25 Aralık 2012 Salı

HADİS-İ ŞERİFLER - CENNETLİKLER VE CEHENNEMLİKLER - 1

KÜTÜB-İ SİTTE

HADİS-İ ŞERİFLER

KIYAMET ve KIYAMETLE İLGİLİ MESELELER BÖLÜMÜ
Üçüncü Bab: CENNET ve CEHENNEM
İkinci Fasıl: CENNETLİKLER VE CEHENNEMLİKLER - 1

* CENNETLİKLER



 1. (5127)-  Sehl İbnu Sa'd (radıyallahu anh) anlatıyor:
     "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
     "Cennet ehli, gurfelerde kalanları seyrederler, tıpkı gökteki yıldızları seyretmeniz gibi."
     [Buharî, Rikak 51; Müslim, Cennet 10, (2830).]

 2. (5128)-  Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor:
     "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
     "Cennet ehli gurfelerde kalanları (ehl-i guraf) görürler. Tıpkı, ufukta doğudan batıya giden inci gibi parlak yıldızları gördüğünüz gibi. Aralarındaki fazilet farkı, (gurfe ehlini) böyle yukarıda gösterir."
     Bunun üzerine Ashab: "Ey Allah'ın Resulü! Bu söylediğiniz, peygamberlerin makamı olmalı, başkaları oraya ulaşamamalı!" dedi.
     Ancak Aleyhissalâtu vesselâm: "Hayır! Ruhumu kudret elinde tutan Zat'a yemin olsun! Gurfelerde kalanlar (peygamberler değiller), Allah'a inanıp peygamberleri tasdik eden kimselerdir" buyurdular. "
     [Buhârî, Bed'u'l-Halk 8; Müslim, Cennet 11, (2831).]

 AÇIKLAMA: 
1- Hadis, cennet ehlinin derece itibariyle birbirlerinden farklı olduğunu ifade etmektedir. Öyle ki; derecesi üstün olanların yüce menzilleri vardır. Bunlar, tıpkı bize göre yıldızlar gibi yukarıda ve parlak görüleceklerdir.
2- Guraf, gurfenin cem'idir. Gurfe ise oda demektir. Ancak, Kur'an-ı Kerim ve hadislerde bir kısım cennetliklerin mazhar olacağı bir lütfu, hususi bir mertebeyi ifade eder. Furkan (75. ayet) Zümer (20. ayet) ve Ankebut (58. ayet) surelerinde kendilerine gurfe verileceklerin vasıfları belirtilir.
3- Hadis, bu mertebeye Allah'a iman edip, peygamberleri tasdik edenlerin ulaşacağını ifade etmektedir. Ancak şarihler, başka rivayetlerin sarahatine dayanarak, bu iki vasfı taşıyan herkesin o mertebeyi elde edeceği manasına gelmediğini belirtirler. Nitekim bir Tirmizî rivayetinde Resulullah: "Cennette gurfeler vardır. Dışları içlerinden, içleri de dışlarından görünür" buyurur. Bir bedevi bunların kimlere ait olduğunu sorunca (aleyhissalâtu vesselâm): "Bunlar, tatlı sözlü olan, oruca devam eden ve herkes uyurken gece namaz kılan kimseler içindir" buyururlar. Bazı şarihler, o menzillere mezkur vasıflardaki kimselerin ulaşacaklarını, peygamberlerin makamlarının ise daha üstün olacağını söylemiştir. Bazıları da bu vasıfları taşıyan kimselerin peygamberlerin mertebelerine ulaşacaklarını anlamışlardır.
     İbnu Hacer, gurfelerin bu ümmete mahsus olma ihtimali üzerinde durur ve ilave eder: "Bu ümmet dışında olanlar muvahhidlerdir." İkinci bir ihtimale daha dikkat çeker: "Gurfelerde kalacak olanlar, cennete ilk safhada girecek olanlardır. Bunlar, şefaate uğrayarak ikinci safhada gireceklerden farklı olmalıdırlar." Bunların Muhammed ümmeti olduğu iddiasını, sadedinde olduğumuz rivayetle delillendirir. Der ki: "Hadiste, onlar Allah'a inanıp (bütün) peygamberleri tasdik edenlerdir" denilmektedir. İşte bu vasıf Muhammed ümmetine hastır. Çünkü (bütün) peygamberleri tasdik hadisesi, sadece bu ümmette tahakkuk etmiştir. Halbuki önceki ümmetler, kendilerinden sonra gelenleri tasdik hususunda bunlara yetişememiştir. Gerçi, onlardan da kendilerinden sonra gelecek olanları tasdik edenler olmuşsa da, arada fark var. Zira biri vâki olanı, diğeri vukûa gelecek olanı tasdik etme durumundadır."

