu sebeple buradaki temizlik, şer’î temizlik yani abdest mânasındadır.
     Müslüman olmak ve iman etmek, büyük-küçük bütün geçmiş günahları yok eder. Abdest de önceki küçük günahları temizler. Bu sebeple abdest almak, mü’mini günahlarından temizlemek bakımından imanın yarısı gibi olur.
     İman, insanı tevhid dışı her türlü inanç kirlerinden temizler. Abdest de bu gönül temizliğinin, organlara yansıyan görüntüsü olarak imana delâlet eder. Bu yönüyle, “Mü’minin içi gibi dışı da temizdir” mesajını vermek bakımından imanın yarısıdır.
     “Allah sizin imanınızı boşa çıkaracak değildir” [Bakara sûresi (2), 143] âyetinde görüldüğü gibi, hadisteki iman kelimesi namaz anlamında olabilir. Bu takdirde, abdestsiz namaz kılınamayacağı, kılınsa bile sahih olmayacağı için abdest, namazın yarısı demek olur.
     Öte yandan iman, kalbin tasdiki ve organların o tasdike boyun eğmesi demektir. Namaz, organların boyun eğdiğinin delili, abdest de namazın sıhhatının şartı olduğu için, bu mânada imanın yarısı sayılabilir. Ancak bu cümle, “Abdestin sevabı, imanın sevabının yarısıdır” anlamına gelmez. Yine bazı mezheplerin iddia ettiği gibi, amelin imandan bir cüz olduğunu da göstermez.
     Hamd, Allah’ı kemâl sıfatlarıyla övmek demektir. Her amelin bir sevabı olduğu ve bunların tartılacağı dinimizce bildirilmiş bir gerçektir. O halde Allah Teâlâ’yı, kendisine lâyık kemâl sıfatlarıyla övmenin, elhamdülillah demenin ecir ve sevabı da mizanı dolduracak ölçüde büyüktür. Onun kısa bir cümle olduğuna bakılmamalı, tevhid inancının ifadesi olarak, yüce yaratıcıyı tanımak ve tanıtmakta olduğuna bakılmalıdır.
     Allah’ı kemâl sıfatları ile anmak demek olan elhamdülillah tesbihi ile O’nu noksan sıfatlardan tenzih anlamındaki sübhânellah ifâdesi bir arada söylenince, tam olarak tevhid inancı dile getirilmiş olmaktadır. Bu tesbih ve tenzih, kâinâtın en büyük ve yegâne gerçeğini itiraftır. Sevabı da ona göre olup yer ile gök arasını dolduracak kadardır.
     Hadisimizdeki bu ifâdeler, elhamdülillah ve sübhânellah cümlelerinin mü’mine kazandırdığı sevabın büyüklüğünü anlatmakta ve dolayısıyla sık sık ve fakat bilinçli olarak bunların söylenmesini tavsiye etmiş olmaktadır.
     Namaz, tıpkı bir ışık kaynağı gibi, insanı kötülük ve çirkinliklerden alıkoyup, doğruya yöneltir. Çünkü o, ışığını imandan alır. Namazlı-niyaz-lı mü’minin hem ruh hayatında hem de yüzünde bu nurun izlerini görmek mümkündür. Günde beş defa abdest alarak yıkanan insanın, günün yorgunluğunu, maddî-mânevî kirlerini elinden, yüzünden temizlemesi, elbette onda bir parlaklık meydana getirecek, hayatını güzelleştirecek, ona tatlı bir mehtap görünümü kazandıracaktır. Namaz kılmakla kazanılan bu nur ile iyi kötüden, helâl haramdan ayrılacaktır. Mü’min bu sâyede kazandığı irade gücü ve temiz yaşayışının ışığı ile hem dünya hem de âhirette diğer insanlardan farklı ve mutlu bir hayata sahip olacaktır. Kur'ân-ı Kerîm’deki ifadesiyle “nurları önlerini aydınlatan” [Hadîd sûresi (57), 12] mü’minler arasında yerini alacaktır.
     Sadaka, sadaka veren kişinin imanına delildir. Zira sadaka, hem zekât hem de hayır-hasenât anlamına gelir. Bunları yerine getirmek de imandan kaynaklanır. Şefkat, yardım, çevreye karşı duyarlılık, zayıf ve kimsesizleri korumak hep iman alâmetidir. Merhametsizlik, haksızlık, duyarsızlık, kabalık ve katılık dinî duygudan, sorumluluktan, ilâhî huzurdaki hesaplaşmaya önem vermemekten, kısacası imansızlıktan ileri gelir. “Dini yalan sayanı gördün mü? O, yetimi iter-kakar ve asla fakir-fukaranın doyurulmasını teşvik etmez” [Mâun sûresi (107), 3] âyeti bu durumu açıkca ortaya koymaktadır. O halde sadaka, imana ve ondan kaynaklanan üstün İslâmî değerlerin varlığına delildir. Öte yandan sadaka veren mü’min, kıyamette malını nereye harcadığı sorulduğu zaman, verdiği sadakayı gösterecektir.
     Hadisimiz, sabrın mâhiyetini tanıtmakta ve onu bize tarif etmektedir. Eğitim ve öğretimde, konunun mâhiyetini, ait olduğu sistemdeki tarifiyle vermek en isabetli bir uygulamadır. Hadiste Peygamber Efendimiz sabrı “ziyâ” olarak takdim etmektedir. Ziyâ, ışığı ve ısısı kendisinden olan cisimler için, nur ise, ışığını bir başkasından alıp yansıtan cisimler için kullanılır. “Güneşi ziyâlı, ayı nurlu kılan...Allahtır” [Yûnus sûresi (l0), 5] âyeti bunun en kesin delilidir. Bu demektir ki, sabır, mü’minin hem dünya hem de âhiret saâdetini temin yolunda, kendisinde tabiî olarak bulunan bir ışıktır. Mü’min bir yandan sabır sayesinde, yasakların yalancı câzibesinin arkasındaki asıl sıkıntı unsurlarını görüp onlardan sakınırken, bir yandan da emirlerin yerine getirilmesinden dolayı ortaya çıkan güçlüklerin gerisindeki huzuru sezip güçlükleri sabırla göğüsleyerek sonuçtaki mutluluğa kavuşma imkânı bulur. Mü’mine bu irade gücünü verecek olan da ondaki sabır, dayanma, ğögüs germe melekesi olacaktır. Kısaca mü’min, enerji kaynağı kendi içinde olan bir varlıktır.

     Âlimlerimiz, “beşerî duyguları akıl ve şeriat sınırları içinde tutmayı” sabır olarak tarif etmişlerdir. Âyet ve hadislerde sabır kelimesinin birkaç mânada kullanıldığı görülmektedir: 
     - İbâdetlerin yerine getirilmesi ve yasakların terkedilmesine sabır.
     - Belâ ve musibetlere sabır.
     - Halkın ezâ ve cefâsına sabır.
     - Allah’a davette, emir bi’l-ma’rûf ve nehiy ani’l-münker’de sabır.
     - Savaş alanlarında ve kâfirlerle mücâdelede sabır.

