Translate

14 Şubat 2013 Perşembe

İSLAM TARİHİ / Hz. Zeyneb'in (ra.) Vefatı ve Hicri 7.-8. Yıl Yaşanan Birkaç Hadise

İSLAM TARİHİ
Hz. Zeyneb'in vefâtı

     Resûl-i Ekrem Efendimiz, Hicret’in 8. senesine kızı Hz. Zey­neb’­in vefatı ha­di­sesiyle girdi. 
Hz. Zeyneb, Resûl-i Ekrem Efendimizin Hz. Hatice validemizden olan kızlarından ilkiydi. Gariptir ki Pey­gam­be­ri­mizin İbrahim hâriç, diğer erkek ço­cukları İslam’dan evvel ve henüz küçükken vefat ettikleri halde, kızları muhte­rem babalarının risâlet devresine yetişmişlerdir. Yine Hz. Fâtıma hâriç onlar da Resûl-i Ekrem hayattayken vefat etmişlerdir. Hz. Fâtıma ise, Resûl-i Kib­ri­ya’nın bekâ âlemine irtihalinin teessürüyle ancak altı ay yaşayabilmişti.
     Hz. Zeyneb, Resûl-i Ekrem Efendimiz henüz otuz yaşlarında iken dünyaya gelmişti. [1] Annesi Hz. Hatice’yle birlikte iman etmişti. Pey­gamber Efendimize risâlet kırk yaşında verildiğine göre, Hz. Zeyneb, Müslüman olduğunda henüz on yaşındaydı.
     Hz. Zeyneb’in kocası Ebu’l-Âs b. Rebi, Hz. Hatice’nin kız kardeşi Hâle’nin oğlu idi. Zaten evlilikleri de Hz. Hatice’nin arzusu üzerine olmuştu.
     Ebu’l-Âs, henüz bu evlilik sırasında Müslüman olmamıştı. Buna rağmen Re­sûl-i Ekrem, Hz. Zeyneb’in onunla evlenmesine muhalefet etmedi. Çünkü he­­nüz o sıra Cenab-ı Hak tarafından bu tarz bir evliliği yasaklayıcı hü­küm gel­me­mişti. [2]
     Hz. Resûl-i Ekrem, Medine’ye hicret ettiği halde, kocasının müsaade etme­yişi sebebiyle değerli kerimesi Hz. Zeyneb Mekke’de kalmak zorunda bırakıl­mıştı. Ancak rahmet-i İlâhî, Ebu’l-Âs’ı Bedir Muharebesi’nde Müslümanların eline esir düşmekle Hz. Zey­neb’­in imdadına yetişiyordu. Resûl-i Zîşan Efen­dimiz, esirler arasın­da bulunan Ebu’l-Âs’ı fidye almaksızın serbest bırakınca, o da bu taltife bir karşılık olsun diye düşünmüş olacak ki Hz. Zeyneb’i, Mek­ke’ye varır varmaz, Medine’ye, muhterem pederinin yanına gön­dermişti.
     Hicret’in 7. yılında Ebu’l-Âs da Medine’ye gelerek Müslüman oldu. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz, Hz. Zeyneb’i tekrar kendisine mehirsiz geri verdi. [3]
     Hz. Zeyneb vefat edince, kalbi şefkat ve merhamet dolu Resûl-i Kibriya Efen­dimiz, kerimesine iç gömlek yapılması için beline bağladığı fotasını çıka­rıp yıkayanlara verdi ve namazını da bizzat kendisi kıldırdı. [4] Sonra, kazılan kabrine düşünceli ve teessür içinde indi. Biraz durduktan sonra, sevinç içinde dışarı çıktı ve “Zey­neb’­in zayıflığını dü­şünüp, ona kabir sıkıntısı ve hararetini hafifletmesi için Yüce Allah’a yalvardım; O da bu dileğimi kabul buyurdu!” dedi. [5]
     Resûl-i Kibriya Efendimiz, Hz. Zeyneb’i, ilk defa üzerinde taşındığı sedirle kabre koydu; kabre de damadı, Hz. Zeyneb’in kocası Ebu’l-Âs b. Rebi’in yar­dımıyla indirdi.

