İslam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İslam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Temmuz 2021 Perşembe

İSLAM HUKUKU / Fıkıhta Ölçülülük İlkesinin İslam’ın Doğru Algılanmasına Katkısı / Sayfa 432 - 445

ULUSLARARASI SEMPOZYUM
YANLIŞ ALGILAR ve
DOĞRU İSLÂM
28-30 Ekim 2016
ŞanlıUrfa / TÜRKİYE
Sayfa: 432 - 445
İSLAM HUKUKU
Fıkıhta Ölçülülük İlkesinin
İslam’ın Doğru Algılanmasına
Katkısı
Cemalettin ŞEN *

     Özet
     Ölçülülük, duygu, düşünce, ahlak ve davranışlarda ölçülü ve dengeli olma durumu olarak tanımlanır. Ölçülülük, ifrat ve tefrit denilen iki aşırı uç arasındaki normal ve olması gereken hâl ve tavrı ifade eder. Dinin ibadet ve hukuktan ibaret amelî yönüne ilişkin ölçülülük, “fıkıhta ölçülülük” olarak isimlendirilebilir. İslam’ın algılanmasında teorik yönün yanı sıra pratik cihet de önemli rol oynamaktadır. Dolayısıyla İslam’ın doğru algılanması, fıkhi konu ve hükümlerin Müslümanlarca doğru bilinmesi ve aşırılıklardan uzak, olması gerektiği gibi uygulanmasıyla mümkündür. Sonuç olarak, İslam’ın insana, mala, barışa, aileye, bilime, düşünce özgürlüğüne vs. bakışının doğru algılanabilmesi için fıkıhta bireysel ve toplumsal anlamda teorik ve pratik açıdan ölçülülük ilkesinin çok büyük katkısının olduğunu söyleyebiliriz.

     Anahtar Kelimeler:
     İslam, fıkıh, ölçülülük, ifrat, tefrit, algı.
~~~~ * ~~~~
     Yukarıdaki Bölümdeki Dipnot:
* Yrd. Doç. Dr., Abant İzzet Baysal Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Ana Bilim Dalı.
~~~~ * ~~~~

     Giriş
     İslam’ın “doğru olarak algılanması”, (1) “algılanması” meselesinden çok daha önemlidir. Başka bir deyişle İslam’ın “yanlış bir şekilde algılanması”, “algılanmamasından” daha kötü sonuçlar üretmektedir.
     Nihayetinde zihinsel bir faaliyet olan algılama, her şeyden önce duyumlara (2) dayandığı için İslam’ın doğru algılanmasında görme, işitme vb. yetilerin birincil etkisi vardır.
     İslam algısının öznesi, dar anlamda sadece Müslüman olmayanları ifade etse de geniş anlamda bütün insanları içermektedir. Dolayısıyla İslam’ın doğru veya yanlış algılanmasından bahsedildiğinde bir yönüyle İslam’a davet, (3) diğer yönüyle de Müslümanların kendi dinlerini tanımaları söz konusu olmaktadır.
     Kaynağı itibariyle ahlaki bir kavram olan ölçülülük, fıkıh alanında da pek çok usul, ibadet ve hukuk içerikli konularda doğrudan veya dolaylı olarak dile getirilmektedir. Bu nedenle fıkıh sahasındaki ölçülülük, özellikle ahlaki değerler bakımından İslam’ın algılanması noktasında önemli bir etkiye sahiptir.
     Kısaca ifade etmek gerekirse bu çalışmada, fıkıhta ölçülülük ilkesinin, İslam’ın doğru algılanmasına, hangi konularda, kimleri nasıl etkileyerek katkı sağladığı sorunu çözümlenmeye çalışılacaktır.
     Dolayısıyla ilk olarak bu meselenin anlaşılması ve çözümlenmesi noktasında kilit role sahip olan “fıkıhta ölçülülük” kavramının açıklanması gerekmektedir.

     I. Fıkıhta Ölçülülük Kavramı
     Türkçe bir kelime olan “ölçülülük”, dilimizde ayrıca “ılımlılık” kelimesiyle de karşılanmaktadır. (4)

~~~~ * ~~~~
     Yukarıdaki Bölümdeki Dipnotlar:
1) Algı (perception) bir şeye dikkati yönelterek o şeyin bilincine varmak demektir. http://www.tdk.gov.tr, 20.09.2016. Algı hakkında geniş bilgi için bk. Feriha Baymur, Genel Psikoloji, 4. basım, İnkılap ve Aka Kitabevleri, İstanbul, 1978, ss. 124-146; Hançerlioğlu, Orhan, Ruhbilim Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1988, ss. 17-20; Selçuk Budak, Psikoloji Sözlüğü, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara, 2000, ss. 43-44; Rasim Bakırcıoğlu, Ansiklopedik Eğitim ve Psikoloji Sözlüğü, Anı Yayınları, Ankara, 2012, ss. 23-24; Rıza Tevfik Bölükbaşı, Kâmûs-ı Felsefe, haz. Recep Alpyağıl, Doğu Batı Yayınları, Ankara, 2015, ss. 241-243.
2) Duyu (sense), insanların ve hayvanların, dış dünyanın uyaranlarını görme, işitme, koklama, dokunma ve tatma organlarıyla algılama yeteneğidir. http://www.tdk.gov.tr, 20.09.2016. Bir duyu gücünün herhangi bir etkenle uyarılmasına ise duyum denir. Hayati Hökelekli , “Duyu”, DİA, c. X, Ankara, 1994, s. 8.
3) Da’vet, İslam dinini yayma ve Müslümanları dinî görevlerini yerine getirmeye çağırma anlamına gelen İslami bir terimdir. Mustafa Çağrıcı, “Da’vet”, DİA, c. IX, Ankara, 1994, s. 16. 4) http://www.tdk.gov.tr, 20.09.2016. Yüce Allah’ın evrensel kanunlarından birisi de ölçülülüktür. Canlı ya da cansız bütün varlıkların yaratılışında bu kanunun etkinliğini açıkça görmenin mümkün olduğunu söyleyebiliriz. Cemalettin Şen, “Şemsüleimme es-Serahsî’nin el-Mebsût Adlı Eserinin Hacmi Üzerine”, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, c. XXI, sy. 2, Bursa, s. 24. Ayrıca bk. elBakara 2/187, 229; en-Nisâ 4/14; el-Mâide 5/87; et-Tevbe 9/112; et-Talâk 65/1.
~~~~ * ~~~~

     Arapçada i’tidâl, (1) İngilizcede ise “moderation” (2) kelimeleriyle ifade edilen ölçülülük, “duygu, düşünce, ahlak ve davranışlardaki denge” (3) olarak tanımlanmaktadır. Diğer bir ifadeyle ölçülülük, ahlaki davranışların kaynağı olan psikolojik yeteneklerin işleyişinde itidal noktasının ilerisine geçen sapmalar (4) anlamındaki ifrat ile ahlaki davranışlarda itidal noktasının altında kalan sapmalar (5) manasındaki tefrit adı verilen iki aşırı tutum arasındaki orta hâl olarak karşımıza çıkmaktadır. Adâlet (6), denge (7), iktisâd (8), istikâmet (9), istivâ (10) ve tavassut (11), ölçülülük; gulüv (12), israf (13),  i’tidâ (14),  taaddî (15), tecâvüz (16), teşdîd (17) ve tuğyân (18), ifrat; taksîr (19)
~~~~ * ~~~~
     Yukarıdaki Bölümdeki Dipnotlar:
1) Serdar Mutçalı, İngilizce - Türkçe - Arapça Sözlük, Dağarcık Yayınları, İstanbul, 2001, s. 298.Fıkıh kitaplarında i’tidâl ifadesi, bazen namazın kıyam, rükû ve secde gibi rükünlerini yerli yerinde, acele etmeden ve sükûnet içinde yerine getirmeyi ifade eden ta’dîl-i erkân anlamında da kullanılır. Şemsüleimme es-Serahsî,, el-Mebsût, I-XXX (15 mücellette 30 cilt), 2. basım, Dârü'l-Ma'rife, Beyrut, 1406/1986, c. I, s. 188; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid ve nihâyetü'l-muktesıd, I-II (1 mücellette 2 cilt), Kahraman Yayınları, İstanbul, 1985, c. I, s. 105; Vehbe ez-Zühaylî, el-Fıkhü'l-İslâmî ve edilletüh, IVIII, 3. basım, Dârü'l-Fikr, Dımaşk, 1409/1989, c. I, s. 657; AbdullahKahraman, “Ta’dîl-i erkân”, DİA, c. XXXIX, Ankara, 2010, s. 366; el-Mevsû'atü'l-fıkhiyye, I-XLV, Vezâretü'l-Evkâf ve'ş-Şuûni'lİslâmiyye, Küveyt, 1404/1983-1426/2006, c. V, s. 203.
2) Resuhi Akdikmen –Ekrem Uzbay –Necdet Özgüven, Langenscheidt Standart Sözlüğü: English - Turkish Turkish - English, I-II (1 mücellette 2 cilt), 4. basım, İnkılap Kitapevi, İstanbul, 1989, c. I, s. 336; Oxford Ansiklopedik Sözlük: İngilizce-Türkçe, I-IV, yay.y., İstanbul, ts., Sabah'ın hediyesidir, c. III, s. 1098.
3) Mustafa Çağrıcı, “İtidal”, DİA, c. XXIII, Ankara, 2001, s. 456. Ayrıca bk. Ömer Nasuhi Bilmen, Hukûk-ı İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhiyye Kâmûsu, I-VIII, Bilmen Yayınevi, İstanbul, 1985, c. VIII, s. 206; Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, I-XXIV, Milliyet Gazetecilik A.Ş., İstanbul, 1992, c. XVII, s. 9021; Ali Seyyar, İnsan ve Toplum Bilimleri Terimleri, Değişim Yayınları, İstanbul, 2007, s. 529; YaşarÇağbayır, Ötüken Türkçe Sözlük: Orhun Yazıtlarından Günümüze Türkiye Türkçesinin Söz Varlığı, I-V, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2007, c. IV, s. 3687.
4) “İfrat”, DİA, c. XXI, Ankara, 2000, s. 513. Ayrıca bk. Seyyid Şerif el-Cürcânî, et-Ta’rîfât, nşr. Abdurrahman Umeyre, Âlemü'l-Kütüb, Beyrut, 1407/1987, s. 54.
5) “Tefrit”, DİA, c. XL, Ankara, 2011, s. 281. Ayrıca bk. Seyyid Şerif el-Cürcânî, et-Ta’rîfât, s. 55.
6) Mustafa Çağrıcı, “Adâlet”, DİA, c. I, Ankara, 1988, s. 341.
7) Çağrıcı, “İtidal”, s. 456.
8) Şah Veliyyullah, Hüccetullâhi'l-bâliğa, I-II, nşr. Muhammed Şerîf Sükker, 2. basım, Dâru İhyâi'lUlûm, Beyrut, 1413/1992; c. II, ss. 53;İsmail Durmuş, “Mübalağa”, DİA, c. XXXI, Ankara, 2006, s. 425.
9) Mustafa Çağrıcı –Süleyman Uludağ, “İstikamet”, DİA, c. XXIII, Ankara, 2001, s. 348.
10) Yavuz, Yusuf Şevki, “İstivâ”, DİA, c. XXIII, Ankara, 2001, s. 402; el-Mevsû'atü'l-fıkhiyye, I-XLV, Vezâretü'l-Evkâf ve'ş-Şuûni'l-İslâmiyye, Küveyt, 1404/1983-1426/2006, c. V, s. 203.
11) İbrâhîm b. Mûsâ eş-Şâtıbî,, el-Muvâfakât fî usûli'ş-şerî’a, I-IV, nşr. Muhammed Abdullâh Dirâz, Dârü'l-Ma'rife, Beyrut, ts., c. IV, s. 258.
12) Yusuf Şevki Yavuz, “Gulüv”, DİA, c. XIV, Ankara, 1996, s. 192.
13) Mustafa Çağrıcı, “Cimrilik”, DİA, c. VIII, Ankara, 1993, s. 4; Cengiz Kallek, “İsraf”, DİA, c. XXIII, Ankara, 2001, s. 178; İlmihâl, I-II, 6. basım, Divantaş, İstanbul, 1999, c. II, s. 544.
14) Yavuz, “Gulüv”, s. 192.
15) Yavuz, “Gulüv”, s. 192; İbrahim Çelik, “Taaddî”, DİA, c. XXXIX, Ankara, 2010, s. 283.
16) Durmuş, “Mübalağa”, s. 426.
17) Yavuz, “Gulüv”, s. 192.
18) İbrahim Çelik, “Taaddî”, DİA, c. XXXIX, Ankara, 2010, s. 283.
19) Mustafa Çağrıcı, “Fazilet”, DİA, c. XII, Ankara, 1995, s. 269.
~~~~ * ~~~~

tefrit; aşırılık (1), dalâlet (2) dengesizlik (3) fesâd (4) i’vicâc (5), ölçüsüzlük (6) ve sapma (7) ise hem ifrat ve hem de tefrit ile eş veya yakın anlamlı olarak kullanılmaktadır.
     İslam’ın inanç, ibadet, ahlak ve hukuktan ibaret dört ana unsurunun ikisini ifade eden ve bu açıdan bakıldığında “İslam ibadet ve hukuk ilmi”8 olarak tanımlanan fıkıh, ölçülülük ile ilişkisi açısından bakıldığında üç temel durumla karşımıza çıkmaktadır: Fıkıhta ölçülülük, fıkıhta ifrat ve fıkıhta tefrit.