     Bunlardan her biri sabrın, mü’min için gerçekten bir “ziyâ”, büyük bir güç kaynağı olduğunu göstermektedir.
     Belki bazıları sabrı, haksızlıklara boyun eğmek, tepki göstermemek zannedebilirler. Oysa sabır, mü’minin asıl dinamizminin adıdır. Sabır, dayanıklı olmaktır, zorlukları göğüslemektir. Bu sebeple de Yüce Rabbimiz, mü’minlere umdukları kurtuluşa erebilmeleri için sabretmelerini, sabır yarışında düşmanları geçmelerini açıkca emretmektedir. Bütün zorluklara dayanmanın mü’mine daha çok gerektiğini ve yakıştığını hatırlatmaktadır. Allah’ın yardımının sabredenlerle beraber olmasının hikmeti de bu olsa gerektir.
     Sabır, müslümanın öz sermâyesidir. Buna potansiyel güç de denebilir. Kendilerinden yardım beklenen kimseler her zaman yardımcı olmayabilir. Atalarımız ne güzel söylemişlerdir: “Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz.” Ama mü’min kendi aslî sabır gücü ile ayakta durabilirse, en büyük zorlukları aşacak, ulaşmak istediği hedeflere kavuşacaktır. Bu sebeple sabrın ziyâ olduğunu aslâ unutmamak, daima sabır ışığını önde tutmak gerekmektedir. “Birbirlerine sabrı tavsiye edenler”in hüsrân ve zarardan kurtulduğunu haber veren Asr sûresi, müslümana yapılabilecek en iyi yardımın sabır tavsiyesi olduğunu belgelemektedir.
     Sabrın “ziyâ”, namazın “nûr” diye tanıtılması, sabrın insan hayatındaki herşeyi kuşattığını göstermektedir. Zira “Sabır ve zamanın halletmediği mesele yoktur”. O halde zorluklar karşısında hemen teslim olmamak, doğruda ve hakta direnmek gerekmektedir. Halledilmez gibi gözüken problemler bile sabır ve zamanla çözülecektir. Bu da sabrın “ziyâ” olduğuna bir başka delildir.
     Kur’ân-ı Kerîm hidâyet rehberidir. İslâm’ın ana kaynağıdır. İnsanlar ona inanmakla, mü’minler de hükümlerini yaşamakla yükümlüdür. Kur’an, ona bağlı kalmaya çalışanların lehinde, “inandım” dediği halde hükümlerine uymayanların da aleyhinde delildir. Çünkü her şeyi açıklamış ve kimseye bahâne bulma imkânı bırakmamıştır. Diğer taraftan mü’minler, aralarındaki ihtilafları çözmek için Kur’an’a başvuracaklar, Kur’an da onların ya lehinde ya da aleyhinde delil olacaktır. Yani müslümanlar Kur’an’a göre değerlendirileceklerdir.
     Her yeni gün herkes için yeni bir pazardır. Bu pazarda, bir bakıma insanın dünya ve âhireti alınıp satılmaktadır. Kimileri meşrû sınırlar içinde kalmaya çalışır, kendileri için kârlı bir gün geçirmiş olurlar. Kimileri de sınırlara dikkat etmez, ne pahasına olursa olsun arzularına ulaşmak isterler. Böylece kendileri için hiç de iç açıcı olmayan bir gelecek hazırlamış olurlar. Bu sebeple disiplinli bir müslüman olmaya, her gün yeniden niyet ve gayret edilmelidir. “Nefislerini Allah’ın satın aldığı mü’minlerden” [Tevbe sûresi (9), 111] olmaya bakılmalıdır.
     Bu hadîs-i şerîfin birbiriyle irtibatsız gibi gözüken cümlecikleri arasında aslında tam bir uyum ve bütünlük bulunmaktadır. Tahâret ile namaz arasında, elhamdülillâh duası ile iman ve Kur’an arasında, sadaka ile pazardaki alış-veriş arasında ve bütün bu unsurlar ile sabır arasında sıkı bir bağ vardır. Sonuçta hadisimiz müslümanı, sabra dayalı bir iman, ibadet, zikir, hayır ve ticaret hayatının sahibi olarak tanımlamakta ve bizlerden böylesi müslümanlardan olmaya çalışmamızı istemektedir.

     Hadisten Öğrendiklerimiz
  1. Mü’minin hayatında sabrın yeri son derece önemlidir. Sabır mü’minin enerji ve ışık kaynağıdır.
  2. Sabır, zafer ve başarının temel şartıdır. Zira, “Allah’ın yardımı sabredenlerle beraberdir.”
  3. Sabır, katlanmak değil, göğüs germektir.
  4. Abdest, zikir, namaz, sadaka, Kur’ân-ı Kerîm, bunların her biri mü’minin hayatında ayrı ayrı yer ve rol sahibi değerlerdir.
  5. Günlük hayat bir pazar sahnesidir. Her müslümanın bu hayat pazarında “iyi bir müslüman” olarak yerini alması gerekmektedir.

KELİMELER - KAVRAMLAR / SIDK

KELİMELER - KAVRAMLAR
SlDK

     "Her şeyde doğru olma" anlamında Kur'anî bir kavram.
     "Sa.Da.Ka" fiilinden masdar olan "Sıdk", "konuşanın inancı itibariyle söz ve fiilinin birbirine uygun olması"dır. Bir va'din yerine getirilmesi bakımından sözün doğru olması "sıdk" olduğu gibi bir olayın haber verilmesi bakımından da sözün doğru olması "sıdk" dır. Kur'an-ı Kerim de "Hadis (olayları haber veren söz) bakımından Allah'tan daha doğru olan kimdir..." (en-Nisa, 4/87) ve "Allah (c.c) hak olarak va'detti. Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır..." (en-Nisa, 4/122) buyrularak Allah (c.c)'ın hem haber verme, hem de va'dini yerine getirme bakımından hiç kimsenin tahayyül edemeyeceği şekilde "sıdk" sahibi olduğu belirtilerek meydan okunuyor. Kur'an'da daha çok rasûller için kullanılan "sıddîk" ise sıdk'ı en fazla olan, yani asla yalan söylemeyen kimse demektir.

     Yukarıda luğat anlamı kısaca açıklanan "sıdk" terimi, peygamberlerin en önemli özelliklerinden biridir. Risalete ehil olabilmek için her peygamberin bu sıfatı üzerinde taşıması gerekir.

     Öyle ki; içerdiği sözü ve yaptığı anlaşması, ciddiyetle mizahı ve olay nakletmesi gibi bütün sözleri, süzgeçten geçirilirse, gerçeğe uygun düşer. Bu sıfat herhangi bir suretle yerinde olmazsa risâlet davası temelinden sarsılmış olacaktır. Çünkü insanlar doğru söylemeyen bir peygambere güvenemez. Doğru olan peygamberin herhangi bir surette gerçeğe ters düşen bir söz söylediği görülmemiştir.

     Bir peygamberin Allah namına davet ettiği şeyi kendi nefsinde yaşaması gerekir. Çünkü risaletin en büyük gayesi Cenab-ı Hakkın insanları mükellef kıldığı ahkâmı onlara tebliğ etmektir. Çünkü Allah ile ilişkisi olan kimse herkesten daha çok O'nun azametine müdriktir. Dolayısıyla O'nun hiç bir emrine karşı gelmez. Zira Ona karşı gelmek ihanettir. Hain olan kimse de Allah'ın risaletinin ehli olamaz.

     Kur'an-ı Kerim'de bir çok peygamber için doğruluk vasfı kullanılmakta, bazılarına "sıddîk" denilmektedir.
     "Kitap'ta İsmail'i de an. Çünkü o va'de sadık rasul bir nebi idi" (Meryem, 19/54).
     "Yusuf, ey sadık kimse!. " (Yusuf, 12/46).
     "Kitap'ta İbrahim'i de an. Çünkü o sıddîk nebi idi" (Meryem, 19/41).
     "Kitap'ta İdris'i de an: Çünkü o sıddîk bir nebi idi" (Meryem, 19/56).