 3. (5129)-  Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:
     "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
     "Cennete ilk girecek zümre, dolunay gecesindeki ay suretindedir. Onu takip eden zümre, parlaklık yönüyle gökteki en büyük yıldız gibidir. Cennetlikler bevletmezler, büyük abdest de bozmazlar, tükürmezler, sümkürmezler de. Tarakları altındandır, terleri misktir. Buhurdanları öd ağacından, zevceleri kara gözlü hurilerden olacak. Onlar ataları Âdem'in yaratılışı üzere, altmış zira' boyunda tek bir adam suretinde olacaklar."
     [Buhârî, Bed'ü'l-Halk 8, Enbiya 1; Müslim, Cennet 15, (2834); Tirmizî, Cennet 7, (2540).]

 AÇIKLAMA: 
     Bu hadiste, Aleyhissalâtu vesselâm ahiret hayatıyla ilgili bâzı teferruata ışık tutmaktadır. Oradaki hayat, mahiyet itibariyle dünyevî hayattan farklılıklar arzetmektedir. Burada tâbi olduğumuz kanunlar çerçevesinde orayı aklen izah etmemiz oldukça zorlaşıyor. Ahirette de yeme içme var, fakat fuzilat, kazurat yok! Bu nasıl olur, aklen bunu nasıl kabul edebiliriz? Gerçi dünyamızda da nebatî hayatta bunun bir örneği müşâhede edilebilir; ağaçlar da yer içer, fakat kazurat bırakmazlar.
     Nesâî'de gelen bir rivayet mevzumuza biraz daha ışık tutar:
     "Ehl-i kitaptan bir adam gelerek:
     "Ey Ebu'l-Kâsım, inancınıza göre cennet ehli yer ve içer, öyle değil mi?" der.
     Aleyhissalâtu vesselâm: "Evet" buyurur, "cennette herkese yüz adamın yeme, içme ve cima kuvveti verilir."
     Soru sahibi: "Ama yiyen ve içen kimse kazayı hâcet etmek zorundadır. Halbuki cennette eza (=pislik) yok!" diyerek tavzîh ister.
     Aleyhissalâtu vesselâm da: "Orada kazayı hâcet ter şeklinde vukûa gelir. İnsanların derilerinden misk reşhaları (sızıntıları) gibi atılır!" buyururlar."

     İbnu'l-Cevzî der ki: "Cennet ehlinin gıdaları son derece letâfet ve itidâle sahip olduğu için, onlarda kazuratı gerektiren eza ve fazlalık bulunmaz. Aksine bu nevi gıdalardan kokuların en hoşu, en güzeli hâsıl olur."
     Buhârî'nin bir rivayetinde cennet ehli hakkında daha farklı, daha tamamlayıcı bilgiler verilmiştir. Ziyadeleri kaydediyoruz: "... Kalpleri, tek bir kimsenin kalbi gibidir. Aralarında ihtilaf, husumet yoktur. Her bir erkeğe iki zevce vardır. Bunlardan her birinin bacağının iligi, güzelliği sebebiyle, etinin gerisinde görülür. Sabah ve akşam Allah'ı tesbih ederler... kapları altın ve gümüştendir."
     Buradaki kalp birliği, temizlikte birliktir, hiçbirinde dünyevî kir, kötü ahlak kalmamıştır demektir. Cennetliklerin tesbîhi bir vecibe değildir. Müslim'de gelen ve müteakiben kaydedeceğimiz bir ziyâde bunun mahiyetini açar. "Cennetliklere, tıpkı nefes ilham olunduğu gibi, tesbîh ve tahmîd ilham olunur." Maksad bu tesbîh ve tahmîdlerde bu zahmetin, külfetin olmadığını, teneffüslerinin bir nevi tesbih kabul edildiğini beyandır. Şarihler: "Ahirette kalp, ma'rifet-i İlahiye ile dolunca, her an onun zikrinde olur" derler.
     Ahiretteki akşam ve sabahın da dünyadaki akşam ve sabahlara benzemediği belirtilmiştir. Zayıf olduğu belirtilen bir rivayete göre, Arş'ın altında asılı bir perde vardır. Bu, açılınca sabaha alâmet olmakta, katlanınca da akşama alâmet olmaktadır.
     Cennetliklerle ilgili tamamlayıcı teferruat müteakip rivayetlerde gelecek.