     1) Fıkıhta Ölçülülük
     Fıkıhta ölçülülük (moderation in fiqh), “İslam’ın ibadet ve hukuktan ibaret amelî yönüne ilişkin, aşırılıklardan uzak orta hâl” olarak tanımlanabilir.
     Dolayısıyla fıkıhta ölçülülük, mükellefin amelî hükümler konusunda ifrat ve tefritten sakınmasını gerektirmektedir. İmamın namaz kıldırması örneğinde görülebileceği gibi çok hızlı (ifrat) ve çok yavaş (tefrit) hareket edilmediği, bu ikisinin arasındaki (orta) hızla namaz kıldırıldığı zaman ölçülülük ortaya çıkmaktadır.
     Ahlak ilminde “insanın iyilik yapmasını ve kötülükten uzak durmasını sağlayan ruhi yetenekler, erdem” olarak tanımlanan fazilet (الفضيلة,(9 her zaman için bir ölçülülük anlamı taşımaktadır. Dolayısıyla ölçülü olmak, erdemli olmanın vazgeçilmez şartıdır.
     Buradan hareketle fıkıhta ölçülülüğün kişinin ahlaki güzelliğine önemli bir katkı sağlayacağı rahatlıkla söylenebilir. Dolayısıyla fıkıhta ölçülü olan birey, erdemli olma yolunda önemli bir adım atmış sayılabilir. Çünkü fıkıh ve ahlak nihayetinde iyiyi ve güzeli önerir.
     Kısaca söylemek gerekirse fıkıhta ölçülülük, mükellefin, ibadet ve hukuk alanında normal, meşru, iyi, güzel ve helal kabul edilebilecek biçimde orta, dengeli ve aşırılıklardan uzak davranması ve düşünmesi durumudur.
     Fıkıhta ölçülülük ilkesi (الفقه فى اإلعتدال قاعدة) (moderation principle in fiqh) ise “fıkıhta ölçülülüğü tanımlayan temel önerme ve kural” olarak tanımlanabilir.
~~~~ * ~~~~
     Yukarıdaki Bölümdeki Dipnotlar:
1) “Fazilet”, s. 269.
2) Ömer Faruk Harman, “Dalâlet”, DİA, c. VIII, Ankara, 1993, s. 427.
3) Süleyman Uludağ, “Aşk”, DİA, c. IV, Ankara, 1991, s. 15.
4) İlhan Kutluer, “Fesad”, DİA, c. XII, Ankara, 1995, s. 421.
5) Çağrıcı –Uludağ, “İstikamet”, s. 348.
6) Ayverdi, İlhan, Asırlar Boyu Tarihî Seyri İçinde Misâlli Büyük Türkçe Sözlük, I-III, haz. Kerim Can Bayar, Kubbealtı Neşriyatı, İstanbul, 2005, c. III, s. 2422; Uludağ, “Aşk”, s. 15.
7) Harman, “Dalâlet”, s. 428.
8) Hayreddin Karaman, “Fıkıh”, DİA, c. XIII, Ankara, 1996, s. 1.
9) Çağrıcı, “Fazilet”, s. 268.
~~~~ * ~~~~

     2) Fıkıhta İfrat
     Fıkıhta ifrat (الفقه فى اإلفراط) (excess in fiqh), “İslam’ın ibadet ve hukuktan ibaret amelî yönüne ilişkin, itidal noktasının ilerisine geçen sapmalar” olarak tanımlanabilir.
     Dolayısıyla fıkıhta ifrat, mükellefin amelî hükümler konusunda fazlalık yönünde aşırıya kaçmasını belirtir. İmamın namaz kıldırması örneğinde görülebileceği gibi çok hızlı namaz kıldırıldığı zaman ifrat ortaya çıkmaktadır.
     Ahlak ilminde “faziletin karşıtı olarak kötü huy, erdemsizlik” olarak tanımlanan rezilet (1) her zaman için bir ölçüsüzlük anlamı taşımaktadır. Dolayısıyla ölçüsüz olmak, erdemsiz olmanın vazgeçilmez şartıdır.
     Buradan hareketle fıkıhta ifratın kişinin ahlaki çirkinliğine büyük bir katkı yapacağı rahatlıkla söylenebilir. Dolayısıyla fıkıhta ifrat sahibi olan birey, erdemsiz olma yolunda büyük bir adım atmış sayılabilir. Çünkü fıkıh ve ahlak nihayetinde kötüyü ve çirkini yasaklar.
     Kısaca söylemek gerekirse fıkıhta ifrat, mükellefin, ibadet ve hukuk alanında anormal, gayrimeşru, kötü, çirkin ve gayrihelal kabul edilebilecek biçimde ortanın üstü, dengesiz ve aşırı fazla davranması ve düşünmesi durumudur.

     3) Fıkıhta Tefrit
     Fıkıhta tefrit (الفقه فى التفريط) (shortage in fiqh), “İslam’ın ibadet ve hukuktan ibaret amelî yönüne ilişkin, itidal noktasının gerisinde kalan sapmalar” olarak tanımlanabilir.
     Dolayısıyla fıkıhta tefrit, mükellefin amelî hükümler konusunda eksiklik yönünde aşırıya kaçmasını belirtir. İmamın namaz kıldırması örneğinde görülebileceği gibi çok yavaş namaz kıldırıldığı zaman tefrit ortaya çıkmaktadır.
     Ahlak ilminde “faziletin karşıtı olarak kötü huy, erdemsizlik” olarak tanımlanan rezilet (2) her zaman için bir ölçüsüzlük anlamı taşımaktadır. Dolayısıyla ölçüsüz olmak, erdemsiz olmanın öncelikli şartıdır.
     Buradan hareketle fıkıhta tefritin kişinin ahlaki çirkinliğine büyük bir katkı yapacağı rahatlıkla söylenebilir. Dolayısıyla fıkıhta tefrit sahibi olan birey, erdemsiz olma yolunda büyük bir adım atmış sayılabilir. Çünkü fıkıh ve ahlak nihayetinde kötüyü ve çirkini yasaklar.
     Kısaca söylemek gerekirse fıkıhta tefrit, mükellefin, ibadet ve hukuk alanında anormal, gayrimeşru, kötü, çirkin ve gayri helal kabul edilebilecek biçimde ortanın altı, dengesiz ve aşırı eksik davranması ve düşünmesi durumudur.
     Çalışmamızın bel kemiğini oluşturan fıkıhta ölçülülük kavramını, ilgili diğer terimlerle birlikte ele aldıktan sonra fıkıhta ölçülülüğün teorik (kuramsal, nazari) ve pratik (uygulamalı, amelî) açıdan İslam’ın doğru algılanmasına nasıl katkı sağladığını örneklerle açıklayabiliriz. 
~~~~ * ~~~~
     Yukarıdaki Bölümdeki Dipnotlar:
1) “Rezîlet”, DİA, c. XXXV, Ankara, 2008, s. 46.
2) “Rezîlet”, s. 46.
~~~~ * ~~~~

     II. Fıkıhta Ölçülülüğün İslam’ın Doğru Algılanmasına Teorik Açıdan Katkısı 
     Fıkıhta ölçülülük, bireysel veya toplumsal boyutlarda kimi zaman fıkıh tarihi ve usulüne ilişkin düşünce ve kabullere bağlı olarak İslam’ın doğru algılanmasına teorik açıdan katkı sağlamaktadır.
     1) Fıkıh Tarihi Açısından
     a) Fıkıh mezheplerine bakış tarzı:
     Benimsenen mezhep görüşünün yanlış olduğu ispatlansa dahi körü körüne savunulması anlamındaki taassub (1) (fanaticism) yani bağnazlık ve mensup olduğunun dışındaki mezheplere hayat hakkı tanımama ifrattır. Aksine asırların fıkhi bilgi ve tecrübe birikimi olan mezhepleri yok sayarak doğrudan naslardan hüküm çıkarmaya çalışmak da tefrittir. Bu konuda ölçülülük, tek bir mezhebin metot ve görüşlerine bağlı kalmayıp meseleleri gerektiğinde mezhepler üstü ve delil odaklı bir bakışla mukayeseli olarak ele almaktır. (2)
    Bu şekildeki ölçülü davranış, Müslümanların bilgiye, tecrübeye ve düşünce özgürlüğüne verdiği önemin ifadesi olarak algılanabilir.

     b) Fıkıh bilginlerine bakış tarzı:
     Fıkıh bilginlerinin aşırı derecede övülmesi (3), tarihsel gerçeklerle uyuşmayan niteleme ve veriler ışığında hak etmedikleri özelliklere sahip olarak gösterilmeleri ifrattır. Çünkü bir şeyin altını çok çizmek bazen o şeyin altını kazımak anlamına gelebilir. Aksine bu bilginlerin sırf gözden düşürmek gibi nedenlerle gereksiz yere eleştirilmeleri, hakikate aykırı bilgi ve beyanlarla karalanmaları da tefrittir. Bu konuda ölçülülük, gerektiğinde bütün fıkıh bilginlerini, doğru ve güvenilir bilgilere dayalı olarak hak ettikleri şekilde ve bilimsel terbiye sınırlarını aşmadan övmek ve eleştirmektir.
     Bu şekildeki ölçülü davranış, Müslümanların bilim insanlarına, hakikati arama duygusuna ve vefaya verdiği önemin ifadesi olarak algılanabilir.

     c) Zamana bakış tarzı:
     Fıkıh kavram, kural ve uygulamalarının hayata yansıtılmasında tamamen modernist bir bakış açısıyla gelenekten koparak ve ahkâmın değişmesi (4) meselesinde sınır tanımaksızın hareket etmek ifrattır. Aksine bu konuda geleneği vazgeçilmez olarak kabullenip çağını okuyamamak, yeniliğe, güncellenmeye karşı durmak ve ahkâmın değişmesi meselesinde sınırları gereksiz yere daraltmak da bir tefrittir. Bu konuda ölçülülük, gelenek ve çağın gereklerini dengeli bir şekilde değerlendirip mümkün olduğu ölçüde yenilenmenin, değişmenin ve güncellenmenin yollarını açık tutmaktır.
     Bu şekildeki ölçülü davranış, Müslümanların yeniliğe, geleneğe, değişime ve çağın gereklerini anlamaya verdiği önemin ifadesi olarak algılanacaktır.
~~~~ * ~~~~
     Yukarıdaki Bölümdeki Dipnotlar:
1) Mustafa Çağrıcı, “Taassup”, DİA, c. XXXIX, Ankara, 2010, s. 285. Fıkıh mezhepleri açısından taassup hakkında geniş bilgi için bk. Hayreddin Karaman, İslam’ın Işığında Günün Meseleleri, I-III, Nesil Yayınları, İstanbul, 1988-1992, c. II, ss. 715-721.
2) Hacı Mehmet Günay (ed.), Günümüz Fıkıh Problemleri, 4. basım, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Yayınları, Eskişehir, 2013, ss. 18-19.
3) Övgüde aşırı gidilmemesi gerektiğine dair bk. Mustafa Çağrıcı, “Medih”, DİA, c. XXVIII, Ankara, 2003, s. 304.
4) Ahkâmın değişmesi meselesindeki ifrat, tefrit ve mutedil görüşler hakkında bk. Mehmet Erdoğan, İslam Hukukunda Ahkâmın Değişmesi, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul, 1990, ss. 97-106.
~~~~ * ~~~~

     Evrensel bir hukuk sistemi olan İslam hukukunun, bilimsel değişim ve gelişmelere uyum sağlayamaması düşünülemez. Bu bağlamda İslam hukukçularına önemli görevler düşmektedir. Asırların birikimi birçok değişim ve gelişimin, İslam hukukuna hakkıyla yansıtılamaması ve neticede İslam hukukunun, zamanımızda uygulanması mümkün olmayan ve sadece tarihsel çalışmaların malzemesi olarak görülen bir hukuk sistemi hâline dönüşmesini istemiyorsak, İslam hukukunu zamanın diliyle konuşturmak mecburiyetindeyiz. (1)

     2) Fıkıh Usulü Açısından
     a) Şer’î delillere bakış tarzı:
     Nasları temel olarak ele aldığımızda Kitap ve Sünnet’i delil olarak alıp re’yi ve bunun en önemli unsuru olan kıyası, sahâbî kavlini ve tâbiîn fetvalarını kabul etmemek ifrattır. Aksine sadece Kitap ve re’ye dayanıp Sünnet’i delil kabul etmemek de tefrittir. Bu konuda ölçülülük, Kitap ve Sünnet’in yanı sıra icmâ, kıyas vb. delilleri de belli bir denge ve hiyerarşi gözeterek kabul etmektir. (2)
     Bu şekildeki ölçülü davranış, Müslümanların naslardan kopmadan akli delilleri de kullandığına, vahiy-akıl dengesini (3) bozmadığına dolayısıyla İslam’ın temellerinin sağlam ve akla uygun olduğuna yönelik olumlu bir algı oluşturabilir.

     b) İctihad ehliyetine bakış tarzı:
     İctihad ehliyetine ilişkin şartları (4) âdeta ictihad kapısının kapanmasına (5) sebep olacak ölçüde ağırlaştırıp müctehid potansiyeli taşıyan insanları ilme küstürmek ifrattır. İctihad ciddiyetini temelinden sarsacak derecede bu şartları gevşetip ulu orta sözde müctehidlerin türemesine sebep olmak da tefrittir. 
~~~~ * ~~~~
     Yukarıdaki Bölümdeki Dipnotlar:
1) Cemalettin Şen, Bilinç ve Etkisi: İslam Hukukunda Bilincin Hak ve Sorumluluklara Etkisi, Emin Yayınları, Bursa, 2010, ss. 43-44.
2) Ehl-i hadîs (II. (VIII.) yüzyıldan sonra ortaya çıkan ve daha çok hadise ağırlık veren Medine merkezli fıkıh ekolüdür. Salim Öğüt, “Ehl-i hadîs”, DİA, c. X, Ankara, 1994, s. 508. Ehl-i re’y (II. (VIII.) yüzyılda ortaya çıkan Kûfe merkezli fıkıh ekolüdür. M. Esad Kılıçer, “Ehl-i re’y”, DİA, c. X, Ankara, 1994, s. 520. Müfrit ve mutedil ehl-i hadîs ve ve ehl-i re’y hakkında bk. HayreddinKaraman, Başlangıçtan Zamanımıza Kadar İslam Hukuk Tarihi, Nesil Yayınları, İstanbul, 1989, ss. 175-176.
3) Mehmet Erdoğan, Vahiy-Akıl Dengesi Açısından Sünnet, 3. Basım, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul, 2009, ss. 281-282.
4) Hayreddin Karaman, İslam Hukukunda İctihad, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1975, ss. 175-182; H. Yunus Apaydın, “İctihad”, DİA, c. XXI, Ankara, 2000, ss. 437-439.
5) Karaman, İslam Hukukunda İctihad, ss. 183-203; Apaydın, “İctihad”, ss. 443-445.
~~~~ * ~~~~

     Bu konuda ölçülülük, makul, meşru ve dengeli bir şartlar listesi sunmaktır. (1) Bu şekildeki ölçülü davranış, Müslümanların bilimsel yeniliklere açık olduğu, İslam’ın her zaman ve zeminde uygulanmaya elverişli olduğu algısını oluşturabilir.