     Yine son nebi Hz. Muhammed (s.a.s)'in de sadık olduğu, yalancılardan olmadığı Kur'an-ı Kerim'in bir çok yerinde anlatılmakta, İslâm tarihine, özellikle risaletin Mekke dönemine bakıldığında Rasûlüllah (s.a.s) gerçeğin şehadeti, inananların ve düşmanların şehadetiyle "Sadıkul-Va'dul-Emin" olduğu ortaya çıkmaktadır.

     Sıdk kavramı, Kur'an-ı Kerim'de Allah Teâlâ'nın va'dettiği şeyleri yerine getirmesi özelliği olarak da kullanılır:
     "Rabb'ının sözü sıdk (doğruluk) ve adâlet bakımından tamamlanmıştır. O'nun kelimelerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O hakkıyla işiten ve bilendir" (el-En'âm, 6/115);
     "İşte onlar öyle kimselerdir ki, amellerinin en güzelini onlardan kabul ederiz ve onların kötü amellerinden vaz geçeriz: onlar Cennet ashabı arasındadırlar. Bu, onların va'd oluna geldikleri sıdk (dosdoğru) bir va'ddır" (el-Ahkaf, 46/16).

     Sıdk, aynı zamanda Kur'an-ı Kerimin bir ismidir.
     "Sıdk (doğru olan Kuran)ı getirene ve onu tasdik edenlere gelince, işte müttakiler onlardır” (ez-Zümer, 39/33);
     "Allah hakkında yalan uydurandan ve kendisine gelen sıdkı (doğru olan Kur'an-ı) yalanlayandan daha zâlim kim olabilir? Kâfirler için Cehennem de yer mi yok sanki?" (ez-Zümer, 39/32).
     Kur'an-ı Kerim'de genel olarak doğruluktan ve doğruluğun faziletinden bahseden pek çok âyet-i kerime vardır. Bu âyetler mü'minlerin sadıklarla beraber olmalarını emreder. Allah (c.c) buyurur ki: "Ey iman edenler! Allah'tan korkunuz ve sadıklarla beraber olunuz " (et-Tevbe, 9/119).
     Gerçekten sadakat kıyamette kulun kurtuluşu için bir garanti mahiyyetindedir. Allah'ın gazabından kurtuluşa sebeptir; Onu Cennete götürür. Allah buyurur ki: "...Bu (gün) doğru söyleyenlerin (sadıkların) sıdk (sadakat) larının kendilerine fayda vereceği bir gündür. Altında ırmaklar akan cennetler -ki orada daimi ve ebedi kalıcıdırlar- onlarındır. Allah kendilerinden razı olmuştur, onlar da O'ndan razı olmuşlardır ve işte bu en büyük kurtuluş ve saadettir" (el-Maide, 5/119).

     Doğruluğun esasi; bir şeyin meydana gelmesi tamamlanması kuvvetinin kemâle ermesi kısımlarının bir araya toplanmasıdır.

     Doğruluk (sıdk; sadakat) niyet söz ve âmelde olur. Niyette doğruluk son derece azimli olmak ve Allah'a yönelmek için iradeyi kuvvetlendirmek ve engelleri aşmaktır. Bu ise Allah'ın farz kıldığı şeylere koşmakla elde edilir. Bunun da başında Allah yolunda cihad gelir. Cihadın bir türü de Allah'a davettir. Davete mani olan herkesten yüz çevirmek, bunlardan uzaklaşıp nefret etmek gerekir. Çünkü onlar gaflet içinde yaşayan insanlardır. Dünyada gördüklerinden başka bir şey bilmezler. Onların ulaştıkları bilgi derecesi budur. Gerçekte ise, cehalet ve nefsanî arzunun kendisidir. Doğru kimsenin kalbi çok hassas olur; davete mani olan kimselere karşı tahammül edemez. Bunun için de onlardan sıkılır; onlarla komşuluk, arkadaşlık yapamaz; onlarla düşüp kalkamaz, onlardan uzak kalmakla gönlü açılır; Allah'a seyr ve sülûkunda ve ona davet hususunda acele etmeye teşvik eden kimselerden hoşlanır.

     Sözde sadakat, dilin hakkı ve doğruyu söylemesidir. Dil böyle alışınca, artık hiç bir bâtıl konuşmaz.

     Amelde sadakat, şer'î yollara uyarak Rasulullah (s.a.s)'e tabi olmak suretiyle olur. Müslüman sözde, niyette ve amelde sadakatı gerçekleştirince, sıddıkiyet derecesine ulaşır. Bu derece ise, Cenab-ı Hakkın mü'min kullarından istediği Rasûlüllah (s.a.s)'e hitap ile yönelttiği bir derecedir. "Ve şöyle de; Rabbim, beni sıdk (ve selamet) girdirişiyle girdir; sıdk (ve selamet) çıkarışıyla çıkar ve tarafından da hakkıyla yardım edici bir hüccet ver" (el-İsra, 17/80).

     "Sıdk girdirişi ve çıkarılışı" demek, müslümanın herhangi bir şeye ve herhangi bir işe girişip başlamasının, ondan çıkışı ve onu terkinin Allah için ve Allah ile olmasıdır. Yani yaptıkları ve yapmadıkları Allah'ın rızasına bağlıdır. Kul bunları eda ederken Allah'tan yardım dileyerek yapar. Maksadı da Allah'ın rızasıdır. Gayesi de yalnız Allah'dır. "De ki: Benim namazım da ibadetlerim de hayatım ve ölümüm de, hiç bir ortağı olmayan alemlerin Rabbı olan Allahındır" (el-En'am, 6/162-163).

     Müslüman sıddıkiyetin bu derecesine erince, hayatta onun nazarında rağbet edilecek başka bir gaye kalmaz. Ancak bunun ayakta kalışı Allah'ın rızasına vesile olacaksa ayakta kalmayı tercih eder. Şayet bu gayeyi kaçırır veya elde edemeyeceğini anlarsa, hayattan yüz çevirir ve ölümünü ister.

     Hz. Ömer (r.a)'ın şöyle dediği rivayet edilir: "Üç şey olmasaydı dünyada kalmayı istemezdim; 1- Allah yolunda iyi cins atlar sırtında savaşmak; 2- Gece ibadetinin meşakkat ve zorluğuna katlanmak; 3- Sözün temizini hurmanın temizini seçer gibi seçen kimselerle düşüp kalkmak". Hz. Ömer (r.a)'ın arzu ettiği bütün bu sayılanlar Rabb'ı râzı edecek şeylerdir.

     Sadık bir müslüman davetçinin sadakati yüzünden ve sesinden belli olur. Rasûlüllah'ı tanımadan evvel onunla konuşan kimseler şöyle derlerdi: "Vallahi bu bir yalancı yüzü ve bir yalancı sesi değildir".

     Davetçinin yüzünde ve sesinde doğruluk eserinin görülmesi, muhatabına tesir eder; onun sözünü kabule, ona saygı beslemeye sevkeder. Ancak, muhatapları son derece kör kalpli kimselerse onlara tesir etmez.

     Ne olursa olsun, beyan ettiğimiz manâda sadakat müslüman için ve Allah'a davet eden herkes için zaruridir. Çünkü imanın esası doğruluk; münafıklığın esası da yalandır. Davetçinin yalancı olması mümkün olamaz. Peygamber (s.a.s)'in buyurdukları gibi, yalan ahlâksızlığa sevkeder. Ahlâksız bir kimsenin ise davetçi olması mümkün değildir.