 4. (5130)-  Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor:
     "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
     "Cennet ehli cennette yerler ve içerler. Ancak tükürmezler, küçük ve büyük abdest bozmazlar, sümkürmezler de!" buyurmuştu.
     Ashab: "Peki yedikleri ne olur?" diye sordular.
     Aleyhissalâtu vesselâm: "Geğirmek ve misk sızıntısı gibi ter! Onlara tıpkı nefes ilham olunduğu gibi tesbîh ve tahmîd ilham olunur."
     [Müslim, Cennet 18, (3835); Ebu Dâvud, Sünnet 23, (4741).]
AÇIKLAMA önceki hadiste geçti.


 5. (5131)-  Ebu Saîd el-Hudrî radıyallahu anh anlatıyor:
     "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
     "Bir kimse cennetlik olarak ölünce, büyük veya küçük, yaşı ne olursa olsun, otuş yaşında bir kimse olarak cennete girer ve artık bu yaş ebediyen değişmez. Cehennemlikler için de durum böyledir."
    [Tirmizî, Cennet 23, (2565).]

 6. (5132)-   Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:
     "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
     "Cennet ehlinin vücudu kılsız, yüzü sakalsız, gözleri sürmelidir, gençlikleri zail olmaz, elbiseleri eskimez."
     [Tirmizî, Cennet 8, (2542).]
     Tirmizî'nin, bir rivayetinde şu ziyâde var: "Cennetliklerin başlarında taçlar vardır. Taçtaki tek bir inci, meşrık ile mağrib arasını aydınlatır."

 7. (5133)-  Ebu Rezîn el-Ukaylî radıyallahu anh anlatıyor:

     "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
     "Cennet ehlinin çocuğu olmaz, (orada doğum yoktur)."
     [Tirmizî, Cennet 23, (2566).]

 8. (5134)-  Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor:

     "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
     "Mü'mine cennette şu şu kadar (kadınla) cima gücü verilir!" buyurmuşlardı.
     Kendisine: "Ey Allah'ın Resûlü! Buna tâkat getirebilir mi?" diye soruldu.
     "Yüz (kişinin) gücü verilir! (Böyle olunca takat getirir!)" buyurdular."
     [Tirmizî, Cennet 6, (2539).]

 9. (5135)-  el-Hudrî radıyallahu anh anlatıyor:

     "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
     "Kıyamet günü arz, tek bir çörek olacak. Cebbar (olan Allah Teâla hazretleri), onu, cennetliklere azık olarak elinde çevirecektir, tıpkı sizin sefer sırasında çöreğinizi çevirdiğiniz gibi!"
     Bu sırada bir Yahudi gelerek: "Ey Ebu'l-Kâsım! Rahmân (olan) Allah seni mübarek kılsın! Kıyamet günü cennet ehlinin (iştah açıcı) ikramı ne olacak haber vereyim mi?" dedi.
     Efendimiz: "Söyle bakalım!" buyurdular.
     Adam, tıpkı Aleyhissâlatu vesselâm'ın söylediği gibi: "Arz, tek bir çörek olur!" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bize baktılar. Sonra azı dişleri görününceye kadar tebessüm buyurdular ve: "Peki cennet ehlinin katıklarını sana haber vereyim mi?" dediler. Adam: "Buyurun!" dedi.
     Aleyhissalatu vesselâm: "Bâlâm ve nûn!" buyurdular.
     Adam: "Bu nedir?" dedi.
     Aleyhissalâtu vesselâm: "Öküz ve balıktır. Bunların ciğerlerinin kenarından yetmiş bin kişi yer" buyurdular."
     [Buhârî, Rikâk 44; Müslim, Münâfikûn 30, (2792).]