     III. Fıkıhta Ölçülülüğün İslam’ın Doğru Algılanmasına Pratik Açıdan Katkısı
     Fıkıhta ölçülülük, bireysel veya toplumsal boyutlarda kimi zaman ibadet ve hukuka ilişkin kural ve uygulamalara bağlı olarak İslam’ın doğru algılanmasına pratik açıdan katkı sağlamaktadır.

     1) İbadetler Açısından
     a) Namaz:
     İmamın namazı çok yavaş kıldırması veya kıraatte çok uzun bir sure okumak suretiyle uzatması ifrattır. Aksine imamın namazı çok hızlı kıldırması veya bazı sünnetleri göz ardı ederek kısaltması da tefrittir. Bu hususta ölçülülük, imamın namazı sünnete uygun bir şekilde cemaatin durumunu da gözeterek orta bir sürede kıldırmasıdır (2).
     Bu şekildeki ölçülü davranış, insan sevgisi, merhamet, çocuk, hasta, yaşlı vb. özel durumları olan insanların da cemaate teşvik edilmesi gibi güzelliklerin Müslümanlar için ibadet kadar önemli olduğu algısını oluşturabilir.

     b) Oruç:
     Kişinin, dinî, ailevi, toplumsal vb. görevlerini aksatacak şekilde çok oruç tutması ifrattır. Aksine dinî görev kapsamındaki oruçları özürsüz tutmamak da tefrittir. Bu hususta ölçülülük, meşru bir mazereti olmayan mükellefin dinen sorumlu olduğu oruçları tutması fakat savm-ı dehr (3) başta olmak üzere dinî, ailevi, toplumsal vb. işlerini aksatabilecek şekilde çok oruç tutmaktan sakınmasıdır (4).
     Bu şekildeki ölçülü davranış, Müslümanların aileye ve topluma verdiği değerin algılanmasını sağlayabilir.
~~~~ * ~~~~
     Yukarıdaki Bölümdeki Dipnotlar:
1) Benzer ifadeler için bk. Esen, Bilâl, Hanefi Usulcülerinde İctihad Teorisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 2012, ss. 116-122.
2) Hz. Peygamber’in (sav) namazını orta uzunlukta tuttuğuna dair bk. Müslim, “Cum’a”, 41. Ta’dîl-i erkân terkibi fıkıh terimi olarak namazın kıyam, rükû ve secde gibi rükünlerini yerli yerinde, acele etmeden ve sükûnet içinde yerine getirmeyi ifade eder. Kahraman, “Ta’dîl-i erkân”, s. 366.
3) Savm-ı dehr yasaklanılan bayram günleri de dâhil olmak üzere tam bir sene boyunca hiç ara vermeden oruç tutmaktır. Mehmet Erdoğan, Fıkıh ve Hukuk Terimleri Sözlüğü, Rağbet Yayınları, İstanbul, 1998, s. 397. Bu oruca savm-ı ebed de denilmektedir. Vecdi Akyüz, Mukayeseli İbadetler İlmihâli (İslam Fıkhında İbadetler), I-IV, İz yayıncılık, İstanbul, 1995, c. II, s. 392.
4) Hz. Peygamber’in (sav) gündüzleri sürekli oruçlu olan Abdullah b. Amr’ı (ra) uyardığına dair bk. Buhârî, “Savm”, 54. “Sürekli oruç tutan oruç tutmamış olur.” Buhârî, “Savm”, 57.
~~~~ * ~~~~

     c) Zekât:
     Kişinin, kendisini fakirleştirecek ölçüde veya malının tamamını zekât olarak vermesi ifrattır. Aksine kişinin hiç zekât vermemesi veya zekâtını eksik ödemesi de tefrittir. Bu hususta ölçülülük, mükellefin zekâtını meşru ve makul sınırlar içinde dengeli bir oranda vermesidir (1).
     Bu şekildeki ölçülü davranış, Müslümanların mala, fakirlere, aileye ve toplumsal adalete verdikleri önemin algılanmasını sağlayabilir.

     d) Hac:
     Hac sırasında büyük taşlar atmak ifrattır. Aksine hiç taş atmamak veya meşru olmayan cisimler atmak da tefrittir. Bu hususta ölçülülük, sünnete uygun şekil ve ölçüde taşların atılmasıdır. (2)
    Bu şekildeki ölçülü davranış, Müslümanların insana verdiği değerin ve merhamet duygusunun algılanmasını sağlayabilir.

     2) Hukuk Açısından
     a) Devletler hukuku:
     İslam devletinin, diğer devletlerle olan dostane ilişkilerini abartarak ülke menfaatlerinin zedelenmesine neden olması ifrattır. Aksine dost ülkelere dahi düşmanca davranmak da tefrittir. Bu hususta ölçülülük, dostluğun da düşmanlığın da kalıcı olmayabileceği ihtimaliyle temkinli hareket etmektir (3).
     Bu şekildeki ölçülü davranış, Müslümanların diğer ülkelerle dostane ilişkileri esas aldığı fakat menfaatlerini koruma noktasında da daima uyanık olduğu algısını oluşturabilir.

     b) Ceza hukuku:
     Kişinin nefsani arzularına aşırı düşkünlük göstermesi ve bu nedenle zina etmesi ifrattır. Aksine lezzet duyarsızlığı olarak ifade edilen durum ve bunun sonucu olarak helal olan ilişkilerden de kaçınması tefrittir. 
~~~~ * ~~~~
     Yukarıdaki Bölümdeki Dipnotlar:
1) Hz. Peygamber’in (sav) malının tamamını tasadduk veya vasiyet etmeyi yasakladığına dair bk. Buhârî, “Vesâyâ”, 2; Müslim, “Vesâyâ”, 7-8; Ebû Dâvûd, “Zekât”, 39. “Sadakanın hayırlısı, kişiyi fakir düşürmeyecek olanıdır.” Buhârî, “Zekât”, 18, “Vesâyâ”, 9; .Ebû Dâvûd, “Zekât”, 39.
2) Hz. Peygamber (sav), hac sırasında büyük taşlar atarak diğer insanlara zarar verebilecek kimseleri uyarmış ve bunun dince benimsenmeyen aşırı bir davranış olduğunu belirtmiştir. İbn Mâce, “Menâsik”, 63; Nesâî, “Menâsikü’l-hac”, 217.
3) “Sevdiğini ölçülü sev, belki bir gün düşmanın olabilir. Kızdığına da ölçülü kız, belki bir gün dostun olabilir.” Tirmizî, “Birr ve’s-sıla”, 60. “Düşmanını küçük gören aldanır.” İbn Hibbân, Ravzatü’l-ukalâ ve nüzhetü’l-fuzalâ, Beyrut, 1397/1977, s. 95.
~~~~ * ~~~~

     Bu hususta ölçülülük, helal sınırları içerisinde kalması, kendisine helal olanı haram kabul etmemesidir (1) Bu şekildeki ölçülü davranış, Müslümanların iffet anlayışının ve aileye verdiği önemin algılanmasını sağlayabilir.

     c) Aile hukuku:
     İddetin bir yıl gibi uzun bir süre olarak esas alınması ifrattır. Aksine kadının hiç iddet beklememesi veya yetersiz bir süre iddet beklemesi de tefrittir. Bu hususta ölçülülük, makul ve meşru bir süre iddet beklemektir (2
      Bu şekildeki ölçülü davranış, Müslümanların aile hayatına, vefa duygusuna ve iffet anlayışına verdiği önemin algılanmasını sağlayabilir.

     Sonuç
     Bu çalışmada öncelikle fıkıh edebiyatına ilave edilebilecek yeni kavramlar olan “fıkıhta ölçülülük”, “fıkıhta ifrat” ve “fıkıhta tefrit” tanımlanmış ve aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır. İslam’ın “doğru algılanması”, “algılanması” meselesinden daha önemlidir. Fıkıhta ölçülülük,
    İslam’ın Müslüman olsun olmasın bütün insanlar tarafından doğru algılanması imkânını sağlar.
     Ölçülülük, kaynak itibariyle ahlaki bir kavramdır. Dolayısıyla fıkıhta ölçülülük, kişinin ahlakını olumlu yönde etkilemesi nedeniyle doğru bir algının oluşmasına katkı sağlar.
     Fıkıhta ölçülülük, bireysel veya toplumsal boyutlarda kimi zaman fıkıh tarihi ve usulüne ilişkin düşünce ve kabullere bağlı olarak İslam’ın doğru algılanmasına teorik açıdan; kimi zaman da ibadet ve hukuka ilişkin kural ve uygulamalara bağlı olarak pratik açıdan katkı sağlamaktadır.
     Fıkıhta ifrat ve tefrit, İslam’ın yanlış algılanmasına yol açar. Bu nedenle bu iki aşırılıktan sakınmak gerekir.
    Fıkıhta ölçülülük, İslam’ın ve Müslümanların bilgi, tecrübe, düşünce özgürlüğü, hakikati arama duygusu, vefa, insan sevgisi, merhamet, aile, toplumsal adalet, dostluk, iffet vb. değerlere bakışının doğru olarak algılanabilmesini temin eder. İslam’ın her zaman ve zeminde herkesçe uygulanabilecek yegâne din oluşu gerçeğinin algılanabilmesi için fıkıhta ölçülülük ilkesinin bireysel ve toplumsal boyutta teorik ve pratik açıdan hayata geçirilmesinin çok büyük katkısı vardır.
~~~~ * ~~~~
     Yukarıdaki Bölümdeki Dipnotlar:
1) Ahlak kitaplarında “nefsani arzulara aşırı düşkünlük” anlamındaki şehvet gücünün ifratına şereh, Fârâbî’nin “lezzet duyarsızlığı” dediği tefritine humûd, dengeli ve ılımlı işleyişine de iffet denilmiştir. Mustafa Çağrıcı, “İffet”, DİA, c. XXI, Ankara, 2000, s. 506.
2) İslam öncesi Hicaz Arap toplumunda kocası ölen kadın bir yıl süreyle iddet bekler ve yas tutardı. Boşanmış kadınların ise iddet beklemesi ve yas tutması gerekli görülmezdi. Mustafa Baktır, “İhdâd”, DİA, c. XXI, Ankara, 2000, s. 530. İslam hukukuna göre kocası ölen kadın hamile değilse beklemesi gereken süre dört ay on gündür. el-Bakara 2/234. Boşanmış kadınlar hamile değilseler ve hayız da görüyorlarsa Hanefî mezhebine ve Hanbelî mezhebinde ağırlık kazana görüşe göre üç hayız süresince iddet beklerler. bk. Halil İbrahim Acar, “İddet”, DİA, c. XXI, Ankara, 2000, ss. 467-468.
~~~~ * ~~~~