     Yüce Allah peygamberlerden ve inananlardan ahd olarak sadıkları ve kâzipleri birbirinden ayırmıştır:

     "Biz nebilerden kuvvetle ahitlerini almıştık. Senden, Nuh'tan İbrahim'den Musa'dan ve Meryem oğlu İsa'dan (evet) onlardan ağır bir misak (söz) almıştık ";
     "Ki (Allah) o sadıklara sıdklarından sorsun, o kâfirlere de acı bir azab hazırlamıştır" (el-Ahzâb, 33/7-8);
     "Mü'minlerden öyle erler vardır ki Allah'a verdikleri ahidlerinde durdular; onlardan kimi adağını yerine getirdi, kimi de beklemektedir; sözlerini asla değiştirmemişlerdir"; Ki Allah sâdıkları sıdklarıyla mükafatlandırsın, münafıklara da dilerse azap etsin, dilerse tevbe edenlerin tevbelerini kabul etsin. Şüphesiz Allah Gafur ve Rahimdir" (el-Ahzab, 33/23-24);
     "İnsanlar yalnız "inandık" demekle hiç sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun ki biz onlardan öncekilerini sınadık elbette Allah (sınayıp) sadıkları bildirip açığa çıkaracak, kâzipleri (yalancıları) bildirecektir" (el-Ankebut, 29/2-3).

     İşte yukarıdaki âyetlerde bahsedilen sadık erlere Cenab-ı Hak mükâfat olarak "sıdk", mekânlarını "sıdk" bir va'd ile vadetmiştir:
     "İçlerinden bir adama "insanları uyar ve iman edenlere Rabbleri katında kendileri için bir kademe-i sıdk (doğruluk makamı, kademesi) bulunduğunu müjdele" diye vahyetmemiz insanlara tuhaf mı geldi ki kâfirler; "bu apaçık bir sihirbazdır" dediler" (Yunus, 10/2);
     "İşte onlar öyle kimselerdir ki, amellerinin en güzelini kendilerinden kabul ederiz ve onların kötü amellerinden (günahlarından) vazgeçeriz. Onlar Cennet ashabı arasındadır. Bu onların (dünyada iken) va'd oluna geldikleri sıdk (dosdoğru bir va'ddır)" (el-Ahkâf 46/16);
     "Muhakkak ki muttâkiler cennetlerde ve ırmaklar (ın kenarın) dadırlar ".
     "Sıdk makamında (doğruluk meclisinde) gayet muktedir (güçlü) bir melikin yanındadırlar" (el-Kamer, z 54/54-55);
     Allah buyurdu ki: "Bu, sadıklara sıdklarının fayda sağlıyacağı gündür onlar için altlarında ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Ondan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş ve saadet budur” (el-Maide, 5/119)

Şamil İslam Ansiklopedisi
Muammer ERTAN

İSLAM TARİHİ / Ümmü Külsüm, Peygamberimize İlticâ Ediyor

İSLAM TARİHİ

     Ümmü Külsüm, Peygamberimize İlticâ Ediyor
     Hudeybiye Antlaşması’nın üzerinden fazla bir z
aman geç­memişti ki Pey­gam­beri­mizin Mekke’deki azılı düşmanlarından Ukbe b. Ebî Muayt’ın Müs­lüman olan kızı Ümmü Külsüm, bir yolunu bulup Medine’ye geldi; Resûl-i Ek­rem Efen­dimize iltica edip, “Yâ Re­sû­lal­ah! Ben, dinim için onların yanın­dan kaçıp ya­nına geldim! Beni koru, müş­riklere geri çevirme! Beni kâfirlere geri çe­vi­recek olur­san, bana işkence yaparlar, dinimden döndürmeye uğ­ra­şır­lar!” [1] de­di.

     Bunun üzerine inen ayet, Peygamber Efendimizin nasıl hareket etmesi ge­rektiğini tayin etti: “Ey iman edenler! (Kendi ifadelerince) mü’min kadınlar, muhacir olarak geldikleri zaman onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını çok iyi bilendir. Fakat siz de mü’­min kadınlar olduklarını öğrenip kanaat geti­rir­seniz, onları kâfirlere dön­dür­meyin. Bunlar, onlara (kâfir kocalarına) helâl de­ğildir; onlar da bunlara helâl olmazlar. Kâfir kocalarının bu kadınlara ver­dik­leri mehri onlara (kâfirlere) verin. Sizin onları nikâhla almanızda, mehir­le­ri­ni verdiğiniz takdirde, üze­rinize bir günah yoktur. Artık kâfir olan kadınlarını­zı da nikâhınız altında tutmayın. Verdiğiniz mehri isteyin. Kâfirler de, size hic­ret eden mü’min kadınlara harcadıkları mehri istesinler. Bu, Al­lah’ın hükmü­dür; aranızda O hük­meder. Allah, hakkıyla bilendir, tam hüküm ve hikmet sa­hibidir.” [2]

     Bu ayet-i kerime, Hudeybiye Sulhü’ndeki Medine’ye hic­ret ve iltica edecek Müslümanların iadesiyle ilgili maddenin, erkeklere mahsus olduğunu, dolayı­sıyla kadınlara şâmil bulunmadığını ortaya koyuyordu.

     Bunun üzerine, Peygamber Efendimiz, müşriklerin ara­sından Medine’ye çı­kıp gelen erkekleri iade ettiği halde Müslüman kadınları geri çevirmedi. Nite­kim Ümmü Külsüm’ü de, kardeşleri Velid b. Ukbe ile Umâre b. Ukbe, Me­di­ne’ye gelerek istedikleri zaman, Re­sûl-i Ekrem, “Muahededeki o şartın hük­mü­nü, Allah, kadınlar hakkında boz­du, ortadan kaldırdı!” buyurarak, Ümmü Kül­süm’ü on­lara teslim etmedi.

     Bu ayetin nâzil olmasından sonra Mekke’den Medine’ye hicret eden kadın­lar, bir nevi imtihana tâbi tutuluyorlardı. Onlar, “Vallahi, biz, sadece Allah’a ve Re­sûlüne ve İslamiyete olan muhabbet ve bağlılığımızdan dolayı çıkıp geldik; yok­sa ne koca, ne mal, ne başkasına olan kin ve buğzumuz sebebiyle gelme­dik!” diye yemin ediyorlardı. Bunun üzerine, Medine’de kalmalarına müsaade edilip ge­ri çevrilmiyorlardı. Böyle yeminde bulunanların me­hir­le­ri de kocala­rına iade ediliyordu. [3]

     Hz. Ömer’in, İki Hanımını Boşaması

     İnen ayet-i kerimede ayrıca mü’minlere, “Kâfir olan kadınlarınızı artık ni­kâ­hınız altında tutmayın” diye emrediliyordu. Bunun üzerine Hz. Ömer, o za­ma­na kadar nikâhı altında bulunup Mekke’de oturan müşrik iki karısını bo­şadı. [4]
________________________________________________________
Dipnotlar:
[1] İbn Sa’d, Tabakat, c. 8, s. 231.
[2] Mümtehine, 10.
[3] İbn Sa’d, a.g.e., c. 8, s. 230; İbn Seyyid, Uyûnü’l-Eser, c. 2, s. 127.
[4] İbn Sîre, c. 3, s. 341.


