Translate

19 Eylül 2015 Cumartesi

Gönül Erleri Mail Grubu, Tefsir Dersleri Öncesi, Giriş - 3 * KUR'ÂN-I KERİM

Gönül Erleri Mail Grubu, Tefsir Dersleri Öncesi, Giriş - 3
Kur’ân-ı Kerim
Kendisini Nasıl İsimlendirmiştir?

     Yüce Kitabımız Kur’ân-ı Kerim'i taradığımızda kendisinin birçok isim ve sıfatla isimlendirildiğini, bunun rakam olarak elliyi aştığını görürüz. Bu isimler arasında, kitap Kur’ân, kelâm, nûr, hudâ, rahmet, furkân, şifâ, mev’iza, zikir, kerîm, aliyy, hikmet, hakîm, mubârek, hablullah, es-sıratu’l-müstakîm, kayyium, fasl, nebeu’l-azîm, ahsene’l-hadîs, tenzîl, rûh, el-mesânî, arabiy, kavl, besâir, beyân, ilim, hakk, el-hâdî, acab(en), tezkire, ürvetu’l-vuskâ, müteşâbih, sıdk adl, îmân, emr, büşrâ, mecîd, zebûr, mübîn, beşîr ve nezîr, azîz, belâg, kasas, mükerrem(eh), merfûa(h) ve mutahhera(h), adlı isimler dikkat çekmektedir.
     Yukarıdaki isimler incelendiğinde bu isimlerin bir kısmının Allah (cc)’a ait Esmâu’l-Hüsnâ ile müşterek kullanıldığı görülür: el-Hakk, el-Azîz, el-Hakîm, el-Mecîd ve el-Müheymin gibi. Bu isimlerden bazıları ise Hz. Peygamber’e ait sıfatlarla kesişmektedir: el-hâdî, el-beşîr, en-nezîr gibi. Bazıları ise daha önce gönderilmiş kutsal kitaplar için de kullanılmıştır: el-kitâb, el-furkân ve el-hudâ gibi. Diğer yandan bu isimlerden bazıları Allah (cc.)’a izafetle kullanılmıştır. Mesela kelâm, kelime ve habl kelimeleri terkip ile kelâmullah, kelimetullah ve hablullah şeklinde âyetlerde yer almıştır.
     Bu isimleri açıklamak bu çalışmanın kapsamını aşacak boyuttadır. Ancak burada Yüce Kitabımızın özel adı olan “Kur’ân” başta olmak üzere vahyin getirdiği mesajı ortaya koyması açısından önemli gördüğümüz bu isimlerden birkaçını kısaca detaylandırmaya çalışalım.
     Kur’ân (القرآن)
     “Kur’ân” ismi, son vahyin özel adıdır ve altmıştan fazla âyette yer alır. Kelime, okumak, toplamak ve bir araya getirmek gibi anlamlara gelen karae/ قرأ fiilinden elde edilen bir mastardır. Kur’ân kelimesi, ilk inen ‘Alak sûresinin başında “oku/ إقرأ ” şeklinde geçtiği gibi Kıyâme sûresinde de, “(Ey Muhammed! Cebrail sana Kur’ân’ı okurken), acele ederek onunla beraber dilini oynatma. Onu bir araya toplamak ve okutmak( قرآنه ) şüphesiz bizim işimizdir. Biz onu (Cebrail’e) okuttuğumuz zaman, sen onun okuyuşunu/ قرآنه izle ” şeklinde kullanılmıştır.
     Kur’ân’ın kendisine atıfta bulunduğu bu özel isme “Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür”; “Eğer biz, bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, elbette sen onu Allah korkusundan başını eğerek parça parça olmuş görürdün…”; “Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin”; “…Ve bana Kur’an okumam emredildi” âyetleri misal verilebilir.
     “Kur’ân” ismi, âyetlerde tek olarak geçtiği gibi, el-Kur’âni’l-Mübîn; 68, el-Kur’âni’l-Hakîm; 69, el-Kur’âni’l-Kerîm; 70, el-Kur’âni’l-Mecîd; 71, el-Kur’âni’l-Azîm; 72 şeklinde kendisine ait diğer isim ve sıfatlarla da kullanılmıştır.