 AÇIKLAMA: 
1- Hadisteki arzdan maksat, dünya arzıdır.
2- Nüzl, şarihlerin umumiyetle benimsedikleri manaya göre, misafirlere yemekten önce ikram edilen şey, bir nevi iştah açıcı çerez demektir.
3- Hadisin manası üzerinde âlimler ihtilaf eder. Teferruata girmeden İbnu Hacer'in te'vilini kaydediyoruz: "Hadisten şu mana elde edilmektedir: "Mü'minler (hesap verme zamanında), Mevkıf'da uzun müddet beklerken açlık cezası çekmezler. Allah Teâla hazretleri, kudretiyle arzın mahiyetini değiştirir, yenebilecek bir hale getirir de, onlar, ayaklarının altından, yeni bir muamele ve külfete hacet kalmadan yerler. Bu yeme hâdisesi, cennete gidecekler için cennete girmezden önce hâsıl olacaktır."
4- Resûlullah, Yahudinin ihbarına gülmüştür. Çünkü vahye dayanarak kendi söylediklerini, Yahudi, kitaplarından öğrendiği bilgiye dayanarak aynen söylemekle, kendisini te'yid etmiş, Aleyhissalâtu vesselâm da bu muvafakattan memnuniyet duymuş ve bu hissini gülerek izhar etmiştir.
5- Hadiste, cennetliklerin katığı olarak zikredilen nûn, balık olarak tefsîr edilmiştir. Bâlâm kelimesi farklı izahlara tâbi tutulmuştur. Bunun İbrânice olabileceği de söylenmiştir. Çoğunluk, bununla öküzün kastedildiğini kabul etmiştir.
6- Öküz ve balığın ciğerinden yiyeceklerin sayısı yetmiş bin olarak ifade edilmiştir. Şârihler bu yetmiş bin, cennete sorgusuz sualsiz gireceği belirtilen yetmiş bin olma ihtimalinden bahsettikleri gibi, bu rakamla hasr değil, çokluğun kastedilmiş olma ihtimalini de belirtirler. Hadiste geçen zâidetu'l kebîd, karaciğerin bir kısmının adıdır. Şârihler hayvanın en lezzetli kısmı olduğunu belirtirler.


 10. (5136)-  el-Hudrî radıyallahu anh anlatıyor:
     "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
     "Cennet ehlinden derecesi en düşük olanın seksen bin hizmetçisi, yetmiş iki zevcesi vardır. Onun için inciden, zebercedden ve yakuttan bir çadır kurulur. Bu çadır, Câbiye'den San'a'ya kadar uzanan bir büyüklüktedir."
     [Tirmizî, Cennet 23, (2565).]

 AÇIKLAMA: 
1- Cennette, mertebece en düşük mü'mine verilebilecek hizmetçi ve zevceler ile ilgili rakamın hasr olabileceği gibi, kesretten kinaye olabileceği de belirtilmiştir. Zevce olarak zikredilenler hûrilerdir, dünyevî zevceler bunun dışındadır.
2- Cennetliğin çadırı kubbe ile ifade edilmiştir. Kubbe kelimesi, bu çadırın yuvarlak olacağını belirtir. Câbiye, Suriye'de bir kasabadır. San'a da Yemen'de bir şehir adıdır. İkisinin arasında bir aylık mesafe mevcuttur. Böylece, çadırın büyüklüğü ifade edilmiş olmaktadır.
     Hadis şu manayı zihne vermektedir: "Cennetliğin en düşük mertebelisi böylesine büyük nimetlere mazhar olursa, en yukarı mertebelerde olanlar nasıl nimetlere mazhar olacaklar?"
     Hadiste yüce mertebelere tâlib olmaya teşvik vardır.


 11. (5137)-  İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor:
     "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
     "Cennet ehlinin mertebece en düşük olanı o kimsedir ki: "Bahçelerine, zevcelerine, nimetlerine, hizmetçilerine, koltuklarına bakar. Bunlar bin yıllık yürüme mesafesini doldururlar.
     Cennetliklerin Allah nezdinde en kıymetli olanları ise, Vech-i İlâhîye sabah ve akşam nazar ederler."
     Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sonra şu âyeti okudu. (Meâlen): "Yüzler vardır, o gün ter ü tâzedir, Rablerini görecektir" (Kıyamet 22-23).
     [Tirmizî, Cennet 17, (2556), Tefsîr, Kıyamet (3327).]