Kaynak:

Kainatın Efendisi, Hz. Muhammed (sav.)
Salih Suruç

İSLAM İLMİHALİ / HAC ve UMRE / I. İLKELER ve AMAÇLAR

İSLAM İLMİHALİ
Dokuzuncu Bölüm
HAC ve UMRE

     I. İLKELER ve AMAÇLAR
     İbadetler öz ve amacı itibariyle kulun yaratanı ve O'nun üstün kudreti karşısında aczini itiraf etmesi, kendini kuşatan sonsuz zaman dilimi, uçsuz bucaksız varlıklar âlemi içinde konumunu bilip ona göre tavır alması ve bu ruh hali içinde O'nunla iletişim kurması demek olduğundan neticede bireyin mutluluğuna, bireyin kendisini tanımasına, kendisiyle ve toplumla barışık yaşamasına, bunun devamında da toplumsal huzur ve barışın kurulmasına hizmet eder. İbadetlerin taşıdığı hikmetler bu sıra dahilinde özetlenebilirse de, bir dine mensup olanların yeryüzünde tek bir cemaat oluşturarak yılda bir defa belli bir yer ve zamanda birlikte ibadet etmesi demek olan hac ibadetinde durum biraz daha farklıdır. 

     Kutsal zaman ve mekân inancı hemen bütün dinlerde mevcuttur ve esasen haccın temelinde, ulûhiyyetin herhangi bir yerde tecellîsine ilişkin inanç yatar. İslâm dininde de, kutsal mekân ve zaman telakkisi hac ibadeti bünyesine yerleştirilmiştir.

     Hac sözcüğünün "kasıt, yöneliş ve yürüyüş" anlamına gelmesi, bir bakıma hac ibadetine saygınlık ve kutsiyet atfedilen birtakım özel mekânlar üzerinden Allah'a yürünmesi şeklinde sembolik bir mahiyet kazandırır. Kur'ân-ı Kerîm'de özellikle hac törenleri, bu törenlerin yapılacağı zaman ve yerlere ilişkin olarak kullanılan "haram aylar, belde-i haram, hurumâtullâh, şeâirullah" vb. ifadeler, sembolik saygınlık ve kutsiyet ifadeleridir (meselâ bk. el-Mâide 5/1, 2; el-İsrâ 17/1; el-Kasas 28/57; el-Ankebût 29/67).

     Haccın nostaljik boyutu, inanan bir kimsenin inanç kökleriyle bağlantısını tazelemesi bakımından önemlidir. Müslümanlık açısından düşünüldüğünde İslâm peygamberinin ve arkadaşlarının tevhid ve adaleti hâkim kılma mücadelesi, bu süreçte yaşanmış acı tatlı anılar, âdeta bir film şeridi gibi bu kutsal mekânları ziyaret eden kişinin gözünün önünden geçer. Bu nostalji, inanan kişiye daha yoğun bir dinamizm kazandırır ve daha üst düzeyde bir sahiplenme şuuru verir.

     Haccın lâhûtî boyutu, mahşeri andırmasıdır. Farklı dil, ırk, bölge ve kültürlere, sosyal konum ve ekonomik güce sahip insanların eşit statüde ve aynı renk ve tip elbiseler içinde toplanması, akın akın koşuşturması ve topluca ibadetler etmesi, bir bakıma âhirette yaratıcının huzurunda dirilişi ve toplanışı hatırlatır. Hac mümini âhiretteki bu diriliş ve toplanmaya hazırlar, bu bilinci kazanmasında ona yardımcı olur.

     Gerçekten de hac ibadetinde müslüman, İslâm'a gönül vermiş olmanın mutluluğunu ve hazzını daha yakından idrak eder, yeryüzündeki bütün müslümanlarla birlikteliğin ve kardeşliğin kolektif şuuruna erer. Dünyanın çeşitli bölgelerinden âdeta her biri bir temsilci ve gözlemci sıfatıyla Mekke'ye akın eden müslümanlar, mîkat denilen belirli sınırlarda dünyayı, dünyevî farklılığı, hatta bencilliği ve ihtirasları temsil eden elbiselerini çıkarıp hepsini eşitleyen, birleştiren, onları dünya Müslümanlığının bir üyesi olmanın bilincine erdiren ihram elbiselerini giyerler. Artık "ben" yok, "biz" vardır. Müminler bir ufuktan diğerine akan beyazlar seli içinde yok olur, âdeta ölmeden önce ölümü ve âhiret hayatını yaşarlar.

     İhram, kişinin kendini geçici kaygı ve bağımlılıklardan kurtarışının sembolüdür. İhram süresince toplumsal barışı ve bütünlüğü bozucu, bencilliği uyandırıcı, geride bırakılan geçici haz ve menfaatleri hatırlatıcı mahiyetteki her türlü eşya ve fiiller yasaklanmıştır.

     Arafat vakfesi, insanın dünyaya ayak basışını ve kıyamette Allah'ın huzurunda bekleyişini hatırlatır. Hac ruhun Allah'a yükselişini temsil ettiğinden, Kâbe hedef değil, belki sonsuzluğa ve bu mânevî atmosfere geçişin başlangıcıdır. Kâbe etrafında dönerek gerçekleştirilen tavaf, kâinatın ve yaratılışın özeti, teslimiyetin ve ilâhî kadere boyun eğişin sembolü sayılır. Koşmak anlamına gelen sa`y, bir canlılık, bir arayıştır, esbaba tevessüldür. Hacda dıştan bakıldığında sembolik davranışlar şeklinde gözüken her ibadetin ve şeklin bir anlamı, mümini eğitici ve bilinçlendirici bir yönü vardır. Hac ibadeti esnasında bu anlam ve bilinci yakalayabilen, haccın hikmetlerine nüfuz edebilen müminler, eski hata ve günahlarından arınarak hayata yeni bir canlılık ve şuurla dönerler. Hac onların hayatında kalıcı etkilere sahip bir dönüm noktası olur. Müminin yükümlülük şartları gerçekleştiğinde bir an önce hacca gitmesinin tavsiye edilmiş olmasının bir anlamı da budur. Esasen hac ibadeti, bir bakıma, hem İslâm'daki diğer ibadetlerin topluca ve bir arada sergilenişi görünümündedir, hem de namaz, oruç ve zekât ibadetlerinden izler taşır. Hacca giden mümin, namazlarda yönelip durduğu Allah'ın evine bizzat gelmiş, namazda yaşadığı Allah'la buluşma şuurunu daha yakından hissetmeye başlamıştır. İhrama girmek, namazdaki iftitah tekbiri mesabesindedir; her ikisinde de dünya arkada bırakılmaktadır. İhramlının özel günlerde birtakım dünyevî zevklerden geri durması da oruç ibadetini çağrıştırır. Hac bir yönüyle de toplumsal bütünleşme, kaynaşma ve arınmanın bir anlamda üniversal çapta gerçekleştirilmesidir. Peygamberimiz'in, Allah rızâsı için hacceden ve haccın özel günlerinde cinsel ilişkiden ve diğer yasaklardan sakınan kimsenin anasından doğduğu gün gibi günahlarından arınmış olarak memleketine döneceği şeklindeki ifadesi (Buhârî, "Muhsar", 9-10; Müslim, "Hac", 438), haccın her bakımdan bir büyük arınma oluşuyla ilgilidir.

     Haccın dünyevî-insanî boyutu da vardır. Hac başta inananların bir güç gösterisi mahiyetindedir. Hacda dünyanın dört bir tarafından gelen müslümanlar, hem dayanışma ruhunu daha derinden ve daha coşkulu hissetmiş hem de birbirlerinin yanında ve arkasında olduklarını, birbirlerini desteklediklerini münasip bir dil ile başkalarına göstermiş olurlar. Hac bu dayanışma ruhunun canlı tutulmasının bir vesilesidir. Görüşüp tanışmaya vesile olması yanında hac, bir yönüyle de üretilen bilginin tanıtımının yapılacağı uluslararası bir fuar içeriği de taşır.