     Kaynaklar
* “İfrat”, DİA, c. XXI, Ankara, 2000, s. 513.
* “Rezîlet”, DİA, c. XXXV, Ankara, 2008, s. 46.
* “Tefrit”, DİA, c. XL, Ankara, 2011, s. 281.
* Acar, Halil İbrahim, “İddet”, DİA, c. XXI, Ankara, 2000, ss. 466-471.
* Akdikmen, Resuhi - Uzbay, Ekrem - Özgüven, Necdet, Langenscheidt Standart Sözlüğü: English - Turkish Turkish - English, I-II (1 mücellette 2 cilt), 4. basım, İnkılap Kitapevi, İstanbul, 1989.
* Akyüz, Vecdi, Mukayeseli İbadetler İlmihâli (İslam Fıkhında İbadetler), I-IV, İz yayıncılık, İstanbul, 1995.
* Apaydın, H. Yunus, “İctihad”, DİA, c. XXI, Ankara, 2000, ss. 432-445.
* Ayverdi, İlhan, Asırlar Boyu Tarihî Seyri İçinde Misâlli Büyük Türkçe Sözlük, I-III, haz. Kerim Can Bayar, Kubbealtı Neşriyatı, İstanbul, 2005.
* Bakırcıoğlu, Rasim, Ansiklopedik Eğitim ve Psikoloji Sözlüğü, Anı Yayınları, Ankara, 2012.
* Baktır, Mustafa, “İhdâd”, DİA, c. XXI, Ankara, 2000, ss. 530-532.
* Baymur, Feriha, Genel Psikoloji, 4. basım, İnkılap ve Aka Kitabevleri, İstanbul, 1978.
* Bilmen, Ömer Nasuhi, Hukûk-ı İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhiyye Kâmûsu, I-VIII, Bilmen Yayınevi, İstanbul, 1985.
* Budak, Selçuk, Psikoloji Sözlüğü, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara, 2000.
* Buhârî, Muhammed b. İsmâil, el-Câmi'u's-sahîh, I-VIII, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1401/1981.
* Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, I-XXIV, Milliyet Gazetecilik A.Ş., İstanbul, 1992.
* Cürcânî, Seyyid Şerif, et-Ta'rîfât, nşr. Abdurrahman Umeyre, Âlemü'l-Kütüb, Beyrut, 1407/1987.
* Çağbayır, Yaşar, Ötüken Türkçe Sözlük: Orhun Yazıtlarından Günümüze Türkiye Türkçesinin Söz Varlığı, I-V, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2007.
* Çağrıcı, Mustafa – Uludağ, Süleyman, “İstikamet”, DİA, c. XXIII, Ankara, 2001, ss. 348-349.
* (-----), “Adâlet”, DİA, c. I, Ankara, 1988, ss. 341-343.
* (-----), “Cimrilik”, DİA, c. VIII, Ankara, 1993, ss. 4-5.
* (-----), “Da’vet”, DİA, c. IX, Ankara, 1994, ss. 16-19.
* (-----), “Fazilet”, DİA, c. XII, Ankara, 1995, ss. 268-271.
* (-----), “İffet”, DİA, c. XXI, Ankara, 2000, ss. 506-507.
* (-----), “İtidal”, DİA, c. XXIII, Ankara, 2001, ss. 456-457.
* (-----), “Medih”, DİA, c. XXVIII, Ankara, 2003, ss. 304-305.
* (-----), “Taassup”, DİA, c. XXXIX, Ankara, 2010, ss. 285-286.
* Çelik, İbrahim, “Taaddî”, DİA, c. XXXIX, Ankara, 2010, ss. 283-284.
* Durmuş, İsmail, “Mübalağa”, DİA, c. XXXI, Ankara, 2006, ss. 425-427.
* Ebû Dâvûd es-Sicistânî, es-Sünen, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1401/1981.
* el-Mevsû'atü'l-fıkhiyye, I-XLV, Vezâretü'l-Evkâf ve'ş-Şuûni'l-İslâmiyye, Küveyt, 1404/1983-1426/2006.
* Erdoğan, Mehmet, Fıkıh ve Hukuk Terimleri Sözlüğü, Rağbet Yayınları, İstanbul, 1998.
* (-----), İslam Hukukunda Ahkâmın Değişmesi, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul, 1990.
* (-----), Vahiy-Akıl Dengesi Açısından Sünnet, 3. Basım, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul, 2009.
* Esen, Bilâl, Hanefi Usulcülerinde İctihad Teorisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 2012.
* Günay, Hacı Mehmet (ed.), Günümüz Fıkıh Problemleri, 4. basım, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Yayınları, Eskişehir, 2013.
* Hançerlioğlu, Orhan, Ruhbilim Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1988.
* Harman, Ömer Faruk, “Dalâlet”, DİA, c. VIII, Ankara, 1993, ss. 427-428.
* Hökelekli, Hayati, “Duyu”, DİA, c. X, Ankara, 1994, ss. 8-12.
* İbn Hibbân, Ravzatü’l-ukalâ ve nüzhetü’l-fuzalâ, Beyrut, 1397/1977.
* İbn Mâce, es-Sünen, I-II, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1401/1981.
* İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid ve nihâyetü'l-muktesıd, I-II (1 mücellette 2 cilt), Kahraman Yayınları, İstanbul, 1985.
* İlmihâl, I-II, 6. basım, Divantaş, İstanbul, 1999.
* Kahraman, Abdullah, “Ta’dîl-i erkân”, DİA, c. XXXIX, Ankara, 2010, s. 366.
* Kallek, Cengiz, “İsraf”, DİA, c. XXIII, Ankara, 2001, ss. 178-180.
* Karaman, Hayreddin, “Fıkıh”, DİA, c. XIII, Ankara, 1996, ss. 1-14.
* (-----), Başlangıçtan Zamanımıza Kadar İslam Hukuk Tarihi, Nesil Yayınları, İstanbul, 1989.
* (-----), İslam Hukukunda İctihad, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1975.
* (-----), İslam’ın Işığında Günün Meseleleri, I-III, Nesil Yayınları, İstanbul, 1988-1992.
* Kılıçer, M. Esad, “Ehl-i re’y”, DİA, c. X, Ankara, 1994, ss. 520-524.
* Kutluer, İlhan, “Fesad”, DİA, c. XII, Ankara, 1995, ss. 421-422.
* Mutçalı, Serdar, İngilizce - Türkçe - Arapça Sözlük, Dağarcık Yayınları, İstanbul, 2001.
* Müslim b. Haccâc, el-Câmi'u's-sahîh, I-VIII, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1401/1981.
* Nesâî, es-Sünen, I-VIII, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1401/1981.
* Oxford Ansiklopedik Sözlük: İngilizce-Türkçe, I-IV, yay.y., İstanbul, ts., Sabah'ın hediyesidir.
* Öğüt, Salim, “Ehl-i hadîs”, DİA, c. X, Ankara, 1994, ss. 508-512.
* Rıza Tevfik Bölükbaşı, Kâmûs-ı Felsefe, haz. Recep Alpyağıl, Doğu Batı Yayınları, Ankara, 2015.
* Serahsî, Şemsüleimme, el-Mebsût, I-XXX (15 mücellette 30 cilt), 2. basım, Dârü'lMa'rife, Beyrut, 1406/1986.
* Seyyar, Ali, İnsan ve Toplum Bilimleri Terimleri, Değişim Yayınları, İstanbul, 2007.
* Şah Veliyyullah, Hüccetullâhi'l-bâliğa, I-II, nşr. Muhammed Şerîf Sükker, 2. basım, Dâru İhyâi'l-Ulûm, Beyrut, 1413/1992.
* Şâtıbî, İbrâhîm b. Mûsâ, el-Muvâfakât fî usûli'ş-şerî'a, I-IV, nşr. Muhammed Abdullâh Dirâz, Dârü'l-Ma'rife, Beyrut, ts.
* Şen, Cemalettin, “Şemsüleimme es-Serahsî’nin el-Mebsût Adlı Eserinin Hacmi Üzerine”, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, c. XXI, sy. 2, Bursa
* Şen, Cemalettin, Bilinç ve Etkisi: İslam Hukukunda Bilincin Hak ve Sorumluluklara Etkisi, Emin Yayınları, Bursa, 2010.
* Tirmizî, el-Câmi'u's-sahîh, I-V, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1401/1981.
* Uludağ, Süleyman, “Aşk”, DİA, c. IV, Ankara, 1991, ss. 11-17.
* Yavuz, Yusuf Şevki, “Gulüv”, DİA, c. XIV, Ankara, 1996, ss. 192-195.
* Zühaylî, Vehbe, el-Fıkhü'l-İslâmî ve edilletüh, I-VIII, 3. basım, Dârü'l-Fikr, Dımaşk, 1409/1989.
 
bus

31 Mayıs 2021 Pazartesi

YANLIŞ ALGILAR ve DOĞRU İSLÂM / Sayfa 55 - 70 / İslam Bütünlüğü Karşısında Kur’an ve Sünnet Birlikteliğini Sona Erdirme Çabaları

ULUSLARARASI SEMPOZYUM
YANLIŞ ALGILAR ve
DOĞRU İSLÂM
28-30 Ekim 2016
ŞanlıUrfa / TÜRKİYE
Sayfa: 55 - 70

İSLÂM ve KUR’AN

     İslam Bütünlüğü Karşısında Kur’an ve Sünnet Birlikteliğini Sona Erdirme Çabaları
Halit BOZ *

     Özet
     Asrımızda, İslam ümmetinin bütünlüğünü sarsmak için Oryantalistlerin öncülüğünde bazı Müslüman bilim adamları tarafından, bir konu üzerinde çok ciddi çalışmalar yürütülmektedir. O mesele de; Kur’an ve Sünnet bütünlüğünün zaruret olmadığına dair çabalardır.
     Bu sebeple, bildiride sünnetin hüccetini inkâr eden hareketlerin tarihteki temsilcilerinden ve savundukları görüşlerden kısaca bahsedilecek, Müslümanların bütünlüğünden doğacak gücün karşısında ne derece etkili oldukları örneklerle açıklanacaktır. Ayrıca, Kur’an-Sünnet bütünlüğünün zaruriliği delillerle sunulacak, bu bütünlüğün sadece Tefsir ve Hadis sahasında değil, diğer bütün İslami ilimler açısından da son derece elzem olduğu vurgulanacaktır. Özellikle de, günümüzde Müslümanlar arasında fitne çıkarmak için bu mevzu üzerinde niçin çok durdukları, örneklerle anlatılacaktır.

     Anahtar Kelimeler: Kur’an, Sünnet, Bütünlük.

In our era Termination
efforts in the face of the Qur'an and Sunnah,
the Islamic Unity Partnership
Abstract

     Our current century, by some Muslim scholars led by Orientalists to undermine the integrity of the Islamic is carried out serious work on the subject. It also matters; Qur'an and Sunnah are the efforts that have necessity of integrity.
     There fore, the report will be discussed briefly at the date of the opinion of the representatives of movements who reject the Sunnah of hücciyet and they defend against the forces arising from the integration of Muslims will be illustrated with examples of how effective they are.In addition, the integrity of the Qur'an al-Sunnah will be presented with evidence that the integrity not only in the field of commentary and Hadith, Islamic sciences will be emphasized that all the other also extremely essential terms. Especially nowadays among Muslims on this subject so why they stopped to remove corruption, it will be explained with examples. Keywords: Qur’an, Sunnah, Unity.

~~~ * ~~~ 
     Yukarıdaki Bölümdeki Notlar:
* Yrd. Doç. Dr., Artvin Çoruh Üniv. İlahiyat Fak. Temel İslam Bilimleri, Tefsir Bilim Dalı Öğretim Üyesi, halit6869@gmail.com.
~~~ * ~~~ 

     Giriş
     Yüce Allah’ın, Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini Hz. Muhammed’e indirmesiyle başlayan Kur’an ve Sünnet birlikteliği, İslami ilimlerin bütün sahasında kendini göstermiştir. Nitekim bu birliktelik, Müslümanların alakadar oldukları kanun koyma, hüküm verme ve kendi aralarında vuku bulan meseleler çözümünde v. b. gibi konularda yeğâne rehber olmuştur.
     Bir başka ifade ile Hz. Muhammed’den günümüze ve kıyamete kadar Müslümanlar, gerek ilmi gerekse diğer sahalarda, ihtiyaç duydukları hususların kaide ve kurallarını belirlemek, açıklamak ve uygulamak için başvurdukları ve başvuracakları merci, Kur’an ve Sünnet bütünlüğünden doğan ilimlerdir. Keza İslam âlimlerinin şimdiye kadar ortaya koyduğu yüzlerce eserden herhangi birini gözden geçirenler, ister ilim ve fikir adamı olsun ister olmasın, bu birlikteliğin hemen farkında olacaklardır.
     Şüphesiz İslam ümmeti, Kur’an ve Sünnet bütünlüğü İslami ilimlerin temel kaynağını teşkil ettiği için bu konuya çok önem vermişlerdir. Bu yüzden İslam âlimleri, Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelam v. b gibi ilimlerde bu hususu ele almış, Kur’an ve Sünnet birlikteliğine sık sık vurgu yapmışlardır. Kur’an ile Sünnet’in birbirinden ayrılmazlığını, bütünlüğünü ve birlikte ele alınması gerektiğini delilleriyle detaylı bir şekilde ortaya koymuşlardır. Hatta bu âlimlerden İbn Hazm; (1) Kur’an ve Sünnet arasındaki bütünlüğü bilmek farz-ı kifaye, bu bütünlüğü kabul etmek ise farz-ı ayındır demiştir. (2) Bu sebeple günümüzde bazı insanlar, yazılı ve görsel medya aracılığıyla bu birlikteliğin zaruri olmadığını söylerken, bu meseleye, itikadi açıdan bakmadıkları ve ya önemsemedikleri ortaya çıkmaktadır.
     Aslında açıklamalar kısmında olması gereken bu mevzuyu bizim hemen giriş kısmında ele almamızın sebebi, bu hususun müslümanların itikadi yönünü ilgilendirdiği için önem arz ettiğindendir. Bildirinin sadece birkaç sahifesini okuyanlara bu önemli noktayı hatırlatmak istediğimizden böyle bir metod seçtik. Önemine binaen bu değerli âlimimizin sözlerini aynen aktaralım.
     Şöyle diyor:
     “Eğer bir kişi kalkarda, biz sadece Kur’an’da bulduğumuzla amel ederiz derse, icma-i Ümmet kâfir olur. O takdirde bu şahsın biri; güneşin zevalinden karanlığına kadar, diğeri; fecr vaktindeki namazları kılması icab eder…” (3) İmam İbn Hazm’(4) ın sözlerinin açılımını yaparsak; Müslüman bir fert, sünneti inkâr edip sadece Kur’an ile amel ederim derse, Kur’an’da namaz ile ilgili ayetlere göre hareket edip ona göre namaz kılması gerekir. Ayetin meali şöyledir: “Güneşin zevalinden (öğle vaktinde Batı'ya kaymasından) gecenin karanlığına kadar (belli vakitlerde) namazı kıl. Bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazı şahitlidir.” (3) Buna göre sünnete tabi olmayı reddeden kişi, bu ayete dayanarak namazın beş vakit oluşunu asla çıkaramaz. Ancak Peygamberin Sünnetine tabi olursa bu bilgiye ulaşabilir. Dolayısıyla bu örnekteki Kur’an ve Sünnet bütünlüğünün zorunluluğundan doğan sonuca göre; te’vile, yoruma gerek olmadan bu kişinin ibadetlerinin Allah katında kabul olması için Peygamberin Sünnetine tabi olmaktan başka bir seçeneğinin olmadığı anlaşılmaktadır.

~~~ * ~~~ 
     Yukarıdaki Bölümdeki Notlar:
1) Günümüz âlimlerinden Yusuf el-Kardavi, İbn Hazm’ın fetvaları için “İbn Hazm’ın bu görüşleri kendi zamanını aştığı için şaz ve aşırı bulunmuş olabilir. Oysa her asra göre şaheser kabul edilebilecek fetvalarıda mevcuttur” demiştir. el-Kardavi, Yusuf, “Fıkhî MirasımızıYeniden Nasıl Gözden Geçirmeli ve Ele Almalıyız” Çev. Yusuf Işıcık, SÜİFD. sy. 2, Konya, 1986, s. 286. İbn Hazm hakkında geniş bilgi için Bkz. İbn Hallikan, Ebü’l-Abbas Şemsüddin Ahmed b. Muhammed b. Ebî Bekr, Vefeyâtü’l-‘Ayân ve Enbâî’z-Zaman, thk. İhsan Abbas, Beyrut, 1994, III,325; Zehebî, Şemsüddin Muhammed b. Ahmed, Tezkiratü’l-Huffâz, Haydarabat, 1955, III,1146; Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ, thk. Şuayb el-ArnavûtMuhamed Naim el-Arkavsî, Beyrut,1996, XVIII,184-185,188.
2) İbn Hazm, Ebu Muhammed Ali b. Ahmed el-Endülisî, el-İhkâm fi Usûli’l-Ahkâm, Dâru’l-âfâkı’l-cedîde, Beyrût ty, I, 98-99.
3) İbn Hazm, a.g.e. ,I, 99.
4) İbn Hazm’ın, hadislerin cerh ve ta’dili konusunda bilgi sahibi olduğu hakkında bilgi için Bkz. İbn Hacer, el-Askalânî, Şihabüddin Ahmed b. Muhammed Lisânü’l-Mîzân, thk. Muhammed Abdurrahman el-Maraşî, Beyrut, 1416/1996, IV,724-725.
5) İsra, 17/78
~~~ * ~~~ 