     Vefat Sebebi
     Hz. Zeyneb, Mekke’den Medine’ye deve üzerinde hev­deç içinde hicret eder­ken, Zîtuva mevkiinde, Ku­reyş müşriklerinden iki kişi mızrakla vurup onu bir kayanın üzerine düşürmüşlerdi. Bu hadise çocuğunun düşmesine se­bep olmuştu. Akan kan yüzünden hastalanmıştı. Vefatına sebep olarak bu has­talık zikredilir. [6]
Notlar:
[1] İbn Hacer, el-İsabe, c. 4, s. 312.
[2] İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 306.
[3] İbn Sa’d, Tabakat, c. 8, s. 33.
[4] İbn Sa’d, a.g.e., c. 8, s. 36.
[5] İbn Esir, Üsdü’l-Gabe, c. 8, s. 131.
[6] İbn Hişam, a.g.e., c. 2, s. 309; İbn Seyyid, Uyûnü’l-Eser, c. 2, s. 177.
Hz. Ömer’in Türebe’ye Gönderilmesi
     Peygamber Efendimiz, Havazin kabilesinden dört oymağın, Medine’ye tak­ri­ben on kilometre uzaklıkta bulunan Türebe vadisinde bir araya geldikle­ri­ni haber aldı. Bu oymaklardan biri olan Sa’d b. Bekroğulları, Hayber Yahudile­­rinin Hicret’in 6. yılında Medine’ye yapa­cakları baskında kendilerine yardım edecekleri vaadinde de bulunmuşlardı.
     Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz, Hicret’in 7. senesi Şâban ayında Hz. Ömer’i otuz kişilik bir askerî birliğin başına kumandan tayin ederek Tü­re­be’ye gönderdi.
     Düşman, mücahitlerin kendilerine doğru gelmekte olduğunu haber almış ve kaçmıştı. Oraya varan İslam birliği kimseye rastlayamadı.
     Hz. Ömer, emrindeki birlikle buradan ayrılarak Medine yolunu tuttu. Cedr denilen mevkiye geldiklerinde kılavuz, orada bulunan Has’amoğulları üzerine yürümesini teklif edince, Hz. Ömer, “Re­sû­lul­lah (a.s.m.), onlarla çarpışmamı emretmemiştir!” diye cevap verdi. Hiçbir çarpışma olmadan Hz. Ömer birli­ğiyle Medine’ye döndü. [1]
Hz. Ebû Bekir’in Havazinlilere Gönderilmesi
     Bir bakıma Hz. Ömer’in Türebe’ye yaptığı seferi tamamlamak ma­hiyetini taşı­yan bu seferde, Peygamber Efendimiz, yine Şâban ayında, Hz. Ömer dön­dükten sonra, Hz. Ebû Bekir’i, Necd bölgesindeki Havazinliler üzerine yürü­mek için vazifelendirdi. Beraberindeki askerî birlikle Havazinlilerin yurduna varan Hz. Ebû Bekir, onlara ansızın bir baskın düzenledi. Bazılarını öldürdü­ler, bazılarını da esir aldılar; bir kısım ganimet de ele geçirerek Medine’ye geri döndüler. [2]
Eban b. Said b. Âs’ın Müslüman Olması
     Eban b. Said b. Âs, Peygamber Efendimizin akrabası idi. Soyu, Efendimizle üçüncü dedesi Abdülmenaf’ta birleşiyordu.
     Babası Ebû Uhayha, Ku­reyş müşriklerinin ileri gelenlerindendi. Hudeybiye Seferi’nden önce idi. Eban, ticaret mak­sadıyla Şam’a git­miş­ti. Orada karşılaş­tığı bir Hıristiyan papazına, “Ben Ku­reyşliyim! İçimizden biri çıktı; pey­gam­ber olduğunu söylüyor. Senin bu husustaki fikrin nedir?” diye sorar.
     Papaz, “Onun ismi nedir?” der.
     Eban, “Muhammed’dir” cevabını verince, Papaz, “Dur, sana onu tarif ede­yim” diye söyler ve Resûl-i Ekrem Efendimizin şekli ve şemalini, sıfatlarını, babasının, dedesinin soyunu tek tek anlatır.
     Eban, Pey­gam­be­ri­mizin aynen anlattığı gibi olduğunu söyleyince de papaz, “Öyle ise, vallahi, o önce Araplara, sonra da yeryüzüne hâkim olacaktır! Sen, o sâlih zâta ben­den selam söyle!” der. Bunun üzerine Eban, Mekke’ye gelir ve birtakım araştırma ve soruşturmalardan sonra Hicret’in 7. yılı başlarında İsla­miyetle şereflenir. [3]
Hz. Ömer’in, Cemile bint-i Sâbit’le Evlenmesi
     Hz. Ömerü’l-Faruk, Hicret’in 7. yılında, Medineli Müslümanlardan Sâbit b. Aklah’ın kızı Cemile’yle evlendi. Önceki ismi Asiye olan Cemile Hâtun, Pey­gamber Efendimiz hicretle Medine’ye gelince, ona ilk bîat edip Müslüman olan on kadından biri idi.
     Hz. Ömer, evlendikten sonra onun ismini beğenmeyip, Cemile diye değiş­tirdi. Ancak o, bunu kabul etmek istemedi. Annesinin kendisine taktığı isimle yâd edilmesini arzu ediyordu.
     Durumu Peygamber Efendimize iletti. Hz. Resûl-i Ekrem ona, “Bilmez mi­sin ki muhakkak, Allah, Ömer’in dili ve kalbi iledir” dedikten sonra, “Senin ismin Cemile’dir!” buyurdu. Hz. Ömerü’l-Faruk’un (r.a.) Âsım adındaki oğlu, bu Cemile Hâtun’dan dünyaya gelmiştir. [4]

Notlar:
[1] İbn Sa’d, Tabakat, c. 2, s. 89-117; Taberî, Tarih, c. 3, s. 99; İbn Kesir, Sîre, c. 3, s. 418.
[2] İbn Sa’d, a.g.e., c. 2, s. 117; Taberî, a.g.e., c. 3, s. 99; Halebî, İnsanü’l-Uyûn, c. 3, s. 191.
[3] İbn Esir, Üsdü’l-Gabe, c. 5. s. 417.
[4] İbn Sa’d, a.g.e., c. 5, s. 15, c. 8, s.12; İbn Esir, a.g.e., c. 5, s. 417.
Yorum Gönder

Bu Siteyi Kaç Kişi Ziyaret Etti?

Gönül Erleri Blogu'na Üye Olabilirsiniz...