     Hac esnasında günlük giysilerinden soyunup, bembeyaz lekesiz ihram örtülerine bürünen müslümanlar, her türlü gösteriş ve alâyişten uzaklaşmayı, ziynet ve servetle böbürlenmemeyi, insanlar arasındaki eşitliği, ölümü ve ötesini hatırlamayı fiilen yaşayıp öğrenmeleri yanında, kötü arzu ve alışkanlıklarından da sıyrılıp, tertemiz yeni bir yaşayışa başlama iradesini de sergilerler. İhramlı için konulan yasaklar, hiç kimseye hatta haşerelere bile zarar vermeme, bütün yaratıklara şefkat ve merhamet, zorluklara sabır, kısaca kişiye düzenli ve disiplinli yaşama melekesi kazandırır. Böylece hac farîzasını eda eden müslümanlar, Allah'ın hoşnutluğunu kazandıkları gibi çevresindekilere faydalı olma, hiç değilse zarar vermeme alışkanlığı kazanmış olurlar. Hz. Peygamber işte bu anlayışla haccedenler için "Kim Allah için hacceder de (bu esnada, Allah'ın rızâsına uymayan) kötü söz ve davranışlardan ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, (kul hakkı müstesna) annesinin onu doğurduğu günkü gibi (günahlarından arınmış olarak hacdan) döner" (Buhârî, "Hac", 4; Müslim, "Hac", 438) buyurmuştur.

     Haccın sebebi ve namazlarda kıblegâhımız olan Kâbe, yeryüzünde Allah'a ibadet için yapılan ilk binadır. Allah'ın emri ile Hz. İbrâhim ve oğlu Hz. İsmâil tarafından Mekke'de yapılmıştır. İnşaat tamamlandıktan sonra, Cibrîl (a.s.) tavafın ve haccın nasıl yapılacağını fiilen göstermiş; Hz. İsmâil de bunu Hicaz halkına ögretmiştir. Hz. İbrâhim'den sonra müşrikler tarafından haccın zamanı ve eda edilişi üzerinde yapılan tahrif ve değişiklikler, Resûl-i Ekrem'in Vedâ haccındaki uygulaması ile tekrar aslî haline dönmüştür. Hz. Peygamber bu haccında İslâmî haccın nasıl yapılacağını amelî olarak göstermiş, hataları düzeltmiş ve "Hac menâsikini benden alın, benden gördüğünüz gibi yapın" (Müslim, "Hac", 310) buyurmuştur.

     Bununla birlikte, Hz. Peygamberin bu uygulamasında hangi fiil ve alt ibadetlerin hac ibadetinin aslî ve talî unsurları olduğu, terkedildiğinde nasıl telâfi edileceği konusu ayrıntıyla belirtilmediği için, bu husus daha sonraki dönemlerde fakihler arasında tartışmalı kalmış, her bir fıkıh mektebi kendi bakış açısına göre bir değerlendirme yapmıştır. Haccın rükün ve şartları, vacip ve sünnetleri, hac yasaklarının ihlâli halinde ne gerekeceği konularındaki farklı ictihadlar, esasen bu değerlendirme farklılıklarını yansıtır. Öte yandan hac ibadeti içinde yer alan ve bir kısmı sembolik davranışlardan ibaret olan fiiller (menâsik), çoğunluk itibariyle Hz. Peygamber'den görüldüğü şekliyle yapılması gerektiğinden taabbudî nitelikte ise de, bir kısmı o günkü şart ve imkânlarla da alâkalı emir ve tavsiyelerdir. Böyle bir ayırım da hac ibadetinin ifası konusundaki görüş ayrılıklarına zemin hazırlamıştır.

İstanbul'da Etkinliklerimiz Başlıyor...

Gönül Erleri Buluşmaları

A K A İ D    D E R S L E R İ

Anlatan
Muhammed Salih Ekinci

Tarih / Saat
19 Eylül Perşembe / 20:00 - 21:30

Mekan
GÖNÜLDER
Eğitim Araştırma ve Yardımlaşma Derneği
Mevlana Mh. Akdeniz Cd. No:3
Kayışdağı-Türkiş Blokları Yakını
Ataşehir - İstanbul
Tlf.: 0216 526 47 65 - 66
HAYATIMIZA
YÖN VERECEK AYETLER
(Sadece Bayanlar Davetli)

Anlatan
Özlem Nas

Koordinatör
Şuheda Derya Terzi

Tarih / Saat:
29 Eylül Pazar / 10:00 - 12:00
Sezon Açılışı, kahvaltı, hasbihal ve
program hakkında bilgilendirmeler

Mekan
İNSAN VE MEDENİYET HAREKETİ
Bahariye Mevlevihanesi
Silahtarağa Cd. No:12
Haliç Kıyısı, Eyüp - İstanbul
Tlf.: 0212 501 31 71

4 Eylül 2013 Çarşamba

İŞ İLANLARI / İSTANBUL ANADOLU YAKASI

Asil Hamur
İstanbul - Sancaktepe'deki İmalathanesinde
Hamur Ürünleri Üretimi Yapan Bir Firmaya
Vasıfsız 15 Eleman
     Aranan Şartlar:
  • 18 - 40 yaş aralığında, bay / bayan,
  • Sağlık ve aile sorunu olmayan,
  • Yakın bölgelerde ikamet eden (Samandıra, Eyüp Sultan Mh., AbdurRahman Gazi Mh. ve Fatih Mh. öncelikli. Sultanbeyli, Kartal, Sancaktepe ve Ümraniye ikinci sırada.)
     Çalışma Gün ve Saatleri:
     Hafta içi 07:00 - 17:00, Pazar tatil

     Verilecek İmkanlar:
     Asgari Ücret Maaş + SGK + Yemek + Ulaşım, Servis

     Başvurular:
     Gidilip, firma yetkilisiyle görüşülecek...     
     Aşağıdaki tlf. dan bilgi alınabilir.
     0216 561 89 98



İstanbul - Maltepe - Fındıklı Mahallesindeki
Şarküteri Firmasına 4 Eleman
     Çalışma Alanları:
  • Şarküteri Elemanı (2 kişi)
  • Kasiyer (1 Kişi)
  • Reyoncu (1 Kişi)
     Aranan Şartlar:
  • 18 - 30 yaş aralığında, bay / bayan,
  • Sağlık ve aile sorunu olmayan,
  • Yakın bölgelerde ikamet eden (Maltepe, Kartal, Üsküdar, Kadıköy, Ataşehir ilçeleri)
     Çalışma Gün ve Saatleri:
     Hafta içi 08:00 - 20:00 veya 10:00 - 22:00 / Haftada bir gün izin

     Verilecek İmkanlar:
     Yaş, tecrübe ve aile yapısına göre 850 - 1.250 TL arası Maaş + SGK + Yemek

     Başvurular:
     Firma yetkilisi Fatih Doğan beyi aşağıdaki cep tlf. dan arayarak
     0536 344 16 86


İstanbul / Beykoz / Çavuşbaşında
Faaliyet Gösteren Duş Kabini ve Küvet Firması'na
Mutfak ve Büro Hizmeti Verecek 1 Eleman
     Aranan Şartlar:
  • 25 - 40 yaş aralığında / bayan,
  • Lise mezunu,
  • Sağlık ve aile sorunu olmayan,
  • Yakın bölgelerde ikamet eden (Beykoz, Üsküdar, Ümraniye)
     Çalışma Gün ve Saatleri:
     Hafta içi 08:30 - 18:30
     Cumartesi 08:30 - 13:30
     Pazar günü izin