     Furkân (الفرقان)
     Kur’ân’ın kendisini tanımladığı isimlerden birisi de “furkân”dır. “Furkân” kelimesi, diğer vahiy metinleri için kullanıldığı gibi Kur’ân için de kullanılmış olup anlam olarak hak ile bâtılın, hidâyet ve dalâletin, aydınlık ile karanlığın arasının ayrılmasını ifade etmektedir.
     Dâmegânî âyetlerde bu kelimenin zafer, dinde insanları sapıklıktan ve şüpheden çıkarıp uzaklaştırma ve Kur’an’ın kendisi anlamlarında kullanıldığını söyler. Ancak furkân kavramının Kur’an için de diğer kutsal kitaplar için de kullanıldığı anlaşılmaktadır. Aslında aynı kaynaktan beslenen kitapların benzer vasıflarla vasıflanması kadar da tabîî bir şey olamaz.
     Müfessirler, “Hani Musa’ya doğru yola gelirsiniz diye, o kitabı (Tevrât´ı) ve Furkân´ı (zaferi) vermiştik” âyetini izah ederken, burada yer alan Furkan’ı Tevrat, haram ve helâli tefrîk eden şeriatın kendisi ve düşman karşısında hakkın hâkim olmasına yardımcı olan nusret (ilâhî yardımı) olarak yorumlarlar.
     Önceki satırlarda da ifade edildiği gibi Furkân, Kur’an’da bir surenin de adı olmuştur. Bu sûrenin ilk âyetinde “Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkân’ı indiren Allah’ın şanı yücedir.” buyrulur.
     Takvaya dayalı bir kulluğu bize öneren Rabimizin, bunun kula olan yansımasına işaret ettiği bir âyetinde aynı kelimeyi kullanarak “Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız; O, size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir (furqân) ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah, büyük lütuf sahibidir.” buyurmuş ve takvânın kişide oluşan fıtrî bir meleke haline gelmesini “furkanlaşma” olarak tanımlamıştır.
     Zemahşeri bu Âyet-i Kerime'yi yorumlarken, Âyette yer alan “Furkân”ın zafer manasında olabileceği gibi, beyân ve zuhûr manasına da gelebileceğini söyler ve şu ihtimalleri sıralar: “Allah, sizi furkân kılar” Yani sizi öyle bir şöhrete kavuşturur ki, sesiniz her taraftan duyulur; eserleriniz yeryüzüne yayılır. Veya “Size furkân kılar” demek, sizi başarıya ulaştırır, kalplerinize huzur verir, demektir… Yahut furkândan kasıt, dinî ve dünyevî üstünlükler anlamındadır. Buna göre anlam, sizinle diğer dinlerin mensuplarını birbirinden ayırt eder; hem dünyada ve hem ahirette size üstün meziyetler ihsan eder, demektir diye açıklar.

     Nûr (نور)
     “Nûr” kelimesi muhtelif âyetlerde İslam dini, imân, hidâyet, nebî, gündüzün ışığı, ayın ışığı, ilâhi vahiylerde beyân edilen helal ve haramlar ve Rabbimizin nûru gibi farklı anlamlarda kullanılmıştır. Kelime anlam olarak, eşyâyı görmeye yardımcı olan ışık ve aydınlık anlamına gelir. “en-Nûr” Allah Teâlâ’nın özel isimlerinden birisidir. Karanlığın zıttı olan ve karanlığı ortadan kaldıran ışığın bir yansıması olarak da tasvir edilen bu latif isim, âyetlerde hem “nur” hem de “münîr=nurlandıran” olarak yer almış ve Kur’ân için on iki âyette kullanılmıştır.
     Bu konudaki âyetlerde Rabbimiz, “Artık Allah’a, Resulüne ve indirdiğimiz nura (Kur’ân’a) inanın….”; “Ey insanlar! Size Rabbinizden bir delil (Muhammed) geldi ve size apaçık bir nur indirdik.”; “Ey kitap ehli! … (Ayrıca) Size... Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap da gelmiştir.” buyurduğu gibi “Allah’ın yerin ve göğün nuru” olduğuna işaret edilerek teşbîh yoluyla Kur’ân-ı Kerim'in aydınlatıcı bir nur olduğuna işaret edilmiştir.