     Kur’an ve Sünnet birlikteliğinin zorunluluğundan bahsederken değişik açılardan bir takım anlayış ve yaklaşım farklılıklarıyla karşı karşıya kaldığımızı da belirtelim. Şayet bu husus açıklanmaz ise konunun güvenilirliğine zarar verebilir. Bundan dolayı kısaca bunları da açıklamakta fayda mülahaza ediyoruz. Nasıl ki herhangi bir ayrım yapmaksızın Sünnetin varlığını kabul etmeyen ve Kur’an’la yetinme yanlısı olan ifratçı görüşlere karşı tavır sergileniyorsa, aynı şekilde yine bir ayırım gözetmeksizin her çeşit rivayeti Sünnet olarak nitelendiren ve Sünneti Kur’an’dan önceleyen tefritçi görüşe karşı da tavır konulması gerektiğine inanıyoruz. Mesela, Yahya İbn Kesir’in “Sünnet Kur’an üzerine hüküm vericidir, fakat Kur’an Sünnet üzerine hüküm verici değildir” şeklindeki sözleri. Ahmed b. Hanbel’e ulaştığında, “Ben bunu söylemeye cesaret edemem fakat Sünnetin Kur’an’ı tefsir ve teybin ettiğini söylerim” (1) sözleriyle böyle bir düşüncenin yanlış olduğunu söylerken, aslında bu mesele de ehlisünnet’in diğer mezheplerinin de aynı fikirdeki görüşlerini ifade etmiştir. Başka bir örnek daha verecek olursak; Tabiin fakihlerinden Ebu Müslim’in; “Kur’an’ın Sünnet’e olan ihtiyacı Sünnetin Kur’an’a olan ihtiyacından daha fazladır” (2) ifadelerinde her ne kadar açıklamaya ihtiyaç olsa bile yine de bu yöndeki tefritçi görüşe örnek gösterebiliriz. Ancak Sünnet konusunda tefritte olanların sayısının son derece az, düşünce ve görüşlerinin de çok itibara alınmadığına şahit olmaktayız. 

~~~ * ~~~ 
     Yukarıdaki Bölümdeki Notlar:
1) Kurtubî, Ebû Abdillah Muhammed b. Ahmed, el-Câmiu li ahkâmi’l-Kur’an, Dâru’l kutubu’l-Mısrıyye, Kahire 1964, I, 39.
2) Zehebî, Muhammed Hüseyin, et-Tefsîr ve’l-Müfessirûn, Mektebetu Vehbe, Kahire ty. I, 43. 
~~~ * ~~~ 

     Buna mukabil özellikle asrımızda, İslam ümmetinin birliğine ve birliktelikte doğan gücün oluşumuna engel olmak için çok değişik entrikalar içinde yer alan Kur’an ve Sünnet birlikteliğini parçalama girişimleri, oryantalistlerce hız kazandırılmış bir faaliyet olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla İslam Ümmetinin bu sinsi tuzaktan beri olması için İslami ilimlerde ki, Kurân ve Sünnet birlikteliğinin zaruretinin şeri ve akli delillerinin tekrar açıklama zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır.

     1. Kur’an Ve Sünnet Birlikteliğinin Kur’an’daki Delilleri
     1. 1. Allah’a ve Resulüne İtaat
     Kur’an ve Sünnet, İslâm dininin iki temel kaynağını oluşturur. Herhangi bir mevzuda ileri sürülen fikir ve düşünce, Kur’an ve Sünnetten beslenmiyorsa Müslümanların nazarında kabul görmez, reddedilir. Kaynağını Kur’an ve Sünnet’ten alan konularda ise güvenilirliği açısında hadislerin sıhhatine bakılabilir. Hadislerin sıhhati noktasında tartışmalar, değişik görüş ve farklılıklar ortaya çıkabilir. Ancak, ilimlerin bağlayıcılığı noktasında Sünnetin reddi söz konusu olamaz. Şayet Sünneti inkâr ederse, O zaman İbn Hazm’ın dediği gibi ‘İcma-i Ümmet’ kâfir olur. İslam âlimleri, Meselenin bu kadar önemli olduğuna, Kur’an ve Sünnetten elde ettikleri delillerle varmışlardır. Bundan dolayı Kur’an ve Sünnet bütünlüğünün zaruri olduğuna, bu birlikteliğin dışında ki düşünce ve görüşlerin kabulünün asla mümkün olmadığına dair delillerin ortaya konulmasına ihtiyaç duyulmaktadır.
     Bundan sonra, Kur’an ve Sünnet bütünlüğünün Kur’an’daki delillerini şöyle özetleyebiliriz: Allah’a ve Resulüne itaat etmeyi emreden Kur’an’da ki ayetlerin (1) sayısı otuz kadardır. (2)
     “…De ki: "Ganimetler Allah'a ve Resûlüne aittir. O halde, eğer mü'minler iseniz Allah'a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin.” (3)
     “Ey iman edenler! Allah'a ve Resûlüne itaat edin ve (Kur'an'ı) dinlediğiniz halde ondan yüz çevirmeyin.” (4)
     “De ki: "Allah'a ve Peygamber'e itaat edin." Eğer yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allah kafirleri sevmez.” (5)
     İmam Kurtubî, ayette geçen “yüz çevirmeyi,” Allah ve Resulüne itaatten yüz çevirmek. Allah ve Resulünün emirlerini kabullenmemek olduğunu söyler. (6) Bu mevzuda Elmalılı da güncel bir örnekleme yaparak konunun önemine işaret etmiştir:“ Rivayet olunuyor ki, âyetin nazil olduğu zaman münafıkların başı Abdullah b. Übeyy, "Bakınız, Muhammed kendisine itaat ve ibadeti Allah'a taat gibi tutuyor ve bize, hıristiyanların İsa'yı sevdikleri şekilde kendisini sevmemizi emrediyor." demiş idi ki, bunun üzerine ikinci âyet nazil oldu. Ve

~~~ * ~~~ 
     Yukarıdaki Bölümdeki Notlar:
1) Bazı ayetler için Bkz. Nisâ: 4/59; Mâide: 5/92; Enfâl: 8/20, 46; Nûr: 24/54, 56; Muhammed: 47/33; Mücâdele: 58/13; Teğâbün: 64/12.
2) Abdulbâkî, Muhammed Fuâd, el-Mu’cemü’l-Müfehres, Dâr’ul-Hadîs, Kahire, 2001, s. 528-529.
3) Enfal, 8/1.
4) Enfal, 8/20.
5) Al-i İmran, 3/32.
6) Kurtubî, a.g.e., IV, 40.
~~~ * ~~~ 

öyle bir şüphenin yerinde olmadığını gösterdi.” (1) Böylece bütün söz ve davranışlarda, Hz. Muhammed’in yolunu takip etmeyenlerin O’nu sevmesi ve ona itaat etmesi söz konusu olamaz. Aksini iddia edenler yalancı konuma düşmüş olurlar. (2)

     1. 2. İttiba (Uyma) ve Hüküm
     İttibâ, uymak, izlemek, birinin veya bir şeyin peşine düşmektir. (3) Yüce Allah, İslam'la şereflenen Müslümanların bütün işlerinde kime ve ne şekilde uyması gerektiğini Kur’ân’ın birçok yerinde açık bir şekilde beyan etmektedir: “De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir." (4) Demek ki bu ayetin buyruğuna göre davranış, iş ve düşüncelerde Peygambere uymadan Allah’ın sevgisine ulaşılmaz. Şayet Allah sevgisine ulaşmak istiyorsa Hz. Muhammed’in Sünnetine ittiba etmesi gerekir. Keza Mü’min’in günahlarının bağışlanması için bu şartı yerine getirmesi zorunluluğu vardır. Allah’a ve Resulüne itaat edip, söz ve davranışlarında peygambere tâbi olan, ahlâk ve âdâbta ona uyanlar ise Allah’ın kendilerine nimet verdiği kimselerden kabul edilirler. (5)
     Ayrıca Kur’an, birçok ayette müminlerin Hz. Muhammed’in bütün hükümlerine, emir ve yasaklarına kabullenip teslim olmalarını emretmektedir. Çünkü bu, Müslüman sayılmanın temel şartlarından biri kabul edilmiştir: “Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.” (6) Nitekim mufessirlerden Elmalılı da; “Halbuki biz herhangi bir Peygamberi gönderdik ise, ancak Allah'ın izni ile itaat olunmak için göndermişizdir. Bundan dolayı Peygambere itaat, Allah'ın emrine itaat, ona isyan ise Allah'a isyandır. Hayır. Ey Muhammed! Rabbine yemin olsun ki, mümin olduklarını iddia edenler, mümin olamazlar, aralarında çatallanmış, çekişmeli işlerde seni hakem yapıp sana müracaat edinceye kadar. Sonra verdiğin hükümden gönüllerinde hiçbir sıkıntı hissetmesinler ve tam bir teslimiyetle açık ve gizli olarak sana boyun eğsinler. İşte o zaman gerçek mümin olurlar” (7) şeklinde açıklamasıyla Peygamberin koymuş olduğu hükme karşı gelmenin, kabullenmemenin insanın imandan çıkmasına vesile olduğunu vurgulamaktadır.

~~~ * ~~~ 
     Yukarıdaki Bölümdeki Notlar:
1) Yazır, Elmalılı M. Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili, sadeleştirenler: İsmail Karaçam ve arkadaşları, İstanbul, t.y., II, 343.
2) Kâsimî, Muhammed Cemâlüddîn, Mehâsinu’t-Te’vîl, el-Kâhira, 1957, III, 828.
3) Râgıb, el-Huseyn İbn Muhammed el-İsfehânî, el-Müfredât, Beyrut,1992, 162.
4) Al-i İmran, 3/31
5) Muhammed Habîbullah Muhtar, es-Sünnetü’n-Nebeviyye ve Mekânetuhâ fi Dav’i’l-Kur ani’l-Kerîm, Pakistan, 1407/1986, s. 36.
6) Nisa, 4/65.
7) Elmalılı, a.g.e., III, 278; Kurtubi, a.g.e., V, 173.
~~~ * ~~~ 