     Verilecek İmkanlar:
     900 TL Maaş + SGK + Yemek + Ulaşım

     Başvurular:
     Firma Yetkilisi Murat Akçakıl beyi aşağıdaki cep tlf. dan arayarak
     0 216 479 60 29
     0 533 643 03 46

3 Eylül 2013 Salı

İLLER BANKASINA 110 UZMAN YARDIMCISI ve TEKNİK UZMAN YARDIMCISI GİRİŞ SINAVI DUYURUSU

İLLER BANKASI A.Ş.
UZMAN YARDIMCISI ve 
TEKNİK UZMAN YARDIMCISI 
GİRİŞ SINAVI DUYURUSU

     1. GENEL

     Bankaya giriş sınavı ile Genel Müdürlük ve Yurt İçi Hizmet Birimlerinde sözleşmeli olarak çalıştırılmak üzere Uzman Yardımcısı ve Teknik Uzman Yardımcısı alınacaktır.

     2. GİRİŞ SINAVI ŞARTLARI
     Sınava başvuracak adayların aşağıdaki şartları taşıması gereklidir:
a) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak,
b) En az 4 yıllık eğitim veren yükseköğretim kurumlarının
     - Uzman Yardımcılığı için;
       İşletme,Hukuk
     - Teknik Uzman Yardımcılığı için;
       İnşaat Mühendisliği, Harita Mühendisliği, Makine Mühendisliği, Elektrik Mühendisliği, Elektrik-Elektronik Mühendisliği, Çevre Mühendisliği, Jeoloji Mühendisliği, Mimarlık, Şehir Plancılığı, Bilgisayar Mühendisliği, Yazılım Mühendisliği bölümlerinden, bu bölümlere denkliği yetkili makamlarca onaylanmış dallardan mezun olmak ya da bu alanlarda denkliği Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) tarafından kabul edilen yabancı fakültelerden birini bitirmiş olmak,
c) 01.01.2013 tarihi itibariyle 35 yaşını doldurmamış olmak,
ç) Kamu haklarından yasaklı bulunmamak,
d) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süre ile hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile Devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak,
e) Askerlikle ilgisi bulunmamak,
f) Diğer resmi veya özel kurum ve kuruluşlara mecburi hizmet yükümlülüğü bulunmamak,
g) Görevini devamlı yapmasına engel olabilecek bir hastalığı bulunmamak,
ğ) İlgili mevzuat hükümlerine göre mali sektörde ve bankalarda çalışması yasaklanmamış olmak,
h) Banka tarafından daha önce açılan giriş sınavlarına bir defadan fazla girmemiş olmak,
ı) Bankaya alınacak Uzman Yardımcıları ve Teknik Uzman Yardımcılarının öğrenim dalları itibariyle dağılımı aşağıdaki şekildedir:
GENEL MÜDÜRLÜK
Birimler
Branşlar
İnşaat Müh.
Harita Müh.
Makina Müh.
Elektrik,
Elektrik-Elektronik Müh.
Çevre Müh.
Jeoloji Müh.
Mimar
Şehir Plancısı
Bilgisayar Müh. Yazılım Müh.
Hukuk
İşletme
Toplam
Genel Müdürlük Toplam
19
5
3
8
4
1
10
5
6
7
15
83
YURT İÇİ HİZMET BİRİMLERİ
Birimler
Branşlar
İnşaat Müh.
Harita Müh.
Makina Müh.
Elektrik,
Elektrik-Elektronik Müh.
Çevre Müh.
Jeoloji Müh.
Mimar
Şehir Plancısı
Bilgisayar M. Yazılım M.
Hukuk
İşletme
Toplam
Adana Bölge Müdürlüğü
1
1
Bursa Bölge Müdürlüğü
1
1
Diyarbakır Bölge Müdürlüğü
1
1
2
Elazığ Bölge Müdürlüğü
1
1
2
Erzurum Bölge Müdürlüğü
1
1
2
Gaziantep Bölge Müdürlüğü
1
1
2
İstanbul Bölge Müdürlüğü
1
1
Kastamonu Bölge Müdürlüğü
1
1
2
Kayseri Bölge Müdürlüğü
1





1
1



3
Konya Bölge Müdürlüğü
1


1







2
Samsun Bölge Müdürlüğü
1


1







2
Sivas Bölge Müdürlüğü
1
1



1





3
Trabzon Bölge Müdürlüğü
1










1
Van Bölge Müdürlüğü
1
1




1




3
Yurt İçi Hizmet Birimleri Toplam
9
4
2
3
3
3
2
1
0
0
0
27
Genel Toplam
28
9
5
11
7
4
12
6
6
7
15
110

     Buna göre; Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı (ÖSYM) tarafından 2012 ve 2013 yıllarında yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavlarında Uzman Yardımcısı olarak istihdam edileceklerden İşletme mezunları için KPSS29, Hukuk mezunları için KPSS79, Teknik Uzman Yardımcısı olarak istihdam edileceklerde ise KPSS1 puan türlerinden yetmiş (70) ve üzeri puan almak kaydıyla, en yüksek puan alan adaydan başlamak üzere ayrılan kontenjanın beş (5) katı aday arasına girmek, (Öğrenim dalları itibariyle Giriş Sınavına katılma hakkını elde eden en son adayla eşit puan almış adayların tümü giriş sınavına çağrılacaktır.)
i) İngilizce, Fransızca, Almanca ve Arapça dillerinin birinden ilan tarihi itibariyle son beş yıl içerisinde YDS-KPDS-ÜDS’den 50 puan almış olmak veya buna denk kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan belgeye sahip olmak veya ÖSYM tarafından 2012 yılında yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavının (KPSS) yabancı dil test sınavından en az 30 doğru cevap sayısına sahip olmak.

     3. BAŞVURULAR
a) Sınava girmek isteyen adaylar İş Talep Formu’nu 02.09.2013–17.09.2013 tarihleri arasında Bankanın web sayfasından (www.ilbank.gov.tr) doldurup JPEG formatındaki fotoğraflarını da ekleyerek elektronik ortamda göndereceklerdir.
b) Adaylar müracaatlarını gerçekleştirdikten sonra aynı sitede yer alan “Başvuru Kontrol” bağlantısını kullanarak başvurularının Banka tarafından onaylanıp onaylanmadığını kontrol edeceklerdir.
c) Adaylar giriş yaptıkları İş Talep Formunun çıktısını alıp imzalayarak 4.maddede belirtilen başvuru belgeleriyle birlikte İnsan Kaynakları Dairesi Başkanlığına teslim edecekler veya “İller Bankası A.Ş. İnsan Kaynakları Dairesi Başkanlığı Ziraat Mahallesi 657.Sokak No:14 06110 Altındağ/ANKARA” adresine posta ile (iadeli taahhütlü) göndereceklerdir.
ç) 17.09.2013 Salı günü mesai saati bitiminden (Saat 17:30) sonra yapılacak başvurular dikkate alınmayacaktır. Posta yolu ile yapılan başvurularda, başvuru için istenilen belgelerin İnsan Kaynakları Dairesi Başkanlığına son başvuru tarihi mesai saati bitimine kadar ulaşması gereklidir. Postadaki gecikmeler kabul edilmez.
     Sınava katılmaya hak kazanan adaylara fotoğraflı sınav giriş belgesi verilir. Sınav giriş belgesi olmayan adaylar ile bu belgelerde kazıntı, silinti ve bunun gibi tahrifatlar tespit edilen adaylar sınava katılamazlar.
     İstenilen belgelerde gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit edilenlerin sınavı geçersiz sayılır ve atamaları yapılmaz. Bunların atamaları yapılmış olsa dahi iptal edilir. Bu kişiler hiçbir hak talep edemezler.
     Gerçeğe aykırı belge verdiği veya beyanda bulunduğu tespit edilenler hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulur.
d) Adaylar Genel Müdürlük ve Yurt İçi Hizmet Birimlerinden sadece birisi için başvuruda bulunabilecek olup, İş Talep Formunu kaydettiği andan itibaren hiçbir değişiklik yapamayacaklardır.
e) Bankaca yapılan değerlendirme sonucu aranan şartları taşıyan adaylardan, en yüksek KPSS puanını alandan başlayarak Genel Müdürlük ve Yurt İçi Hizmet Birimleri için alınacak olan ve ayrı ayrı belirtilen sayının beş (5) katı kadar aday giriş sınavına alınmak üzere Bankanın web sayfasında ilan edilir.