     Kitap (الكتاب)
     Kur’ân-ı Kerim'e verilen isimler arasında en sık kullanılanlardan birisi de “kitap” olmuştur. Kelime, Kur’ân-ı Kerim'de 228 yerde geçerken bunların bir kısmı diğer kitaplar için bir kısmı ise Yüce Kitabımız Kur’ân-ı Kerim için kullanılmıştır.
     Kitap, bilgilerin toplandığı yer demektir. Allah (cc.)’ın Kur’ân-ı Kerim'e “kitap” demesinin sebebi, içinde sûrelerin, âyetlerin ve harflerin toplandığı yer olmasındandır. Diğer bir ifade ile muhtelif ilimleri, doğru haberleri ve hükümleri ihtiva etmesi nedeniyle bu isim Kur’ân-ı Kerim'e verilmiştir.
     Rabbimiz Kur’ân-ı Kerim'in muhtelif âyetlerinde, “Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.”; “…Allah, sana kitabı (Kur’ân’ı) ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir…”; “Bu Kur’ân, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.” buyurarak “kitap kelimesine Kur’an-ı Kerim'de yer vermiştir.

     Hüdâ (هدى)
     Kur’ân-ı Kerim'in isimlerinden birisi de hüdâ olmasıdır. Bu isim, bir hedefe kılavuzlanmak, doğruyu ve güzeli bulmak, delil ve kanıt, sünnet ve şeriat gibi anlamlarda kullanılmış ve benzer anlamlarda Kur’ân-ı Kerim'e sıfat olmuştur. Rabbimizin güzel isimlerinden birisi de el-Hâdî’dir. Bunun da anlamı, Cenâb-ı Hakk’ın kullarını her türlü faydalı şeylere yönelten ve zararlı şeylerden korunmaları için onlara rehberlik eden, demektir. Kelimenin Kur’ân-ı Kerim bünyesinde 250’den fazla kullanımı bulunmaktadır.
     Kur’ân-ı Kerim, hidâyetin Allah’tan geldiğini söyler. Bu da, hidâyetin Yaratıcı Kudret’in kozmik planlardan insanoğluna muhtelif yollarla rahmet ve ışığını ulaştırması demektir. Bu bağlamda peygamberler, âlimler, salih ameller, Ka’be ve Kur’ân-ı Kerim birer hidâyet vesilesi olarak karşımıza çıkar.
     Kur’ân, ilâhî irâdenin söz şeklindeki ifadesidir. O evrensel planda kendisini hidâyet rehberi olarak takdim eder ve “Şüphesiz ki bu Kur’ân en doğru yola iletir…” ifadesiyle bunu insanlığa duyurur.

     Zikir (الذكر)
     Yüce Kitabımızın isimlerinden birisi de “zikir”dir. Zikir, sözlükte, bir şeyi anma, telaffuz etme, muhafaza etme, ders edinme gibi anlamlarda kullanılmıştır. “Zikr” kelimesi ve türevleri Kur’ân-ı Kerim’de üçyüze yakın yerde geçer. Sadece “zikr” kelimesi ise, 76 yerde zikredilir. Kelime emir kalıbı ile 37 yerde geçer. Dikkat edilirse, kelime fiil kalıbıyla, Allah (cc.)’ın bizlere verdiği nimetlerin şükrünü edâ etmek, çokça hatırlamak, tefekkür etmek, ibadet etmek manasına gelirken, isim olarak kullanıldığında ise ilahî kitaplar, vahiy, tevhîd, Tevrat ve Kur’ân olmak üzere otuzun üzerinde anlamı bulunmaktadır.
     Kelimenin Kur’ân-ı Kerim için kullanıldığı Âyet-i Kerimeler'den birkaçı şöyledir: “Andolsun, size (bütün durumlarınızı kapsayan) zikrinizin içinde olduğu bir kitap verdik”, “Hiç şüphesiz Zikr’i (Kur’ân’ı) biz indirdik biz; onun koruyucuları da gerçekten biziz.”
     Kur’ân-ı Kerim, Rahman ve Rahim olan Allah (cc.)’nun öğüt ve uyarıları ile doludur. Bu öğütlere tabî olanlar, kendisi ile dünya ve ahirette şereflenir, onurlanır, vesveseci cin ve şeytanlarının süsledikleri günahlara ve zikri örtbas etmek isteyen velveseci insan şeytanlarına karşı direnme gücü bulur. İşte bu mübarek zikirden, ancak diri bir kalbe sahip kişiler yararlanır. Rahmanın zikrinden yüz çevirenlerin yoldaşı şeytandır. Peygambere “Ey kendisine zikir indirilmiş olan! Sen delisin” diyenlerin de yarın ahirette halleri acınasıdır. Çünkü onlar zikri terk ettikleri, unuttukları için ahirette kör olarak dirileceklerdir.


Not: Bu sayfadaki notlar  sisteminden alınmaktadır...
Yorum Gönder

Bu Siteyi Kaç Kişi Ziyaret Etti?

Gönül Erleri Blogu'na Üye Olabilirsiniz...