     Aynı minvalde Yüce Allah başka bir ayette de şöyle buyurmaktadır: “Allah ve Resulü herhangi bir meselede hüküm bildirdikten sonra, hiçbir erkek veya kadın 
müminin, o konuda başka bir tercihte bulunma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne isyan ederse besbelli bir sapıklığa düşmüş olur.” (1) Ayette net olarak anlaşıldığı üzere, Peygamberin verdiği hüküm ile Allah’ın verdiği hüküm arasında da bir farklılık arz etmemekte ve herhangi bir yoruma da mahal bırakmamaktadır. “Peygamber size ne verirse onu alınız, o sizi neden men ederse onu terk ediniz. Allah’a karşı gelmekten sakınınız. Muhakkak ki Allah’ın cezası pek çetindir.” (2) Asrımızda ki oryantalistler ve onların izinden giden bazı insanlar, bu ayetin sebeb-i nüzulünün ganimetlerin dağıtımı ile ilgili olduğu, dolayısıyla bu ayetin sünnetin hücciyyetine delil olamayacağını ileri sürmektedirler. Oysa Abdullah b. Mesud (r.a), dövme yapan kimselerin lanetlenmesiyle ilgili Kur’an’da bir ayet bulamadığını söyleyen kadına Hz. Peygamber’in (a.s) bu kimseleri lanetlediğini söylemiş ve “Peygamber size ne verirse onu alınız, o sizi neden men ederse onu terk ediniz. Allah’a karşı gelmekten sakınınız“ mealindeki bu ayeti okuyarak “Kur’an’ı hakkıyla okusaydın bunu görürdün” diye cevap vermiştir. (3) Bu ayetin bağlamından kopartılarak sünnetin hücciyyetine delil getirildiğini savunanlar herhalde ayetleri ve tefsirini, “Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a yemin ederim ki, nerede ve kimin hakkında indiğini bilmediğim hiçbir ayet yoktur” diyen, mufessirlerin hocası Abdullah İbn Mesud’dan daha iyi bildiklerini iddia edemezler. (4)
     Söz konusu bahse ilaveten Yüce Allah’ın: “Ey bizim Hakîm Rabbimiz! Onların içinden öyle bir resul gönder ki; Kendilerine Senin ayetlerini okusun, onlara kitabı ve hikmeti öğretsin Ve onları tertemiz kılsın. Muhakkak ki aziz sensin, hakîm sensin!” (5) ve “Gerçekten Allah, kendi içlerinden birini, onlara ayetlerini okuması, Onları her türlü kötülüklerden arındırması, Kendilerine kitap ve hikmeti öğretmesi için resul yapmakla, müminlere büyük bir lütuf ve inayette bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar besbelli bir sapıklık içinde idiler.” (6) Ayetlerinde bahsi geçen “hikmet” ifadesi, Kur’an’da yaklaşık yirmi yerde geçmekte olup, (7) sözlükte sağ görüşlülük, ariflik, bilgelik, feraset sahibi olma, adalet, ilim, hüküm, nübüvvet, gibi anlamlara geldiği pek çok âlim tarafından belirtilmiştir. (8)

~~~ * ~~~ 
     Yukarıdaki Bölümdeki Notlar:
1) Ahzâb: 33/36.
2) Haşr, 59/7.
3) Sâbûnî, Muhammed Ali, Safvetü’t-Tefâsîr, Dâru’s-Sâbûnî, Kahire 1997, III, 331.
4) Suyûtî, Ebu’l-Fazl Celâlüddîn Abdurrahman b. Ebu Bekir, el-İtkân fi Ulûm’il-Kur’an, el-Hey’etü’lMısrıyyeti’l-âmmeti li’l-Kitâb, 1394/1974, I, 38.
5) Bakara, 2/129.
6) Al-i İmran, 3/164.
7) Abdulbâkî, Muhammed Fuâd, a.g.e, 262.
8) Taberî, Ebû Cafer Muhammed b. Cerîr, Câmiu’l-Beyân fi Te’vîli’l-Kur’an, thk. Ahmed Muhammed Şâkir, Müessesetü’r-Risâle, 2000, V, 576; Zemahşerî, Ebu’l-Kasım, Cârullah Mahmûd b. Ömer, elKeşşâf an hakâiki’t-Tenzil ve Uyûni’l-Ekâvîli fi Vücûhi’t-Te’vîl, Dâru’l-Kütübi’l-Arabiyye, Beyrût, 1987, I, 316; Râgıb, Müfredâtü elfâzı’l- Kur’an, 1972, 127.
~~~ * ~~~ 

     Bunun yanında, hikmet kavramının yukarıda geçen anlamları dışında sünnet anlamına geldiğini söyleyen devrin en önemli âlimlerine rastlamak mümkündür. Bu konunun önemine binaen bir iki imamın görüşlerini aktarmak fayda teşkil edeceği kanaatindeyiz.
     Bazı ayetlerde “Sünnet” anlamına geldiğini söyleyen âlimlerden İmam Şafii: (1) “Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitap ve hikmeti öğreten, bilmediklerinizi öğreten bir resul gönderdik” (2) buradaki “hikmet” ifadesinin sünnet olduğunu belirtmiş, (3) Aynı şekilde Katade de, “Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin âyetlerini kendilerine okuyacak, onlara Kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder” (4) ayetinde geçen ‘hikmet’ sözcüğünün anlamının Sünnet olduğunu söyler. (5) Ayete göre Kur’an ve hikmetin yani Sünnetin, bilmediklerimizi bizlere öğreten, kötülüklerden temize çıkaran görevi varsa Mü’min biri, nasıl olur da Kur’an’ı Sünnetten ayırma teşebbüsünde bulunabilir, ya da bu gibi düşüncelere kapılabilir?

     2. Sünnetten Deliller
     Sünnettin Kur’an’dan ayırmanın imkânsızlığını bizlere bildiren bizzat Resulullah (s.a.s.)’in kendisidir. Sünnetin hücciyeti ve Kur’an ile Sünnetin ayrılmaz bir bütün olduğuna dair şer’i delillerden, tartışma götürmeyen gayet açık olan Peygamberin iki hadisiyle bu hususu açıklamakla yetineceğiz.
     Birincisi, Hz. Muhammed’in Muaz b. Cebel’i Yemen’e vali tayin etme hadisidir. Şöyle ki; Hz. Peygamber (a.s) Muaz b. Cebel’i (r.a) Yemen’e gönderirken, kendisine bir dava geldiğinde nasıl hareket edeceğini sormuş, Muaz (r.a) Allah’ın (c.c) kitabına göre hüküm vereceğini söylemiştir. Resûlullah (a.s) “Eğer Allah’ın (c.c) kitabında bulamazsan ne yapacaksın?” diye sorunca Muaz (r.a), “O zaman Resûlullah’ın (a.s) sünnetine göre hükmederim” demiştir. Allah Resûlu (a.s) son olarak ikisinde de bulamazsa ne yapacağını sormuş, O da içtihadı ve anladığıyla hükmedeceğini söylemiştir. Bunun üzerine Allah’ın Resûlü sevinerek Muaz b. Cebel’in (r.a) göğsüne vurmuş ve “Allah’a (c.c) hamdolsun ki Allah elçisinin elçisi, Allah Resûlü’nün (a.s) rızasına uygun konuştu” buyurmuştur. (6)

~~~ * ~~~ 
     Yukarıdaki Bölümdeki Notlar:
1) Ayrıca İmam Şafii, er-Risale adlı kitabında hikmet kelimesinin hangi ayetlerde sünnet anlamına geldiğini açıklamıştır. Bkz. eş-Şâfiî, Ebû Abdillâh Muhammed b. İdrîs b. Abbâs, er-Risâle, Mektebetu’l-Halebî, Mısır,1940, s. 73.
2) Bakara, 2/151.
3) Kâsimî, a.g.e., I, 309.
4) Bakara, 2/129.
5) el-Hâzin, Ebü’l-Hasen Alâüddîn Alî b. Muhammed b. İbrâhîm, Lübâbü’t-Te’vîl, Dâru’l-kütübi’lilmiyye, Beyrût, t.y., I, 82.
6) Ebû Dâvûd, Süleymân b. el-Eş‘as b. İshâk es-Sicistânî el-Ezdî, Sünen,Kitâbu’l-Akdiye, 11, elMektebetü’l-asriyye, Beyrût, ty. ; Tirmizi, Ebû Îsâ Muhammed b. Îsâ b. Sevre, Sünen, Ebvâbu’l-Ahkâm, 3, Mısır, 1975; Dârimî, Ebû Muhammed Abdullāh b. Abdirrahmân b. el-Fazl, Sünen, Kitâbu’l-ilm, 5, Riyad, 2000. 
~~~ * ~~~ 

     İkinci hadis ise, Malik b. Enes’in kitabında derlediği hadistir: “Aranızda iki şey bıraktım, onlara sarıldığınız müddetçe doğru yoldan sapmazsınız. Allah’ın (c.c) kitabı ve nebisinin sünneti” (1) buyurmuştur. Bu hadis hakkında İbn Abdi’l-Berr, “Bu hadis ilim ehli yanında neredeyse isnad sorulmayacak derecede şöhret bulmuştur” demektedir. (2) Dolayısıyla bizim bu hadisten çıkardığımız mefhum, Kur’an ve Sünnetin; İslami ilimlerin her alanında temel kaynak oluşturduğu, dolayısıyla bunları temel kaynak göstermeden başka referanslara dayanarak hazırlanan bilgi ve belgelerin İslam Ümmetinin yanında hiç kıymeti olmadığı gerçeğidir.

     3. İslami İlimlerin Anlaşılmasında Kur’an ve Sünnet Birlikteliğinin Gerekliliği
     3.1. Mücmeli Beyan:

     Sünnetin en önemli vazifelerinden biri, Kur’an’daki mücmelleri açıklaması ve bu vesileyle Yüce Allah’n emir ve yasaklarının Müslümanların anlamasını sağlamasıdır. Çünkü mücmel, bir mânâya delâleti açık olmayan, maksadın kesin olarak anlaşılması için açıklanması gereken söze denir. Böylece ayetin mücmel olmasının birden çok sebebi olabilir. (3) Keza fıkıh usulü kitaplarında mücmelin hükmü ve çeşitleri hakkında detaylı bilgilere rastlamak mümkündür. (4) Bütün bu çalışmaların amacı, Kur’an’ın içindeki ayetlerin hangisinde mücmellik bulunduğu ve bu mücmel ayetlerin hangi sünnet ve hadisle açıklandığı hususunda gayet ciddi çalışmanın içine girerek İslam ümmetinin istifadesine sunmaktan ibaret olmuştur.
     Şüphesiz Bu mevzunun anlaşılması için verilebilecek en güzel örnek namazdır. Örneğin; Kur’an’ın namazla ilgili emirleri mücmeldir. Çünkü Kur’an, namazın nasıl kılınacağını, kaç vakit ve kaç rekât olduğu, farzlarının, vâciblerinin ne olduğunu, namazı bozan ve bozmayan şeyleri bize açıklamaz. Hz. Peygamber: “Beni nasıl namaz kılarken görüyorsanız siz de öylece namaz kılınız” (5) buyurmak suretiyle, hem bizzat göstererek hem de gerekli açıklamaları yaparak namaz emrini beyân etmiştir.
     Ayrıca, sadece namazla ilgili değil İslam’ın diğer ibadetlerin açıklanmasında da Sünnete ihtiyaç duyulur. Peygamberin Sünneti olmadan ibadetlerin tam olarak yerine getirilmesi mümkün değildir. Mesela zekât ibadeti. Sünnet’e başvurmadan zekâtın bütün uygulamalarını yerine getirmek söz konusu olamaz. Zekâtın miktarı, hangi ürünlerden ne kadar verileceği gibi hususlar Sünnet ile anlaşılır.

~~~ * ~~~ 
     Yukarıdaki Bölümdeki Notlar:
1) Malik b. Enes b. Malik, Muvatta, Kitâbu’l-Kader, 3. Beyrut, 1985.
2) İbn Abdi’l-Berr, Ebu Ömer Muhammed en-Nemerî, et-Temhîd lima fi’l-Muvatta, thk: Mustafa b. Ahmed el-Ulvî, Muhammed Abdulkebîr el-Bekrî, Vizâretu umûmi’l-evkâf ve’ş-şuûni’l İslâmiyye, Fas, ty. XXIV, 331.
3) Suyûtî, el-İtkân fî ulûmi’l-Kur an, el-Kâhira, t.y., II, 18-19.
4) Bilmen, Ömer Nasuhi, Hukuku İslâmiyye ve Istılahâtı Fıkhiyye Kamusu, İstanbul, 1967, I, 79.
5) Buhârî, Muhammed b. İsmâil, el-Câmiu’s-Sahîh, Edeb 27, Çağrı Yayınları, 1992; Müslim, Müslim b. el-Haccâc b. Müslim el-Kuşeyrî, el-Câmiu’s-Sahîh, Salâ 42, Dâru ihyai’t-türasi’l-Arabî, Beyrût, ty.
~~~ * ~~~ 
     Yine Hac ile alakalı bütün kaide ve kurallar sünnet ile bilinir. Nitekim Hz. Muhammed: “Haccınızın (menâsik) benden alınız” (1) “emriyle görevlilere öğretilmiş, hatta yazılı talimat haline getirilmiştir. Kur’an’da farz kılınmış olan oruç emrinin detaylarıyla ilgili bilgileri de yine Resûl-i Ekrem’in sünnetinden öğrenmekteyiz.” (2) Keza Kur’an’ın pek çok ayetini açıklayan bu yöndeki hadislere İslami kaynaklarda rastlamak mümkündür. (3)

     3.2. Ammı Tahsis:
     Kur’an’da bir takım lafızlar vardır ki genel hüküm ifade ederler. Mesela Allah, boğazlanmadan ölmüş hayvanların etlerini ve kanlarını haram kılmıştır. (4) Bu genel bir hükümdür. Sünnet amm olan bu hükmü tahsis ederek çekirgenin ve balığın ölüsünün helal olduğunu belirtmiştir. (5) Bu gibi örneklere İslami eserlerde bolca rastlamak mümkündür. (6)