     4. BAŞVURU BELGELERİ
     Giriş sınavına başvuru, Bankanın web sayfasında doldurulan İş Talep Formunun çıktısı ve aşağıda istenilen;
a) Nüfus cüzdanının fotokopisi
b) Yüksek öğrenim diploması veya mezuniyet belgesinin fotokopisi, eğitimini yurtdışında tamamlamış olanlar için diploma denkliğinin Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) tarafından kabul edildiğini gösterir belgenin fotokopisi, bu ilanda yer alan bölümlere denkliği yetkili makamlarca kabul edilen alanlardan mezun olanlar da denklik belgesinin fotokopisini teslim etmek zorundadır.
c) KPSS sonuç belgesi ile 2 nci maddenin (i) bendinde belirtilen asgari yabancı dil düzeyini gösterir belge
ç) Son 6 ay içinde çekilmiş bir (1) adet vesikalık fotoğraf
ile birlikte yapılır.

     5. SINAV TARİHİ VE YERİ
a) Yazılı sınava girmeye hak kazanan adaylar 30.09.2013 – 04.10.2013 tarihleri arasında “Sınav Giriş Belgesi”ni “gazisem.gazi.edu.tr” adresinden alacaktır.
Sınav giriş belgesi olmayan adaylar sınava alınmayacaklardır. Adaylar sınavda, sınav giriş belgesi ile birlikte resimli nüfus cüzdanı, sürücü belgesi veya pasaport belgelerinden birini ibraz etmek zorundadırlar.
b) Yazılı sınav 05.10.2013 tarihinde Ankara/Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi dersliklerinde yapılacak olup, ayrıca sınav yeri Sınav Giriş Belgesinde de belirtilecek ve Banka web sayfasında yayınlanacaktır.
c) Sözlü sınav Ziraat Mahallesi 657.Sokak No.14 Altındağ/ANKARA adresinde yapılacak olup, sözlü sınav tarihi yazılı sınav sonuçları ile birlikte Banka web sayfasında ilan edilecektir.

     6. SINAV ŞEKLİ VE KONULARI
     Sınav, yazılı (test) ve sözlü olmak üzere iki aşamada yapılacaktır.
Yazılı sınavda adaylara başvurdukları öğrenim dalları ile ilgili temel bilgiler ve mesleki sorular sorulacaktır. Yazılı sınav yüz (100) tam puan üzerinden değerlendirilecek ve en az yetmiş (70) puan alanlar başarılı sayılacaktır. Yazılı sınavı kazananlar Bankanın web sayfasında yayınlanacaktır.
     Yazılı sınavda başarılı olamayan adaylar, sözlü sınava katılamazlar.
Sözlü sınavda adayların; mesleki konulara hâkimiyeti ile kavrayış, ifade ve temsil kabiliyeti, muhakeme gücü, davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğu gibi özellikleri değerlendirilir.
     Sözlü sınavda başarılı sayılabilmek için yüz (100) tam puan üzerinden en az yetmiş (70) puan almak gerekir.

     7. KAZANANLARIN İLANI VE ATANMASI
     Yazılı ve sözlü sınav notunun toplamının ikiye bölünmesiyle elde edilen puan esas alınarak, her bir alan için en yüksek puandan başlanarak Genel Müdürlük ve Yurt İçi Hizmet Birimleri itibariyle başarı sıralaması yapılır. Ancak yapılan sıralama sonunda eşitlik olması halinde sırasıyla yazılı notu yüksek olana, yabancı dil puanı yüksek olana ve mezuniyet sonrası eğitim durumu yüksek olana öncelik verilir. Eşitliğin bozulmaması halinde adaylar arasında kura çekilir.
     Sınavda başarılı olanların isimleri, başarı sıralamasına göre, her bir alan için öngörülen sayıda asil aday ve asil adayın yarısı kadar yedek aday ile atama için gerekli belgeler Bankanın web sayfasında ilan edilir.
     Yapılan sınav sonucunda, Genel Müdürlük ve Yurt İçi Hizmet Birimleri için belirlenen sayıdan daha az sayıda adayın sınavı kazanması durumunda, sınav kurulu kararı ile aradaki eksiklik aynı branştan olmak kaydıyla istemleri halinde sınavı kazanan diğer adaylardan tamamlanabilir.
     Giriş sınavını kazanan uzman yardımcısı ve teknik uzman yardımcısı adaylarının atanmaları için, sınav sonuçlarının ilan edildiği tarihten itibaren 15 günlük süre içinde İnsan Kaynakları Dairesi Başkanlığına atama için gerekli belgeler ile birlikte başvurmaları gereklidir. 15 günlük süre içinde geçerli bir mazereti olmaksızın başvuruda bulunmayanların atama işlemi yapılmaz. Ancak bu süre, adayın belgelendirilmiş geçerli bir mazereti olması ve mazeretin Bankaca kabul edilmesi halinde 15 gün daha uzatılabilir. Bu durumda, süresinde başvurmayan adayların yerine yedek adaylar çağrılır.

     8. BİLGİ
     Bu ilanda hüküm bulunmayan hallerde “İller Bankası A.Ş. İnsan Kaynakları Yönetmeliği” ve “İller Bankası A.Ş. Teknik Uzman Yardımcılığı ve Uzman Yardımcılığı Giriş ve Yeterlik Sınavları İle Teknik Uzmanlığa ve Uzmanlığa Atanma, Yetiştirilme, Görev, Yetki ve Sorumlulukları Hakkında Yönetmeliği” hükümleri uygulanır.
     Adaylar sınav sırasında hesap makinesi kullanabilir. Ancak üzerinde program yapılmasına, saklanmasına ve çalıştırılmasına izin veren hesap makineleri ile databank gibi özel donanımlar kullanılamaz. Hesap makinesinin sınav sırasında ödünç alınması, verilmesi ve değiştirilmesi yasaktır.
     Sınavda başarılı olan adaylar Bankada; 14/07/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa ve diğer kanunların sözleşmeli personel hakkındaki hükümlerine tabi olmayan sözleşmeli personel olarak istihdam edilecektir.

     Sınavla ilgili her türlü bilgi, Bankanın web sayfası (www.ilbank.gov.tr) ve 0.312.303 33 11 – 12 numaralı telefondan edinilebilir.

Başvuru için Tıklayın

Bu Siteyi Kaç Kişi Ziyaret Etti?

Gönül Erleri Blogu'na Üye Olabilirsiniz...