 12. (5138)-  Muğîre İbnu Şu'be radıyallahu anh anlatıyor:
     "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
     "Hz. Musa aleyhisselâm Rabbine sordu: "Derece itibariyle cennet ehlinin en düşüğü nasıldır?"
     Rab Teâla buyurdu: "O, cennet ehli cennete dahil edildikten sonra gelecek olan bir adamdır ki kendisine: "Cennete gir!" denilir.
     Adam: "Ey Rabbim nasıl gireyim. Herkes yerlerine yerleşti, mekanlarını tuttu!" der.
     Ona şöyle denilir: "Sana dünya meliklerinden birinin mülkü kadar mülk verilmesine razı mısın?"
     "Rabbim, razıyım!" der.
     Rab Teala: "Sana bu verilmiştir. Onun misli, onun misli, onun misli, onun misli de."
     Adam beşincide: "Ey Rabbim razı oldum (yeter)!" der.
     Rab Teala: "Bu sana verildi, on misli daha verildi. Ayrıca gönlün her ne isterse, gözün neden zevk alırsa, sana hep verilmiştir!" buyurur.
     Adam: "Rabbim razı oldum (yeter)" der.
     (Hz. Musa sormaya devam eder):
     "Ya derecesi en üstün olan (nasıldır)?"
     "İşte irade ettiklerim bunlardı. Onların keramet fidanlarını kendi elimde diktim ve üzerlerine mühür vurdum. Onlara hazırladığımı, ne bir göz görmüş ne bir kulak işitmiştir, hiçbir beşer kalbine de hutur etmemiştir."

     [Müslim, İman 312, (189); Tirmizî, Tefsir Secde, (3196).]

 13. (5139)-  Ebu Said el-Hudrî (radıyallahu anh) anlatıyor:
     "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
     "Allah Teala hazretleri cennet ehline: "Ey cennet ahalisi!" diye seslenir.
     Onlar: "Ey Rabbimiz buyur! Emrine amadeyiz! Hayır senin elindedir!" derler.
     Rab Teala: "Razı oldunuz mu?" diye sorar.
     Onlar: Ey Rabimiz! Razı olmamak ne haddimize! Sen bize mahlukatından bir başkasına vermediğin nimetler verdin!"
     Rab Teala: "Ben sizlere bundan daha fazlasını vereyim mi?" der.
     Onlar: "Bu verdiklerinden daha üstün ne olabilir?" derler.
     Rab Teala: "Size rızamı helal kıldım. Artık, size ebediyyen gadab etmeyeceğim!" buyururlar."
     [Buhârî, Rikak 51, Tevhid 38; Müslim, Cennet 9, (2829); Tirmizî, Cennet 18, (2558).]


 14. (5140)-  Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor:
     "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
     "Bana cennete giren ilk üç kişi arzedildi. Bunlardan biri şehid, biri iffetli olan (ve azla yetinerek) iffetini koruyan, biri de Allah'a ibadetini güzel yapan ve efendilerine hayırhah olan bir köle idi."
     [Tirmizî, Fezailu'l-Cihad 13, (1642).]


 15. (5141)-  Harise İbnu Vehb (radıyallahu anh) anlatıyor:
     "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Size cennet ehlini haber vereyim mi?" buyurdular.
     Ashab: "Evet ey Allah'ın Resulü!" dedi.
     Aleyhissalâtu vesselâm: "Herbir biçare addedilen zayıf kimsedir. Bu kimse, bir hususta Allah'a yemin etse, Allah onun dilediğini yerine getirerek tebrie eder ve hanis kılmaz" buyurdu ve tekrar sordu: "Size cehennem ehlini haber vereyim mi?" Bunlar kaba, cimri ve kibirli kimselerdir."
     [Buhârî, Tefsir, Nun 1, Edeb 61, Eyman 9; Müslim, Cennet46, (2853); Tirmizî, Cehennem 13, (2608).]


 16. (5142)-  Ebu Davud'da Harise (radıyallahu anh)'den gelen bir rivayette Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur:
     "Cennete; ne zengin, ne cimri, ne de kaba merhametsiz girer."
     [Ebu Davud, Edeb 8, (4801).]

 AÇIKLAMA: 
     Cennete giremeyecekleri belirtilen şahıslarla ilgili kelimelerin ifade ettikleri manalarda alimler ihtilaf etmiştir:

     Utüll: Katı, batıl sebeple düşmanlığı ileri götüren demektir.
     Cevvaz: Katı kalpli, çok biriktirip harcamaktan, hayır yapmaktan kaçınan; çok şişman, yürürken kibirlenen, kısa boylu, ağır, merhametsiz, facir, çok yiyen gibi manalara geldiği söylenmiştir.
     Ca'zerî: "Kaba, kibirli, elinde olmayanla övünen gibi manalara gelmektedir.
     Yapılan açıklamalardan, bu kelimelerin birbirine yakın manalarda, kötü huyları ifade etmek için kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Yorum Gönder

Bu Siteyi Kaç Kişi Ziyaret Etti?

Gönül Erleri Blogu'na Üye Olabilirsiniz...