     4. Hadis ve Sünneti İnkâr Eden Hareketler ve Onlara Reddiyeler.
     Hz Muhammed’den sonra, İslam Ümmetinin birlikteliğini parçalamak, aralarına nifak sokmak, yaşantı tarzlarını Resulullah (s.a.s.)’den uzaklaştırarak kendilerine benzetmek ve her alanda sömürmek v. b. gibi nedenlerden dolayı Sünneti Kur’an’dan ayırma çabaları hiç durmamış, Sahabeden günümüze kadar bu uğraşlar süregelmiştir.
     Ancak İslam düşmanları ve oryantalistler, asırlardan beri bu uğraşlarından hiç vazgeçmedikleri gibi zaman zaman da bazı sözde Müslüman yazarları saflarına almayı başarmışlardır. Özellikle günümüzde küresel güçler, böyle düşüncelerle Müslümanları kendi aralarında tartışmaya sürükleyerek, Müslüman ülkelerin yer altı ve yer üstü doğal zenginliklerini sömürdüler ve sömürmeye devam etmektedirler.
     Şimdi, bu düşünceleri ortaya koyan olayları, tarihsel kronolojiye göre özetini verecek olursak; Hz. Muhammed’den hemen sonra vuku bulan bu rivayet, Kur’an ve Sünnet bütünlüğünü parçalama gayretlerinin ilk örneklerini oluşturmaktadır. “Bir gün bir adam sahabeden İmran b. Husayn’a (ö.52/672) gelerek bir mesele sordu. İmran b. Husayn o konuda bilgi verirken soran adam ona sadece Kur’an’dan bahsetmesini başka bir şeyden bahsetmemesini söyledi. Bunun üzerine İmran b. Husayn kızarak: “Sen ahmak bir adamsın! Öğle namazının dört rekât olduğunu ve onda kıraatın açıktan olmayacağını Kur’an’da buldun mu?” diyerek diğer namazları, zekâtı ve benzeri konuları saydı ve “Bütün bunları ayrıntılı olarak Kur’an’da bulabiliyor musun? Allah’ın kitabı hüküm koymuş, Sünnet de bunu tefsir etmiştir” dedi.” (7)

~~~ * ~~~ 
     Yukarıdaki Bölümdeki Notlar:
1) Nesâî, Ebû Abdirrahmân Ahmed b. Şuayb b. Alî, Sünen, Menâsik, 220, Halep, 1986.
2) Küçük, Raşit “Kur’an Sünnet İlişkisi ve Birlikteliği” Sünnetin Dindeki Yeri, ed. İsmail Lütfi Çakan, Ensar Yayınları, İstanbul 1998, s. 121-162.
3) Geniş bilgi için Bkz. Buhârî, Diyât, 6; Müslim, Kasâme 25; Zehebî, et-Tefsîr ve’l- Müfessirûn, I, 48-53.
4) el-Mâide, 5/ 3.
5) Ebû Dâvud, Taharet, 41; Tirmizî, Taharet, 52; İbn Mâce, Taharet, 38; İbn Mâce, Et’ime, 31.
6) en-Nûr, 24/ 2; Müslim, Hudûd, 13; Ebû Dâvud, Hudûd, 23; İbn Mâce, Hudûd, 7; Nisâ, 4/ 86; Ebû Dâvud, Harâc, 20; Şâfıî, er-Risâle, s. 64-73; Bilmen, a.g.e.,I, 69.
7) Hatîb el-Bağdâdî, Ebu Bekr Ahmed b. Ali b. Sabit, el-Fakîh ve’l-Mütefakkih, thk: Ebu Abdurrahman Adil b. Yusuf el-Ğarrâzi, Dâru ibni’l-Cevzî, Riyad, 2000, I, 237; Şâtıbî, , İshâk İbrâhîm İbn Mûsâ, elMuvâfakât fi usûli’l Ahkâm, thk. Abdullah Dırâz, Kahire, t.y. IV, 344.

     Tabiin döneminde buna benzer bir olay da şöyle vuku bulmuştur: Mutarrif b. Abdullah eş-Şıhhîr, kendisine, “Bize sadece Kur’an’dan haber ver” diyen kimseye, “Allah’a (c.c) yemin olsun ki biz Kur’an-ı Kerim’e bir alternatif getirme arzusunda değiliz. Biz sadece Kur’an’ı bizden daha iyi bilen birine müracaat etmeyi irade ediyoruz” şeklinde cevaplarken Kur’an’ı en iyi anlayan ve açıklayanın, Hz. Muhammed olduğuna işaret etmiştir. (1)
     Aynı şekilde İmam Şafii’nin ‘Cima’u’l-ilm’ adlı eserinde, sünnetin değerini yeterince kavrayamamış, Kur’an’ın her alanda kedisine yeterli geleceği kanaatini taşıyan bir kişi ile yaptığı tartışması mevcuttur. (2) Ancak hemen belirtelim ki, ilk zamanlarda günümüzde olduğu gibi sünnetin huccetini kökten inkâr eden onu reddeden sistemli bir oluşumun varlığında söz edemeyiz. Bunun bireysel bazda ya da küçük gruplar halinde olduğu bilinmektedir.
     Buna mukabil 19. ve 20. asırlardan itibaren sistemli bir biçimde Sünnetin dini bağlayıcılığı kökten reddedip, Kur’an ve Sünnet bütünlüğünü inkâr hareketleri, modern dönemde İslam ülkelerinin bazılarında ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Batıda sanayi devriminin gerçekleşmesiyle, felsefi, siyasi ve sosyal alanlarda batı, daha çok Müslüman ülkelerle diyaloğa geçmiş her alanda İslam Ümmetini etkilemeyi başarmıştır. İşte tam da bu ortamda ortaya çıkan Muhammed Abduh, Reşid Rıza, Ebû Reyye gibi şahıslar, hadislerin rivayetleri sağlam bir mesnede dayanmadığı için sünneti reddetme yoluna girmişlerdir. (3) Muhammed Abduh, Müslümanların bu asırda Kur’an’dan başka önderleri olmadığını söylemiş, (4) O’nu takip eden bazı talebeleri de Sünnet’in bağlayıcılığını sadece Peygamberin zamanına has olduğunu söylemişlerdir. (5)
     Diğer yandan bu hareketlerin çıkış zamanı, batı medeniyetinin diğer dünya ülkelerini sömürmeye başladığı döneme denk gelir. Özellikle sanayi devriminden sonra batılı ülkelerin Müslüman devletleri üzerinde siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarda tahakküm kurmasından sonra İslam ümmetinin içinde böyle akımların zuhurunda, ister kültürel anlamda isterse politik anlamda olsun müsteşriklerin etkisinin olması kaçınılmaz bir gerçekliktir. Müslümanların içerisinde çıkıp sünneti reddeden akımlara kapı aralayan akımların temsilcilerine dönecek olursak, görüyoruz ki onlar; hadislerin isnadlarının sağlam olmadığından hüccet oluşturamayacağını çünkü Peygamber  zamanında hadislerin yazılmasının bizzat Hz. Muhammed tarafından yasaklandığını söylemektedirler. 

~~~ * ~~~ 
     Yukarıdaki Bölümdeki Notlar:
1) Şâtıbî, a.g.e, IV, 344.
2) Bkz. eş-Şâfiî, Cimâ’u’l-İlm, Dâru’l-Âsar, 2002, yy., 4-10.
3) Bağçivan, Kur’an Sünnet Bütünlüğünün Şer’i Delilleri, YÜİİFD, Yıl: 1, Sayı: 1, Temmuz- Aralık, 20015, 141.
4) Ebu Reyye, Muhammed, Edvau ele’s-Sünne, 6. Baskı, daru’l-Mearif, Mısır, ty. 78-79.
5) Soysaldı, H. Mehmet, Kur’an Sünnet İlişkisi, FÜİFD, 7 (2002) s. 15; Murat Şimşek, Tarihi Süreçteki Gelişimi Açısından Hz. Peygamber’in Tasarruflarının Tasnifi, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, 2010, sy. 15, s. 332-333; Özafşar, Mehmet Emin, Mehmet Görmez, “Ebu Reyye ve Kitabı Üzerine”, İslami Araştırmalar, 1991, Cilt 5, sy. 1, s.64.
~~~ * ~~~ 

     Ancak Peygamberin hadis yazmaya izin verdiği hatta hadis yazmağa teşvik edici hadislerinden bahsetmemektedirler. Kaldı ki Hz. Muhammed’in hadislerin yazılmasını yasaklaması hususunu İslam âlimleri gayet güzel bir şekilde sebeplerini açıklamış ve bu yasağın herkese şumul olmadığını delilleriyle ispatlamışlardır. Örnek verecek olursak, hadislerin yasaklanması döneminde Abdullah b. Amr, hadisleri yazmaya devam ederken bazıları onu şikâyet edince Abdullah b. Amr bu işten vazgeçer ve durumu Hz. Muhammed’e bildirir. Bunun üzerine Hz Muhammed: “Yaz! Canımı gücü ve kudretiyle elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, buradan haktan başka bir şey çıkmaz” buyurdu. (1) Bu rivayetten anlaşılıyor ki Hz. Muhammed, Kur’an ile hadisleri birbirinden ayırt edici özelliklere sahip tıpkı Abdullah b. Amr gibi sahabilere hadis yazmayı yasaklamamıştır. Keza İslami kaynakların konuya taalluk eden bahislerinde bu konu etraflıca ele alınmıştır. İsteyen herkes bu bilgilere rahatlıkla ulaşabilir.
     Yine Hz. Muhammed’in yazmaya izin verdiği hadislere, Ebu Hureyre’den rivayet olunur ki: “Mekke fethedildiği zaman Hz. Peygamber (s. a. v) kalktı ve bir hutbe irat buyurdu. Ebu Şah denen Yemenli bir adam ayağa kalkarak “Ya Resulallah! Bana (bu hutbeyi yazın)” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s. a. v) “Ebu Şah için bu hutbeyi yazın” buyurdu” (2)
     Başka bir hadis’e gelince: “Ensar’dan bir adam, Hz. Peygamber (s. a. v)’in mescidinde oturur, Hz. Peygamber (s. a. v)’den hadis dinler, (hadis dinlemek) hoşuna gider ama ezberleyemezdi. Hz. Peygamber (s. a. v)’e bu durumdan yakındı ve şöyle dedi: “Ya Resulallah! Ben sizden hadis dinliyorum, hoşuma gidiyor, fakat ezberleyemiyorum. ” Bunun üzerine Hz. Peygamber (s. a. v) “Elinin yardımına müracaat et” buyurdu ve eliyle yazıyı işaret etti. ” (3) Bu hadisten de anlıyoruz ki Hz. Muhammed bizzat kendisi, ashabını hadis yazmaya teşvik etmiştir.
     Ayrıca Kur’an ve sünnet bütünlüğüne karşı gelenlerin argümanlarından birisi de, yukarıda da bir cümle halinde geçtiği üzere hadisler, Peygamberin vefatından iki veya üç yüz sene sonra yazılmaya başlanmış, dolayısıyla hadislerin ekseriyetinin isnadlarında problem olduğu iddiasında bulunmalarıdır. Ancak böyle düşüncelere sahip insanların bu hususlarda derinlemesine araştırma yapmadan sathi düzeydeki bilgilere dayanarak bu gibi görüşleri ileri sürmektedirler. Ancak Muhammed Hamidullah, (4) 

~~~ * ~~~ 
     Yukarıdaki Bölümdeki Notlar:
1) İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, IX, 49; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned, II, 162, 192; Ebû Dâvud, İlim, 3; İbn Abdilber, a.g.e., I, 299-300.
2) Buhari, ilim, 40; Muslim, Hacc, 82; Ebu Davud, Menasik, 90, Tirzimi, ilim,
3) Tirmizi, ilim, 12.
4) Muhammed Hamidullah, Muhtasar Hadis Tarihi ve Sahife-i Hemmam ibn Münebbih, Çev. Kemal Kuşçu, Beyan Yayınları, 2007, s. 71. 
~~~ * ~~~ 

     Hemmam b. Münebbih’in Sahifesi (1) üzerinde derinlemesine bir inceleme yaparak bu iddiaların yanlış olduğunu ispatlamaktadır.
     Muhammed Hamidullah’ın, İbn Hacer’in Fethu’l-Bari’sini kaynak göstererek aldığı şu hadis, (2) meselenin anlaşılmasında önemli yer kapsadığı düşüncesindeyiz. Hadis şöyledir; “El-Hasan ibn. Ömer Ümeyye ed-Demri şöyle söylüyor: ‘ebu Hureyre’ye hadis tekrar ettim, onu bilmediğini söyledi. Şöyle dedim; ben bunu senden işittim. Şöyle cevap verdi; eğer onu benden işittin ise benim yazdıklarımın arasında olması lazımdır. Sonra kolumdan tuttu, evine götürdü. Orada bana çok sayıda hadis kitabı gösterdi.(Kütüben Kesiren) ve sözkonusu hadisin yazılısını buldu ve bana; eğer bu hadisi ben rivayet ettiysem, mutlaka benim yazdıklarımın arasında bulunması lazımdır, demedim mi sana? Dedi.” (3) Bu hadis, hadislerin Peygamberden 200 sene sonra yazılmaya başlandığı şeklindeki iddialarını tamamen çürütmektedir. Çünkü hadiste, Peygamberin en yakın sahabisi olan Ebu Hureyreye ait hadisleri cem eden kitapların varlığından haber vermektedir.
     Buna ilaveten burada üzerinde durulması gereken bir başka nokta da Peygamberin en yakınında bulunan meşhur Sahabi Ebu Hureyre’nin, Hemmam b. Münebbih için hadislerin içerisinde yüz kırk hadisi seçerek bir kitap haline getirip ona vermesidir. (4)
     Hemmam b. Münebbih’in sahifesi diye meşhur olan bu hadis kitabı, aslında Ebu Hureyre’nin kendisine ait bir kitaptır. Ancak Hemmam’ın bu eseri saklayıp gelecek nesillere aktarmasındaki gayretinden dolayı onun ismiyle meşhurlaşmıştır. Bize kadar eksiksiz bir şekilde gelen bu eser, Hadis kaynakları içerisinde en eskisidir. (5) Bu eseri ‘Kütübi Sitte’ sahipleri, eksiksiz bir şekilde bir harfini, bir noktasını bile değiştirmeden nakletmişlerdir. (6)
     ‘Hemmam b. Münebbih’in es-Sahifesi,’ tek başına bile,Kur’an ve Hadis bütünlüğüne karşı gelenlerin ileri sürdükleri delillerini çürütmektedir. Onlar, Hadislerin Peygamberden 200 sene sonra yazılmaya başlandığını söylüyorlar. Oysa eksiksiz şekilde, bir değişikliğe uğramadan günümüze kadar ulaşan bu kitap, Hz. Muhammed’in sürekli yakınında olan Ebu Hureyre’ye ait olduğundan İslam âlimleri hiç kuşku duymamışlardır. Dolayısıyla bu rivayete göre hadisleri yazma ve bir araya toplama işi, Sahabilerin zamanında yapılan bir iş olduğu anlaşılmaktadır.

~~~ * ~~~ 
     Yukarıdaki Bölümdeki Notlar:
1) Detaylı bilgi için Bkz. Muhammed Hamidullah, a.g.e..
2) İbn Abdi’l-Berr, a.g.e. , I, 4.
3) Hamidullah, a.g.e. , 70. Ayrıca yazar, Ebu Hureyre’nin hadis kitapları hakkında dört örnek daha vermektedir. Geniş bilgi için Bkz. Hamidullah, a.g.e. ,68-69.
4) Hamidullah, a.g.e. ,71.
5) Hamidullah, a.g.e. ,70.
6) Hamidullah, a.g.e. ,72. 
~~~ * ~~~ 

     Sonuç
     ‘Çağımızda İslam Bütünlüğü Karşısında Kur’an ve Sünnet Birlikteliğinin Sona Erdirme Çabaları’ başlığı taşıyan bu bildiri, Kur’an’ı Kerim’e karşı şaibe oluşturmanın asla mümkün olmadığını bilen Oryantalistler ve onları takip eden ümmet’in içinden bir takım gruplar, Sünnet’in Kur’an’la birlikte kaynak oluşturmayacağını, çünkü hadis kaynaklarının güvenli olmadığına Müslümanları inandırmak için ileri sürdükleri delillere karşı, Kur’an ve sünnet ve İslam âlimlerinin görüşleri kaynak alınarak daha önce yapılan reddiyelerin tekrarı niteliğini taşımaktadır. Çünkü İslam âlimlerinin birçoğu, bu hususu, detaylı bir şekilde açıklamış ve İslam ümmetinin istifadesine sunmak için değerli eserlerine de almışlardır. Ancak İslam Ümmetinin içinde bulunduğu kötü durumu fırsat bilerek bu meselenin son zamanlarda çeşitli medya aracılığıyla tekrar gündeme getirilmesi, konunun tekrarının ve hatırlatılmasının zaruretini doğurmuştur.
     Bu itibarla bildiride sünnet karşıtlarının ileri sürdükleri delillerine karşı Kur’an ve Sünnetten, ayrıca İslam âlimlerinin görüşlerinden kısaca cevaplar verilmiştir. Böylece Oryantalislerin ve onları takip eden zümrelerin Sünnete dil uzatırken söylediklerinin hiçbir ilmi ve akli dayanaklarının olmadığı görülmüştür. Hal böyle iken bunların iddialarında ısrar etmelerinin pek çok sebepleri vardır. Kanaatimize göre bu sebeplerin arasında, İslam’a karşı duydukları kıskançlık psikolojisi yatmaktadır.
     Bir başka ifade ile başta Allah’ın vahyi ve Resulullah’ın sünneti olmak üzere İslam’ın sunduğu bütün bilgiler, sağlam belge ve delillere dayandığı halde ellerindeki dinlerinin yapısında böyle bir şeyin söz konusu olmadığı ilmi otorite sahipleri tarafından bilinen bir gerçektir. Bu iddiamıza destek olacak müsteşrik Rodinson’un sözünü burada aktarmak yerinde olacaktır. Şöyle diyor: “Bazı Oryantalistler, İslam’a karşı ileri sürdükleri eleştirileri kendi dinlerine yapsalardı, acaba ellerinde ne kalırdı.” Keza günümüzde ellerinde mevcut olan kitapları, hiçbir belgeye dayanmayan bilgilerden ibarettir.
     Buna mukabil bu bildiride de anlaşılmıştır ki, İslami kaynakların hepsi, sağlam belge ve bilgilere dayanmaktadır. Hal böyle olunca bu tür mesnedsiz iddialarda bulunanların amacı, ümmetin birlikteliğini parçalayarak, dikkatlerini başka yönlere çekip ilmi dayanaktan yoksun konularla onları meşgul ederken. Müslümanları madden sömürmek, manen de ahlaksızlığa sürüklemek ve kendi kültürlerinin etkisine almak gibi nedenler yatmaktadır.
     Netice olarak diyebiliriz ki, Resulullah’tan günümüze kadar İslam ümmeti, Kur’an ve Sünnet birlikteliğinden doğan prensipleri kabul etmiş, bunlara muhalif olan görüşlere asla itibar etmemiştir. Bunlara karşı söz söyleyenlere cevabımız Yüce Allah’ın kelamıyla olsun: “Onların söylediklerinin seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Doğrusu onlar seni yalanlamıyorlar, aksine zalimler, aslında Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar.”(En’am, 6/33)

     Kaynakça:
  * Abdulbâkî, Muhammed Fuâd, el-Mu’cemü’l-Müfehres, Dâr’ul-Hadîs, Kahire, 2001.
  * Bağçivan, Kur’an Sünnet Bütünlüğünün Şer’i Delilleri, YÜİİFD, Yıl: 1, Sayı: 1, Temmuz-Aralık, 2015.
  * Bilmen, Ömer Nasuhi, Hukuku İslâmiyye ve Istılahâtı Fıkhiyye Kamusu, İstanbul, 1967.
  * el-Buhârî, Muhammed b. İsmâil, el-Câmiu’s-Sahîh, Edeb 27, Çağrı Yayınları, 1992.
  * Dârimî, Ebû Muhammed Abdullāh b. Abdirrahmân b. el-Fazl, Sünen, Riyad, 2000.
  * Ebû Dâvûd, Süleymân b. el-Eş‘as b. İshâk es-Sicistânî el-Ezdî, Sünen, elMektebetü’l-asriyye, Beyrût, ty.
  * Ebu Reyye, Muhammed, Edvau ele’s-Sünneti, 6. Baskı, daru’l-Mearif, Mısır, ty.
  * Habîbullah Muhtar, es-Sünnetü’n-nebeviyye ve mekânetuhâ fi dav’i’l-Kur’ani’lKerîm, Pakistan, 1986.
  * Hatîb el-Bağdâdî, Ebu Bekr Ahmed b. Ali b. Sabit, el-Fakîh ve’l-mütefakkih, (thk: Ebu Abdurrahman Adil b. Yusuf el-Ğarrâzi), Dâru.
  * İbn Abdi’l-Berr, Ebu Ömer Muhammed en-Nemerî, et-Temhîd lima fi’l-Muvatta, (thk: Mustafa b. Ahmed el-Ulvî, Muhammed Abdulkebîr el-Bekrî), Vizâretu umûmi’levkâf ve’ş-şuûni’l İslâmiyye, Fas, ty.
  * İbni’l-Cevzî, (2. bs.), Riyad, 2000.
  * İbn Hacer, el-Askalânî, Şihabüddin Ahmed b. Muhammed Lisânü’l-Mîzân,(thk. Muhammed Abdurrahman el-Maraşî), Beyrut, 1416/1996.
  * el-Hâzin, Ebü’l-Hasen Alâüddîn Alî b. Muhammed b. İbrâhîm, Lübâbü’t-Te’vîl, Dâru’l-kütübü’l-ilmiyye, Beyrût, ty.
  * İbn Hallikan, Ebü’l-Abbas Şemsüddin Ahmed b. Muhammed b. Ebî Bekr, Vefeyâtü’l-‘Ayân ve Enbâî’z-Zaman ,(thk. İhsan Abbas), Beyrut, 1994.
  * İbn Hazm, Ebu Muhammed Ali b. Ahmed el-Endülisî, el-İhkâm fi Usûli’lAhkâm, Dâru’l-âfâkı’l-cedîde, Beyrût ty.
  * İbn Mâce, Ebû Abdillâh Muhammed b. Yezîd Mâce el-Kazvînî, Kahire, 1952.
  * el-Kâsimî, Muhammed Cemâlüddîn, Mehâsinu’t-te’vîl, el-Kâhira, 1957. 
  * el-Kardavi, Yusuf, “Fıkhî MirasımızıYeniden Nasıl Gözden Geçirmeli ve Ele Almalıyız”(çev. Yusuf Işıcık) SÜİFD. sy. 2, Konya, 1986.
  * Kurtubî, Ebû Abdillah Muhammed b. Ahmed, el-Câmiu li ahkâmi’l-Kur’an, Dâru’l kütübü’l-Mısrıyye, Kâhire 1964, I, 39.
  * Küçük, Raşit “Kur’an Sünnet İlişkisi ve Birlikteliği” Sünnetin Dindeki Yeri, (ed. İsmail Lütfi Çakan) Ensar Yayınları, İstanbul 1998.
  * Malik b. Enes b. Malik, Muvatta, Beyrut, 1985.
  * Muhammed Hamidullah, Muhtasar Hadis Tarihi ve Sahife-i Hemmam ibn Münebbih, Çev. Kemal Kuşçu, Beyan Yayınları, 2007.
  * Murat Şimşek, Tarihi Süreçteki Gelişimi Açısından Hz. Peygamber’in Tasarruflarının Tasnifi, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, 2010.
  * Müslim b. el-Haccâc b. Müslim el-Kuşeyrî, el-Câmiu’s-Sahîh, Dâru İhyai’tTürasi’l-Arabî, Beyrût. ty
  * en-Nesâî, Ebû Abdirrahmân Ahmed b. Şuayb b. Alî, Sünen, Halep, 1986.
  * Özafşar, Mehmet Emin, Mehmet Görmez, “Ebu Reyye ve Kitabı Üzerine”, İslami Araştırmalar, 1991.
  * Râgıb, el-Huseyn İbn Muhammed el-İsfehânî, el-Müfredât, Beyrut,1992.
  * Sâbûnî, Muhammed Ali, Safvetü’t-Tefâsîr, Dâru’s-Sâbûnî, Kahire 1997, III, 331.
  * es-Sananî, Muhammed İbn İsmâîl, Sübülü’s-selâm, Beyrut, 1960.
  * Soysaldı, H. Mehmet, Kur’an Sünnet İlişkisi, FÜİFD, 7 (2002).
  * Suyûtî, Ebu’l-Fazl Celâlüddîn Abdurrahman b. Ebu Bekir, el-İtkân fi Ulûm’ilKur’an, el-Hey’etü’l-Mısrıyyeti’l-âmmeti li’l-Kitâb, 1974.
  * eş-Şâfiî, Ebû Abdillâh Muhammed b. İdrîs b. Abbâs, er-Risâle, (thk: Ahmed Şakir), Mektebetü’l-Halebî, Mısır, 1940.
  * Camiu’l-İlm, Daru’l-Asar, 2002, y. y.
  * eş-Şâtibî, Ebû İshâk İbrâhîm İbn Mûsâ, el-Muvâfakât fi usûli’l ahkâm, thk. Abdullah Dırâz, Kahire, t.y.
  * Şimşek, Murat, Tarihi Süreçteki Gelişimi Açısından Hz. Peygamber’in Tasarruflarının Tasnifi, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, 2010.
  * Taberî, Ebû Cafer Muhammed b. Cerîr, Câmiu’l-Beyân fi Te’vîli’l-Kur’an, (thk. Ahmed Muhammed Şâkir), Müessesetü’r-risâle, 2000.
  * Tirmizi, Ebû Îsâ Muhammed b. Îsâ b. Sevre, Sünen, Mısır, 1975. 
  * Yazır, Elmalılı M. Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili, sadeleştirenler: İsmail Karaçam ve arkadaşları, İstanbul, t.y.
  * Zehebî, Şemsüddin Muhammed b. Ahmed, Tezkiratü’l-Huffâz, Haydarabat,1955.
  * Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ, (thk. Şuayb el-Arnavût-Muhamed Naim el-Arkavsî), Beyrut,1996.
  * Zemahşerî, Ebu’l-Kasım, Cârullah Mahmûd b. Ömer, el-Keşşâf an hakâiki’tTenzil ve Uyûni’l-Ekâvîli fi Vücûhi’t-Te’vîl, Dâru’l-Kütübi’l-Arabiyye, Beyrût, 1987.
 

02 - 07 Temmuz İstanbul & Güneydoğu Anadolu - GAP Turu

02 - 07 Temmuz Güneydoğu Anadolu - GAP Turu 3 Gece Otel Konaklamalı 5 Gün Gezi       Mezopotamya, bazı kaynaklarda medeniyetlerin beşiği ola...